|
ELİMİZDE TUTAMAYIZ
Yazıma da başlık yaptığım bu söylem, Türk Tarih Kurumu (TTK) Başkanı Bilmen Öke (Prof. Dr.) Yusuf Halaçoğlu’na ait.
Değerli bilim ve düşün adamımız Sayın Halaçoğlu, 5 Ekim 2006 tarihli Hürriyet Gazetesi’ne verdiği demeçte; “...Türkiye’nin ‘çok zor’ bir coğrafyada olduğunu belirterek; ‘Biz bu kafayla, bu toprakları elimizde tutamayız’...” demiş.
Yıllardır, bu konularda yazdığım pek çok yazıma, yüreğim sızlayarak da olsa, ben de aynı başlığı vermiş; daha sonra düşüncesine bile dayanamadığım için, son anda başka bir başlık altında, yazımı basıma göndermişimdir.
Sayın Halaçoğlu’nun demecini okurken de aynı duyguları yaşadım; yine yüreğim sızladı, yine ürperdim. Korkularım depreşti.
Ancak, korkulan şeyleri dillendirmemek ya da dışa vurmamak, gerçekleri değiştirmiyor. Olacakların önüne geçmiyor.
Türkiye gemisi, denizcilik bilgisi tartışılır kişilerin yönetiminde, bilinmeyen bir rotaya sokuldu, gidiyor. Hatta buna “gidiyor” demek de yanlış. Sürükleniyor...
* * *
Hep yazılıyor, çiziliyor. Elimizin elverdiği ölçüde, biz de yazıyoruz.
Bu coğrafyanın kendine özgü koşulları, kendine özgü sorunları var. Bu sorunları çözüp, sağlam temellere oturtmadan Avrupa Birliği’ne girme çabaları, son derece yanlıştır.
Zayıf noktalarımız var. Bu toprak üzerinde emelleri olanlar, bunları çok iyi biliyor ve çok iyi kullanıyor.
Nedir zayıf noktalarımız?
En önemli ve öncelikli sorunumuz, Kürtçülük Sorunu.
Daha sonra da Sözde Ermeni Soykırımı Sorunu ve Kıbrıs Sorunu.
Yıllar var ki; bu sorunları ne çözebiliyoruz, ne de çözümü için ciddi uğraşlar veriyoruz.
Çözmek, çözüm için uğraş vermek bir yana; olayları daha da içinden çıkılmaz hale getirmek için ne gerekiyorsa onu yapıyoruz.
Kısa ya da uzun erimli hedeflerimiz yok. Varsa da bunlardan toplumun haberi yok.
Türkiye’nin en önemli bu üç sorunu; “öncelikleri başka konular” olan siyasiler tarafından, sorumsuzca sürüncemede bırakılıyor.
Yıllardır sürüncemede bırakılan bu sorunlar, her geçen yıl doğal olarak çığ gibi büyüyor.
Dengeler, Türkiye ve Türkler aleyhine bozuluyor.
Bakın size, (Sayın Halaçoğlu’nun demecinden de yararlanarak) sadece Kürtçülük Sorunuyla ilgili bir örnek vereyim.
1975 nüfus sayımında; “Anadilim Kürtçe, Türkçe bilmiyorum” diyen nüfus, 1.3 milyon iken, 1980 yılında bu rakamın 1.9 milyona yükseldiğini görüyoruz. Bu rakamlar, ilk bakışta önemsenecek bir rakam gibi görünmüyor. (Toplam nüfusun yüzde 5’i civarında bir rakam bu.)
Ama burada çarpıcı olan bir başka gerçek var. 1975’ten 1980’e kadar olan beş yıllık sürede, devlet vatandaşına Türkçeyi öğretememiş ve Türkçe bilmeyenlerin sayısı 600 bin artmış.
Dün olanaklarımız kıttı. Her köye, her mezraya ulaşamıyorduk. Şimdi ne engelimiz var? Yeni doğan çocuklarımıza bile Türkçe öğretemeyeceksek, bu kavgayı, bu uğraşı nasıl vereceğiz?
Hâlâ çevirmenler aracılığıyla mı birbirimizle anlaşacağız? Bu ülkenin en büyük sorunu olan bu sorunu, böyle mi çözeceğiz?
AKP Hükümeti, bu konuda tüm bilim adamlarını eşgüdümleyip, onlardan yararlanacağına, ucuz beklentilerin içine girip, onlarla kavga etmeyi yeğliyor.
Ayrıca nüfus planlamasını ağzına almayan AKP hükümeti, bu öngörüsüzlüğü, bu bilgisizliğiyle; bu coğrafya üzerinde yaşayan insanların sayısal dengesini de bozarak, yeni dengesizliklere yol açıyor.
Ümmetçi Başbakan, Doğu’lu kafasıyla, elini sallaya sallaya, “Allah ne verdiyse doğurun” deyip duruyor her gittiği yerde.
Ve insanlar, bu açlığa, bu yokluğa, bu işsizliğe, bu sıkıntıya, bu karmaşalara karşın gunnarcasına doğurdukça, doğuruyor.
En çok da yoksullar doğuruyor.
En çok da Kürtler doğuruyor.
Her doğum biraz daha dengeleri bozuyor, her çocuk biraz daha sorunları artırıyor.
İş bilmez yöneticiler, sorunları çözümlemeyi beceremediği gibi, tarihsel yanılgılarla, aptal mantıklarla, Türkiye’nin (birbirine pamuk ipliğiyle bağlı) dengeleriyle oynuyor.
Bilmen Öke Yusuf Halaçoğlu yerden göğe kadar haklı.
Biz bu kafayla bu toprakları elimizde tutamayız.
Yazarın Notu. Bu yazı, Yeni Alanya ve Çorum Haber Gazetelerinde, 09 Ekim 2006 tarihinde de yayımlanmıştı.
|