|
Gündem yoğun!
RTE, Buş’la buluştu, konuştu.
Sen Teksaslıysan ben de Kasımpaşalıyım demiş
Nelerden sonra…
Güney Anadolu’dan dört şehidimiz daha geldi. İçimiz yandı.
Sınır ötesi tansiyonu düştü.
Barzani ve Talabani’nin açıklamalarını uzun uzun dinledik ekranlardan. Sevinçliydiler.
Suudi kralı geldi geçti, bir protokol skandalı yaşattı. Efendi ülkelere gittiğinde ise süngüsü düştü.
Alayıvala ile Perez ve Abbas’ı ağırladı Türkiye. Kronik düşmanlar sanki birden bire barışıverdiler.
Bir şeyler oluyor belli! Önemli bir şeylere doğru yelken açıyor dünya…
Kaygılar ve karamsarlıklar giderek artıyor.
Bir şeyler olacak!
Bütün bu toz duman arasında Ecevit’i andık vefatının birinci yılında.
DSP’nin Genel Başkanı Sezer, Ecevit’i anma panelinde “katılımcı demokrasi” dedi.
Çok önemli bir kavram ama bir o kadar da risk taşıyor. Elle tutulur, gözle görünür hale getirmek gerek.
Parlamenter demokrasiye sivil toplum örgütlerinin katkı sağlaması…
Yani kanunlar yapılırken birtakım çevrelere danışılması…
İnsana, “iyi bir şey” dedirtiyor.
AKP zaten uyguluyor.
Oysa pek o kadar iyi bir şeymiş gibi görünmemesi gerekir.
Çünkü sivil toplum örgütleri ve popüler üniversiteler pek bağımsız değil. Çoğunlukla düşünce kuruluşları, toplum mühendisleri, medya bağımsız değil.
Hibe yardımları, proje desteklemeleri
Hepsi küreselleşmeci.
Küresel sermaye çıkarına kanunlar çıkarsa, hemen akla “hak” ve “halk” nerededir sorusu geliveriyor.
Sezer, DSP’nin kuruluşunun kutlandığı gün yayınladığı bildiride biz, “çünkü biz, gücümüzü yine hak’tan ve halk’tan alıyoruz” diyor.
Sezer, “halkçı uygulamalarından, sosyal politikalarından ve dış politikadaki dik duruşlarından” söz ediyor.
Diyor ki Sezer, “Kötü bir süreç yaşıyoruz. O yüzden kaygılıyız. Ekonomik açıdan sıkıntılıyız; milyonlarca insanımız aç, milyonlarca insanımız işsiz, milyonlarca insanımız çalıştığı hâlde geçim sıkıntısı çekiyor. Esnafımız, çiftçimiz, memurumuz, işçimiz, emeklimiz, sanayicimiz büyük zorluklar yaşıyor. Yatırım yok, istihdam yok, üretim yok… Hemen herkes geleceğine kuşkuyla, kaygıyla bakıyor.”
Peki neden?
“Uluslararası boyuttaki bir kundaklamayla bugün yaşadığımız kara ve talihsiz günlerin zeminini hazırlamışlardır.”
Artık PKK’ya destek AB-D’den geliyor deniyor. Adını koymak gerekmez mi?
“Türkiye alternatifsiz değildir. Alternatif Demokratik Sol Parti’dir.”
“Atatürk’ün izinde ve Ecevit’in ışığında yolumuza devam edeceğiz.”
Atatürk’ün izi, Ecevit’in ışığı!
Yine ete kemiğe büründürelim.
Atatürk’ün en büyük izi “bağımsızlık”tır.
Ecevit’in ışığı “halkçılık”
Günümüz moda kavramı ise, “katılımcı demokrasi”
Parlamenter demokrasinin suyu mu çıktı?
Rahmetli Ecevit, demokrasinin bol olduğu zaman demokrasiyi konuşmanın aymazlığına vurgu yapmıştı. Ne zaman? Demokrasiyi çok konuşanların sustukları zaman… O tek başına demokrasi mücadelesi verendi.
Bugün demokrasinin bolluğu var; herkesin dilinde demokrasi, çiklet gibi çiğniyor.
Katılımcı, hatta ve hatta daha da tehlikelisi çoğulcu demokrasidir.
Bağımsızlıklarını yitirmiş örgütlerin, küresel güç odakları sözcülerinin katkısıyla çıkarılacak kanunlar, bağımlılığı daha da artırırken yoksulluğu derinleştirecektir.
1917’de Çarlık Rusya’sında sosyalizmi iktidara getiren “köylülere bedava toprak vereceğiz” sloganı olmuştu.
Bunu ben demiyorum, Atatürk’ün 1932’den itibaren vefatına kadar liselerde okuttuğu tarih kitabında yazıyor.
Ecevit Yetmişli yıllarda, “toprak işleyenin su kullananın” demişti. Cesurca.
Hakka ve halka dayanan somut, cesur slogana ihtiyaç var.
DSP’nin iktidar olmak gibi bir hedefi varsa, korkusuzca o sloganı bulup, etkin propaganda kadrolarıyla, propaganda minibüsleriyle, kapı kapı propagandaya koşmaya ihtiyaç var.
Hem halk için var, farkına varmak için.
Hem DSP için var, iktidar olmak için.
Oy aslanın midesinde.
Uzanıp onu oradan alacak etkin kadrolara ihtiyaç var.
İnanmıyorum, inanmak istemiyorum, işitiyorum, DSP’nin tepesinde kavga var.
Olmasın!
Yoğun gündem arasında bir de bu vardı.
|