|
Bugün, Melike İlgün’ü konuk ediyorum. 6 Kasım’da yayımlanan yazısı. Okuyamayanlar için…
* * *
“Sindiremiyorum…
8 Türk askerinin esir alınmasını zaten içime sindiremedim. Onları, esir alındıktan 15 gün sonra, üç DTP’li vekilin gidip teslim almasını içime sindiremedim. Teslim alırken Türk askerinin dirsek teması hizaya girip DTP’lilerle kameraların önünde öpüşmesini içime sindiremedim. Hele Türk askerinin 12 arkadaşını şehit eden PKK'nın kadın teröristleriyle güle oynaya vedalaşmasını hiç içime sindiremedim.
Bütün bunlar olurken orada bir de Öcalan'ın resmi olmasını içime sindiremedim. Öcalan'a terörist diyemeyen üç DTP’linin " Teslim aldığımız yeri bilmiyoruz" deyip, buna inanmamızı beklemesini içime sindiremedim. Aptal yerine konmayı içime sindiremedim. Bu vekillerin maaşının benim vergimle ödenmesini içime sindiremedim.
Orada "PKK’lıları bulamıyoruz" diyen Irak hükümetinden bakanların olmasını içime sindiremedim. PKK’lıların, DTP’lilerin ve Iraklı bakanların orada bir kağıda imza atmasını, o kağıtta ne yazdığını kimsenin bilmemesini içime sindiremedim. Bu teslim alma şovunun PKK tarafından kare kare fotoğraflanıp gururla dünyaya servis edilmesini içime sindiremedim. Askerlerin nedense "Başbakanın ABD'ye ifade verme gezisi" öncesi verilmesini içime sindiremedim. ABD'ye hala stratejik ortak denilmesini içime sindiremedim. Erdoğan'ın her fırsatta Bush'un ayağına gitmesini içime sindiremedim. Hele hele askerlerin "alınması" değil de "verilmesini" hiç içime sindiremedim.
Türk askerine "milli müdafaya hıyanet" davası açılmasını, onlardan birinin bile hain olabilme ihtimalinin varlığını içime sindiremedim. "Askerlerin kurtulmasına sevinemedim" diyen bakan Mehmet Ali Şahin'e hak vermeyi içime sindiremedim. Bu rehin asker krizinden PKK'nın her anlamda karlı çıkmasını, Kandil Dağı'na gelen yabancı gazeteciler aracılığıyla resmen propaganda yapıp bir de sempati toplamasını içime sindiremedim.”
* * *
Ya siz. Sizler sindirebildiniz mi?
|