|
Göründüğü gibi olan, olduğu gibi görünen, politikacı olmayan bir politikacımızı, bir bilim insanımızı, Prof. Dr. Erdal İnönü’yü yitirdik. Tanrı’nın nurları üzerine yağsın…
Erdal İnönü gibi değerler kolay yetişmiyor.
Ulusal basında, Rahmetliyle ilgili o kadar güzel şeyler yazıldı, o kadar güzel şeyler anlatıldı ki, ben yazmasam da olur diye düşündüm ama sonra rahatsız oldum. Vefa duyularım ayaklandı.
Rahmetliyle ilgili bir şeyler yazmaya, onu köşemde anmaya zorunlu hissetim kendimi.
Dün ulusal gazetelerin birinin başlığında, “İlk ve son kez omuzlara alındı” yazıyordu. Bir süre o başlığa kilitlenip kaldım. Sadece o başlık bile, dolukmama yetti.
* * *
Rahmetli, olgunluğun ve alçak gönüllüğün doruğuna ulaşmış bir insandı. Özellikle bu yönünden çok etkilenirdim.
Devlet adamlarımızı, siyasetçilerimizi, bilim insanlarımızı ya da ne bileyim, makam mevkii sahibi atanmışlarımızı, seçilmişlerimizi… şöyle tek tek gözümün önüne getiriyorum da; Rahmetli daha bir gözümde büyüyor.
Şimdi isim verdirmeyin bana; siz de farkındasınızdır elbet; daha dün siyasete başlayan, bir anda ne oldum delisi olan, bastığı yeri görmeyen siyasetçilerin tavırlarını, şöyle bir gözünüzün önüne getirin.
İnsanlara, nasıl da “yüksek dağları ben yarattım” havasında bakıyorlar değil mi!?…
Sözde tüm siyasetçiler, tüm seçilmişler, tüm atanmışlar ya da tüm kurum yöneticileri; demokrat, hoşgörülü, alçakgönüllü, olgun, dert babası, halk adamı, hizmet adamı v.s, v.s dir. Ama özde, (tamamına yakını) gördüğümüz, bildiğimiz yurdum siyasetçisidir.
İşte Rahmetli Erdal İnönü, o yurdum siyasetçilerinin arasında, çölde açmış bir çiçek gibi hemen göze batıyordu.
Erdal Bey gibi insanlar yetiştirmesini becermiyoruz. Beceremediğimiz için de bu durumdayız.
Türkiye’nin tüm kurumlarının ve de Türk siyasetinin, Erdal İnönü gibi, “olduğu gibi görünen, göründüğü gibi olan, halkına tepeden bakmayan, halkına güven veren, hoşgörülü, alçakgönüllü görevlilere, bürokratlara ve siyasetçilere gereksinimi var.
Oysa şu an ülkenin tüm kurumlarını, habis bir ur gibi takiyyeci görevliler ve siyasetçiler(!) sarmış durumda..
Türk siyaseti, “özü ve sözü bir” siyasetçi yokluğu içinde kıvranıyor.
* * *
Rahmetli Erdal İnönü’yle ilgili çok şey anlatıldı, çok şey yazıldı.
Ben birinden çok etkilendim. Onu sizlerle paylaşmak istiyorum.
Erdal İnönü, 16 Mayıs 1950’de, CHP’nin kaybettiği seçimlerden hemen sonra, yurt dışından babası İsmet İnönü’ye bir mektup yazıyor.
İşte o mektuptan, kısa özet bir bölüm;
“Sevgili Babacığım,
(…) Akşam gazetelerinde biraz havadis vardı. Gazeteler, Malatya’dan seçildiğinizi, fakat genel sonucun 150’ye karşı 300 civarında olduğunu, yazıyordu. Geçmiş olsun.
Ne kadar ihtiyatlı beklenmiş olursa olsun, gene de bir şok etkisi yapmıştır mutlaka. Umarım şimdiye kadar hepsi geçmiş, neşeniz yerine gelmiştir. Teferruattan haberim yok tabii.(…)
Bir haberde de seçimlerin gayet muntazam geçtiğini; büyük bir çoğunluğun, seçimlere katıldığını okudum, çok sevindim.
Asıl başarı bu işte. Netice itibariyle memleketimizde demokrasi olduğunu dünyaya ispat edecek kesin olay, düzgün, hadisesiz bir iktidar partisi değişmesi geçirmekti. (…)
Demokrasi kazandı, gerisinin ne önemi var, canınız sağ olsun.” (*)
Şimdi sorarım size; günümüzde hangi siyasetçinin oğlu, seçim kaybeden babasına, “Demokrasi kazandı, canın sağ olsun” diyebilir!?
Ya da demokrasiye, bu denli inanmış bir tavır sergileyebilir, bu denli katıksız demokrat olabilir!?
Kendi payıma, ben diyemem.
Ben kabullenemem. Tıpkı AKP’nin son seçim zaferini(!) kabullenemediğim, içime sindiremediğim gibi.
Not. Mektup, Vatan Gazetesi Köşe Yazarı Mustafa Mutlu’nun köşesinden alınmıştır.
|