|
Bir partinin gurup toplantılarında nelerin konuşulacağı artık bir ülkenin sorunu olmamalıdır. Sorun, bu toplantılarında partiler, kendi iç işleri hakkında bilgi vermek, milletvekillerini aydınlatmaktan ibarettir. Partilerin eleştirilme yerleri Türkiye Büyük Millet Meclisidir. Muhalefet partileri, yani eleştirilecek partiler orada hazır bulunmuş olacaklarından, eleştirilen nişangahsız atış yapamaz. Muhalefete, eleştiriden dolayı cevap hakkı doğacaktır. Halbuki parti gurup toplantılarında muhalefet yoktur. Bu demektir ki, meydan boştur. Karşı çıkıp cevaplandırılma imkanları mevcut değildir. Böyle bir duruma kibarlık sözü kullanılabilir mi?
Sayın Başbakanımız bir çok konuya dokundular. Bunların içinden üç beş makale çıkarılabilir. 16 Ekim günü yapılan AKP gurup toplantısında, en göze çarpan konu Türkiye Büyük Millet Meclisi toplanma sınırının, toplantının konusu ne olursa olsun, yeni Anayasa tasarısında, 184 olarak tespit edilmiş olmasıydı. İçi yanmış olacak ki, sayın Başbakan, bu nokta üzerinde içini boşaltmak ihtiyacını duydu. Böylece çok büyük bir sorun hallediliyor ve 367 gibi bir bela sorunun artık kalmayacağını bildiriyordu. Böylece, kriz çıkarmada mutahassız olan CHP’den kurtulunmuş olacaktır, demekten de kendisini alamadı.
Bu meşhur 367 rakamını bulan CHP değildir. Hatta, ortaya atıldığında, bizzat parti genel başkanı, ciddi bulduğunu ve tetkik ettireceğini bile söylemişti. Sonra, bu rakam, yani 367 rakamı, herkesi ilgilendirdi ve meclisin dikkatli için, herkes bir çaba içine girdi. Meclisten müspet ses duymak mümkün olmadı. Sorun Anayasa Mahkemesine götürülünce de, 367 rakamı mantık içinde bulundu. CHP, kanun dışı sandığı bir olayı Anayasa Mahkemesine götürürse, kriz mutahassısı olarak mı nitelenecektir? Muhalefet partisinin görevini iktidar partisi mi tayin edecektir?
Halbuki, Türkiye’de, bazen bazen muhalefet mumla bile aranmış ta bulunamamıştır. Muhalefet, birbiriyle uğraşmaktan vakit bulup ta, iktidar eleştirisi için vakit ayırmış değildir. Meydanları dolduran demokrasi mitinglerini benimsememek için bir gayretin içine bile girmiştir. Bu kadar yumuşak biraz da beceriksiz bir muhalefetin mevcudiyetini böyle ağır şekilde ortaya koymaya çalışan iktidar partisi için selam mı durmak gerekir? İktidar bu tarz bir eleştiri yolunu açarsa, muhalefet sesini mi kısmış olacaktır?
CHP kendisini toplayacaktır. Birbirini değil, iktidarı eleştirmenin gerektiği hakikatını idrak edecektir. O zaman için pek çok ta beklenecek değildir. Çok beklenirse, bu bekleyiş CHP’nin de sonu olabilecektir. İşte o zaman, CHP’nin adamları kendilerini gösterme imkanlarını bulacaklardır. Siz, muhalefetin ne demek olduğunu o zaman göreceksiniz. Bu günkü yumuşaklığa dayanamayan sizlerin, AKP’lilerin ve sayın Başbakanın, o zamanın eleştirilerine nasıl dayanacağınızı ben merak etmekteyim. Tarih içinde, ben, yukarda yazdıklarımın olduklarını gördüm. O günlerin tekrar yaşanmasını ülkem için istemem ama, bunu siz böyle yönlendirirseniz yapılacak başka işlerin kalmış olmayacağını da ben bilenlerdenim.
Başbakanın gurup toplantılar, basın toplantısı gibi bir şeydi. AKP milletvekillerinin yeni bir şey öğrenmiş olacaklarını sanmam. “Malum ilan” keyfiyeti yeni bir şey getirmez. Muhalefette bu gurup toplantılarındaki dokunmaların altında kalmaz. Bu yola da ülkede huzur temin edilemez.
Yeni tezkerenin üzerindeki konuşmaları da, sayın başbakanın tatminkar değildi. Tezkereyi ele almak demek, sınır ötesi hareketin olacağını sanmak değildir, denince, bütün niyetler ortaya konmaktadırlar. Daha fazla izahata gerek bile kalmayacaktır. Bir iktidar, bütün düşünme safhasında, bu günkü konuşulanları tartar. Kararı ondan sonra alır. Karar alınınca da tatbik sahasına konur. Muhalefet buna önceden işaret etmişti. Bu muhalefet hata mı etmiştir? Düşüncesini söylemek ne zamandan beri suç olarak alınmaktadır?
Başbakanın tek işe yarayacak konuşma kısmı, Ermeniler için söyledikleri idi. Bunları, biz de zaman zaman idle getiriyoruz. Kim ne istiyorsa ortaya koymalıdır. Bunların önlenmesi için vakit sarfına gidilmemelidir. Bütün meclisler bu kararı alacaktır. Bunları önlemek mümkün de değildir. Bunlara, yeri geldikçe uyarıcı ve acıtıcı kararlar almak gerekir. Yabancıların bol keseden sözde soykırım kararı almaları ancak böyle önlenebilir.
|