|
Beni kendilerine yakın bulan dostlar, okurlar soruyorlar.
“21 Ekim Referandumunda, ne diyelim?” diye…
“Hayır deyin” diyorum, “hayır deyin!…”
“Niye?” diyorlar.
“Çünkü…” deyip, başlıyorum sıralamaya…
“Çünkü bu şaşkın hükümet, referandumun ne anlama geldiğini; sonuçlarının neler getirip, neler götüreceğini bilmiyor…”
“Çünkü bu hükümet, bu referandumu, neden, niçin ve niye yaptığını da bilmiyor.” diyorum.
“Çünkü ‘çelik çomak kültüründen gelen bu hükümet’; halkıyla alay ediyor, halkıyla oynuyor…”
“Çünkü bu referandumun, metni de mantığı da yasal değil, sonuçları da yasal olmayacak. Yanlış hesap Bağdat’tan dönecek…” diyorum.
………
“Ben bu referandumu protesto edip, oy kullanmaya gitmeyeceğim. Bunun yaptırımı olursa da bu yaptırıma katlanacağım. Ancak size aynı tavrı önermem yanlış olur; ama size, gidin, gönül rahatlığıyla da ‘hayır’ deyin, diyebilirim…” diyorum.
* * *
Ben hukukçu değilim. Değilim ama zır cahil de değilim.
Bu referandum kinle, nefretle, akıl tutulmasının şaşkınlığıyla hazırlanmış bir taslak.
Yani sakat doğmuş, ayakları yere basmayan bir taslak.
Nitekim bir şeylerin ayırdına varıldığı için de son dakikada, “seçilmiş cumhurbaşkanının konumunu tartışılır hale getiren hükümler” taslak metinden çıkarıldı.
Ama hâlâ sakat, hâlâ ayakları yere basmıyor.
Niye?
Çünkü refere edilmesi istenen referandum hükümlerinin birbiriyle ilişkisi ve bağlantısı yok.
Bu referandumla, halka, “12. Cumhurbaşkanını sen mi seçmek istersin, yoksa yine eski düzen, biz seçilmişler mi seçelim” diye soruluyor.
Ayrıca bir başka şey daha soruluyor.
“Beş yılda bir yapılan milletvekili seçimleri, dört yılda bir yapılsın mı?”
………
Bu durumda nasıl yanıt vereceğim ben?
İkisine birden “evet” ya da ikisine birden “hayır” demeye mecbur muyum!?...
Böyle gayri ciddi referandum olur mu?
Ben, cumhurbaşkanlığı makamı, şu an olduğu gibi “Çankaya Noteri” haline geleceği ve siyasallaşacağı için; cumhurbaşkanını, halkın seçmesine karşıyım.
Ama Milletvekili seçimlerinin de 5 yılda bir yerine, 4 yılda bir yapılmasının da taraftarıyım.
Bu durumda nasıl oy kullanacağım?
Kaldı ki bir şeyi anlamakta da çok zorlanıyorum.
Dış ticaret açığı aldı başını gidiyor. Elde, satıp savarak ekonomiyi rahatlatacak, dişe dokunur bir şey de kalmadı. Grevler kapıda. İşsizlik gibi, eğitim gibi sorunlar çığ gibi büyüyor.
Terör, hiçbir dönemde bu ülke insanının canını, bu denli yakmadı. Şehit cenazelerinin ardı arkası kesilmiyor. İnsanlarımız, fırlamaya hazır gerilmiş yay gibi.
Milletvekili seçimlerine 4 yıl 9 ay, Cumhurbaşkanlığı seçimlerine 6 yıl 10 ay var. Bu acele, bu telaş niye? Her işi bitirdiniz de, 12. cumhurbaşkanını seçim işi mi kaldı!?.
Allah’ın bildiğini kuldan niye saklayayım; doğrusu, AKP iktidarının bu tavrı beni kuşkulandırıyor. “Yangından ne kaçırılıyor ya da ne kaçırılmak isteniyor?” merak ediyorum.
AKP, bu iktidarı “sıfır terörle” devir aldı. Şu terörün geldiği, getirildiği boyuta bakın.
“Alt kimlik, üst kimlik” zırvalıklarının yarattığı cesaretle, hayalperest azgın Kürt militanlarının neler istediği, nelere karşı durduğu, neleri dillendirdiği ortada.
Devletin parasıyla, Amerika’ya turneye giden Diyarbakır’ın Yenişehir Belediye Bandosu, Hayali Kürdistan Devletinin sözde bayrağı altında, Kürt Ulusal Marşını(!) icra ediyor.
DTP Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan Efendi; pervasızca,“Bizim arkamızda Cudi var. Türkiye, Irak topraklarına girerse, halklar arası savaş olur.” diyor.
Ülke yangın yerine dönmüş durumda.
Ülke bu durumdayken, iktidar, bir referandum tantanası tutturdu gidiyor.
Böyle bir şey olabilir mi?
* * *
Hukuk karmaşaları sarmalı içersinde, içinden çıkılmaz hale getirilmiş bu referandum, mutlaka ama mutlaka iptal edilmelidir. (Edileceğine de büyük inancım var.)
Ama edilmezse eğer; “hayır” deyin.
Yarınlarda vicdanınızla hesaplaşamazsınız.
|