|
Gelen misafirleri ağırlayacak yerimizin çoğalmasından beri, uluslar arası toplantıların yapıldığı memleket olduk diyebiliriz. Koca İstanbul valisi rahmetli Lütfi Kırdar, Taksim bahçesinde yaptırdığı Taksim Gazinosu için büyük eleştirilere muhatap olmuştu. Bir yabancıyı götürmek için başka yerin olmadığından çok şikayet etmiştir. Bu gazinoya bir akşam ben gittim; basit bir yerdi. Mönü de iki buçuk lira idi. Bu mönü ile doymanız dahi mümkündü. Sandoviçin büyüğünü sadece Bill Clinton mu aramıştır sanıyorsunuz!
Bu gün, yazımızın daktiloya geçirildiği 3 Kasım günü, İstanbul’da Irak’a komşu ülkelerin dışişleri bakanları toplantısı var. Bu toplantıya, bayan Condelezza Rice da katılıyor. Kararlar alınacak ve sayın Başbakanımız, Amerika’ya hareket edecekler. Siz bu yazıyı okuduğunuz sırada büyük randevuları da gerçekleşmiş olacak. Dünyanın en kudret sahibi insanıyla konuşacaklar. Her şeyi açık seçik konuşacağını beyan etmişlerdir. Amerikan Cumhurbaşkanı, yabancı bir devlet adamı ile yapılacak konuşmanın mahiyetine ve de müddetine kendisi karar verir. Belki, İngiltere Kraliçesi ile bu olmaz; onunla da siyasi işler konuşulmaz. Konuşmalar bir sohbet etme mahiyetinin dışına taşmaz.
Bu toplantılar, adet olduğu üzere, hep olur. Sonunda da imam bildiğini okur. Irak işgalinden önce konuşmalar olmamış mıdır? Birleşmiş Milletler adına Irak’a tetkik heyeti gönderilmemiş midir? Sonunda, Amerika bunların hiç birisine kıymet vermemiş ve tek başına Irak’a işgal emri vermiştir. 30’a yakın başka devlet te, çeşitli şekilde bu işgal işine karışmıştır. Bunları görünce, hangi teşkilatın varlığına ehemmiyet atfetmek aklınıza gelir? Amerika bildiğini yapıyor, yapar da demez misiniz?
Yine öyle olacaktır. Amerikan Cumhurbaşkanı sayın Bush ne derse, herkes, bu arada bizim Başbakanımız da ona göre hareket edecektir. Bunları düşünerek, konuşmalarda pek te ileri gitmemeyi prensip edinmek gereklidir.
22 veya 25 devletin mukadderatı üzerine hükmeden ve kendilerinden hiç bir şey sormayı da düşünmeyen bir ülkenin başkanından çekinilmek gerekir. Aslında, böyle bir insana yakın olmak bile doğru değildir. Yakın komşuları, yakın olmamayı tercih etmişlerdir. Biz uzaktakiler, Amerika’ya yakın olmayı, içli dışlı bulunmayı ve onunla münasebetlerde olmaktan öğünmeleri meziyet saymışızdır. Şarklı olduğumuzdandır bunlar. Dikkat etmişseniz, en yakın müttefiki olan İngiltere’ye, bu yakınlık bir başbakan feda olunmasına mal olmuştur. Yeni Başbakan, hiç kimseye danışmadan, Irak topraklarındaki kuvvetlerini çekmeye karar vermiştir. Bunları birer uyandırma alametleri olarak kabul etmek gerekmez mi?
Biz, daha önce düşüncelerimizi ortaya koyduk ve Başbakan’ın bu ziyaretinin yersiz ve gereksiz olduğunu bildirmiş idik. Amerika’da konuşulacakların hepsini Amerikan Dışişleri Bakanı konuşmuş ve bizim yetkililere bildirmiştir. Sayın Rice da zaten, bunları direktif olarak Bush’dan alıp ta geliyor. İkinci kez bizim ısrarımızın anlamı kalmıyor. Tekrar ediyoruz ki, bizim Amerika’da konuşacaklarımız, esen havada bir değişiklik yaratacak değildir. Amerika’nın kararında ısrarlı olacağı açık seçik ortada duruyor. O zaman, bu ısrara ve bu hevese niçin ihtiyaç duyuluyor?
Amerika’nın, kimsenin fikrini almadan ortaya koyduğu Büyük Ortadoğu Planları tatbik edilecektir. Bu ise, devletlerin sınırlarının yeniden çizilmesini gerektiriyor. Amerika’ya ayak basma yeri olacak yeni devletler de kurulacaktır. Buna karşı gelmek için milletlerin birleşmesinin imkanı olmadığına göre, bu toplantılarla vakit geçirmenin anlamı kalmıyor. Kendi göbeğinizi kendiniz kesebiliyorsanız, belki düşünceniz geçerlilik kazanabilecektir!
|