Anasayfa arrow YAZARLAR arrow ALİ EMİROĞLU arrow AKLIMA GELİVERDİ
AKLIMA GELİVERDİ Yazdır E-posta
24 11 2007

Bu günlere nasıl geldik? Bu soru aklıma geliverdi. Aslında, halk eğitimi konusu üzerinde bir çalışma yaparken, İttihat ve Terakki’nin halk hizmetleri konusu üzerinde duruyordum. İşte o sırada, bu yazacağım ve herkesin okumasını istediğim konu aklıma geliverdi. Bu konuyu 40 senedir düşünmüş te değilim.

Benim İttihat ve Terakki mensupları için hassasiyetim vardır. Bu insanları severim. Bunlar, imparatorluk batırmışlardır falan ama, bu imparatorluğun batma zamanı gelmişti. Fransız ihtilalinden sonra, Osmanlı İmparatorluğu’nu köhne halinde ayakta tutma imkanlarını bilmiyorduk. Yani, İttihatçılar olmasa bile, bizim yaşlı imparatorluğumuz batacaktı. İttihat ve Terakki zihneyeti olmasa, belki, şimdiki Cumhuriyetin bile sahibi olmuş olmayacaktık. Kurtuluş Savaşı’nı yapanların topu, İttihat ve Terakki partisinin ikinci grubu idi. Mustafa Kemal ve İsmet Paşa da ittihatçı idiler.

Pek çok ittihatçı da tanıdım. Zaman zaman, bu bilgilerimi ve görgülerimi basına da intikal ettirmişimdir. Yazacaklarımı yazmış olabilirim. Şimdi aklıma birden geliverdi. Eskiden yazdımsa bile, bunu tekrar yazmakta fayda görüyorum.

Bu tanıdığım ittihatçılardan birinden duyduklarımı yazıyorum. İleri gelenler arasında idi. Kendisini belki Alacahöyük kazılarında tanımış olabilirim. O zaman ben, ortaokul öğrencisi idim. Belki de, çiçeği burnunda doktor olarak, bu yaşlı zatı, Ceylanpınar çiftliğinde tanıdım. Bunları hatırlamıyorum. Fakat, bana anlattıklarını doğru olarak hatırlıyorum.

İttihatçılar iktidara geldikleri ve ikinci meşrutiyeti ilan ettikleri zaman, Türkiye’de sanatkar Türk bulunmuyor. Sanat, ticaret hep Ermeni, Rum ve Musevi vatandaşlarımız elinde. Türkler ne yapıyorlar? Denirse, onların da çobanlık, çiftçilik ve cephelerde askerlik yaptıklarını söyleyebiliriz.

İşte böyle bir devirde, İttihat ve Terakki Meclisi Umumisi, 2000 Türk çocuğu topluyor. Bunları parti merkezinde misafir ediyor. Kılık kıyafetleri düzeltiliyor. Yetkililer tarafından bizzat, bu Türk çocukları, sanatkarlara teslim ediliyor. Sanatkarların hemen hepsi, yukarda yazdığımız gibi, Türk olmayan unsurlardan teşekkül ediyor.

Size, bu yerleştirişi iyi anlatabilmek için, örnek olarak bir kuyumcuyu alıyoruz. Bir ittihatçı ileri gelen, iki Türk çocuğunun elinden tutup bir kuyumcunun dükkanına geliyor. İttihatçı oturuyor. Çocuklar, ne olup bittiğinden haberleri olmadan ayakta bekliyorlar. İttihatçı ileri gelen, yani Merkezi Umumi azası olan zat, kuyumcu ustasıyla konuşuyor. Diyor ki: “Bu iki çocuğu size çırak olarak getirdim. Sanatınızı bu iki çocuğa, üç sene zarfında öğretecek ve ellerine bir diploma verecekiniz. Bunların haftalık maaşlarını Merkezi Umumi ödeyecek ve size yük olmayacaktır. Bu çocuklar, usta olduktan sonra da, burada, İstanbul’da dükkan açmayacaklar. Anadolu’ya gideceklerdir. Bu bakımdan da, size rakip olmayacaklardır. Bunlara sanatını öğrettiğinde, sana teşekkürlerimizi sunacağız. Bu çocuklara sanatını öğretmezsen, dükkanının önünde seni ipe asacağız.” diyor. İttihatçı ileri geleni “anladın mı?” diye de sorusunu sormaktan geri durmuyor. Sonra da, iki çocuğu dükkanda bırakarak, kapıyı kapayıp Merkezi Umumi’ye dönüyor.

Yukarıya yazdıklarımız aynen oluyor. İttihat ve Terakki fırkası, gizli olarak kontrollerini de yapıyor. Zamanı gelince de, bu Türk çocukları, kimin yanına bırakılmış ise, o sanatı öğrenmiş olarak diplomasını alıp Meclisi Umumi’ye geliyor.

Bunları bana anlatan İttihatçı zat, bu ülkede Türk sanatının ve ticaretinin temellerinin böyle atıldığını ve bu 2000 Türk çocuğunun, yazdıklarımızın esasını teşkil ettiklerini bildiriyor.

Celal Bayar da, dayısından bu bilgiyi almış olacak ki, İzmir’de açtığı Demiryolu okulunda aynı prensipleri tatbik etmiştir. Eğer, Celal Bayar bu işi yapmamış olsa idi, Kurtuluş Savaşı döneminde, elimizde olan trenleri işletmemiş ve istifade etmemiz mümkün olmayacaktı. Kurtuluş Savaşı esnasında, Osmanlı vatadaşı olan Rumların hemen hepsi, Yunan ordusu ile işbirliğine girmiş bulunuyordu. Erkek Rumlar Yunan ordusunda askerlik yaptıkları gibi, çekiliş esnasında da Türk köy ve şehirlerinin yakılmasında ve yıkılmasında görev almışlardı. Mübadele bu işbirliğinden dolayı olmuştu. Mübadele olmasa, şimdi, Anadolu’da tam 15 milyon Rum vatandaşımız olacaktı. Olacaktı ne demek? İzmir’de bir Rum devleti kurmayı da onlar isteyeceklerdi. Rumlar da, kendilerini ifade etme sevdasına düşeceklerdi. Bunun için, onlar da daha çok demokrasi isteyeceklerdi. Bana öyle geliyor ki, daha çok demokrasi istemeyen, yalnız Türkmenlerdir. Türkmen, kendisini nasıl ifade edeceğini bile bilmiyor denebilir.

 
< Önceki   Sonraki >
 

SİTE İÇİ ARAMA

 
 

ÜYE GİRİŞ / ÇIKIŞ






Kayıp Parola?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol

 

Gazete Oku

Son Eklenen 5 İlan

BAY ELEMAN
İş Verenler (07.10.2008)
ACİL SATILIK BÜROLAR
Satmak Istiyorum (07.10.2008)
satlık daire
Satmak Istiyorum (07.10.2008)
DENEYİMLİ ŞOFÖR ALINACAK
İş Verenler (06.10.2008)

 
= Fotoğraf Var

SİTE ZİYARETÇİLERİMİZ

Şuanda 67 misafir ve 3 üye bağlı
  • ebuzer
  • bulentgocmen
  • aynur

SİTE SAYFA SAYACI


Başlangıç 01.01.2007

RSS / XML

   Basın ve Yayın   Free Page Rank Tool

             

Ip Adresiniz: 38.103.63.61