|
Laiklik tartışmasının sadece bizde ve Fransa’da olduğunu sanmak yanıltıcı olacaktır. Fransa müstemlekelerinden olup ta sonradan ayrılan ve devletleşen, ayrıca Fransızca konuşmayı ve yazmayı kabul etmiş ülkelerde de bu tartışma sürmektedir. Afrika’da ve Asya’nın bazı bölümlerinde serpiştirilmiş olan bu Frankofil ülkelerin adedi 16’dan fazladır.
Frankofon dediğimiz ve eskiden Fransız müstemlekeleri olan bu ülkelerin mücadele adamları Fransa’da yetişmişlerdir. Bir kısmı sol partilerin, bu arada komünist partilerin tatbikatını ülkelerine hakim kılarken; bir kısmı da bildiğimiz normal parlamenter şekillerini benimsemişlerdir. Her iki şekilde de, laikliği reddeden olmamıştır. Laiklik, cumhuriyetçi, uzlaştırıcı bir unsur olarak alınmaktadır. Elbette ki, Kilise, önceki gücünün bir kısmını kaybetmiştir. Kilise diyoruz; çünkü, bu Frankofon ülkelerde Hıristiyanlık ta görevini yapmış ve bu ülkeleri Hıristiyanlaştırmıştır. Böylece, bu memleketlerde, artık, Katoliklik bir tehlike olarak alınmamaktadır. Bunlara göre laiklik, toplumun ahlaki gelişiminde inancın ve hoşgörü düşüncesinin birbirine karıştığı, dinden arındırılmış bir norm, bir kıymet olarak görülmektedir. On altı adede ulaşan bu ülkelerin insanları, Fransa’dan aldıkları bu kıymetle, bu kişilik düşüncesine kendi özel sorunlarını da katmışlar ve karma bir kıymet, yeni bir kıymet çıkarma yoluna gitmişlerdir.
Bu memleketlerin müstemleke mücadele adamları, yenilikçi olma ihtiyacını duymuşlar ve laikliği engelleri önlerinden kaldıran bir vasıta olarak algılamışlardır. Laiklikle, etnik inanç kökenliler mücadelesine de katkı sağlamışlardır, önlemişlerdir.
Bu son satırları tekrar okuyunca, laiklik prensiplerinin bu kadar, bizim memlekette aleyhinde olunmasının, etnik ayrımcılığı körüklemek için bir gayretin içinde olunup olunmadığı düşüncesi insanın aklına geliyor. Ülkede düşünce yasağı olmadığına göre, benim aklıma da böyle can sıkıcı şeyler gelip beni rahatsız ediyor.
Frankofon devletlerin hemen hepsinin anayasalarında laiklik kaydı vardır. Türkiye’de olduğu gibi, bu kaydın anayasada olmuş olması, ülkenin bütün düşünce sorunlarını hallediyor değil.
Laik metinler, gerek Fransa’da ve gerekse Frankofon ülkelerde, ikinci cihan savaşından sonra etkili olmuşlardır. Fransa’da 1956 Anayasasının birinci maddesinde; keza, 1958 anayasasının ikinci maddesinde “Fransa bölünmez laik demokratik ve sosyal bir cumhuriyettir” kaydı yer almıştır. Böyle maddeler, Frankofon devletlerin anayasalarının hepsinde bulunuyor. Her anayasada laiklik düşüncesi birlik ve hatta cumhuriyetin bölünmezliği düşüncesine; ayrıca da demokratik değerlere bağlanmaktadır. Laiklik anlayışına, egemenliği eklemiş ülkeler de vardır. Laiklik anlayışına ulusal birlik, demokrasi ve egemenlik gibi anlayışların eklenmiş veya onunla birleştirilmiş olması insana ilginç gelmektedir. Frankofil olup ta, Anayasalarında laiklik için yer ayırmamış ülkeler, gerek Afrika’da ve gerekse Asya’da Müslüman ve Pudist olan memleketlerdir. Çorumlu okuyucularımızın bu cümleye dikkat etmelerini istiyorum. Dinden meşruiyet alan, açıkçası dinle idare edilen Müslüman memleketlerinin anayasalarında, bazen çok açık, bazen pek açık olmayan şekilde, şeriat düzeni vaazı ile yer almıştır.
Hatta, “devletin dini, dini islamdır, kaydı olan ülkeler de mevcuttur. Anayasalarında islami kayıt bulunmayanların bayraklarında, Allah, Muhammet adları yazılıdır ki, aynı kapıya çıktığı söylenebilir.
Müslüman olmayan ve fakat din esaslarıyla yönetilen memleketlerin anayasalarında da böyle kayıtlar vardır. Komünist etkilerinden sıyrılarak devletleşen ülkelerin anayasalarında ise, din sözcüğü pek çekingen şekilde kullanılmaktadır.
1789 deklarasyonunun 10. maddesinde; “dinsel bile olsa, hiç kimse görüşlerinden dolayı endişelenmemelidir.” kaydı var. Bu görüş içinde “Fransız Cumhuriyeti bütün yurttaşların, ırk, din, köken ayrımı yapmaksızın yasa önünde eşitliğini sağlar.” Bu demektir ki, “Cumhuriyet bütün inançlara saygılıdır.”
İnanç özgürlüğü de her yerde tanınmaktadır. Bellidir ki, bir devlet dine zulüm yapabilmek için, demokratik değerleri tehdit etmesi gerekir. Vicdan, din ve ibadet özgürlüğü birbirinden ayrı düşünülemez. “İbadet özgürlüğü kanun belirlemesiyle sınırlıdır,” kaydı da, hemen her anayasada yazılıdır. İnanmama özgürlüğünü Marksist eğilimlerine dayanarak anayasalarına yazanlar da mevcut.
.
.
|