|
Rahmetli Dr. Yıldırım Aktuna saygın ve yaratıcı, bulucu hekimlerimizdendi. Doğdu, büyüdü, hekim ve mütehassıs oldu, çalıştı ve öldü. Dr. Yıldırım Aktuna, gerek çalıştığı sahalarda ve muhitlerde ve gerekse politika yaptığı sol kesim partilerde sevilen bir insandı. İnsanlarda güven uyandırmış olma özelliklerini üzerinde taşıyordu. İhtiyaç görüldüğü anlarda ve yerlerde de kafasını çalıştırır, bir şeyler bulurdu. Oğlu, babasının tabutu önünde, babasıyla gururlandığını söylemiştir. Her evlat için bu biraz da görevdir. Rahmetli Aktuna ile, bizlerden de gururlananlar vardır. Bir hekim olarak ben de bu gururu duyanlardanım.
Çalıştığı ve yetiştiği hastahanenin adı “Bakırköy Akliye Hastahanesi” idi. Sonraları, bu hastahaneye, bir de devlet hastahanesi eklenmişti. Yine rahmetli Mazhar Osman, bu hastahaneyi, daha Atatürk yaşarken, çok uzaklarda ve çok geniş bir arazi üzerinde kurmuştu. Bizim akliye stajımız ve imtihanımız da bu hastahanede olmuştur. Bu kadar geniş araziyi ne yapacağına akıl erdiremezdik. Atatürk’ün Ankara çiftliği gibi bir şeydi. Çiftliğin yarısı, haramilerce yok edildi. Ümit ederim ki, Akıl Hastahanesine bu haramiler erişmiş olmasınlar. Eğer erişmişlerse, mutlak bu hastahanenin arazilerinden hırsızlama yapmışlardır. İşte Yıldırım Aktuna, bu hastahanenin de başhekimi idi.
Bakırköy Belediye Başkanı olduğu zaman da hizmetler üretmeden geri kalmadı. Politikaya buradan sıçradı. Çok beklemeden de Sağlık Bakanı oldu. Bakanlığından şikayetçi olan olmadı, idi.
Yeşi Kart uygulamasını düşünen Aktuna’dır. Aktuna bunu bulduğu ve ortaya sürdüğü zaman, pek çok sorumlu derin bir nefes almıştı. Pek çok yoksul vatandaşın hizmetine koşuluyordu. Fakir insanların tesbit edecek olan idare amiri olduğuna göre, burada bir savsaklama olmayacağı düşünüldü. İlk yıllar olmadı da. Daha sonraları, yeşil kartın nelere vesile olduğunu hepiniz biliyorsunuz.
Bu yeşil kart işi, tamamen iyi niyetle bulunup halk hizmetine kondu. Tesbit edenlere ne oldu da, bu yeşil kart işi, Mersedes otomobil kullanan insanlar için soysuzlaşma ve soyma vasıtası oldu? Sadece sorumluluk taşıyanlar değil, devlete vergi ödeyen her insan için düşünülmesi gereken bir şeydir. Başka ülkelerde böyle bir durum ortaya çıkınca, en önce vergi mükellefleri ayağa kalkıp devlet yöneticilerinden hesap istemektedirler. Bizde, vergi verenlerin ağzından bir şey duymuyorsunuz. Bunu görünce insanların kafası karışıyor. Demek ki, vergi mükellefleri, muyyen bir vergiyi, yani istedikleri kadar bir vergiyi devlete ödüyorlar. Ondan sonra, bu verginin nasıl kullanıldığı kendilerini ilgilendirmiyor. Elverir ki, bizim devlet, mükellefe dönüp te tekrar bir şey istemesin!
Şu kadar vergini artırırsan, evrakların üzerinde bir kontrol yapılmayacaktır denince, bir defa, ben vergi artırımını reddetmiştim. Beni maliyeye çağırdılar. Bir maliye müfettişi ve bir maliyeci, bunu yapmam için ısrar ettiler idi. Ben, kontrol edilmesini istedim. Sonra, onlar da ısrarlarından vazgeçtiler.
Verginin 15-30 artırılması kabul edilmesi ve karşılığında kontrol yapılması, aslında şüpheli görülmesi gereken bir keyfiyettir. Bence, asıl kontrol bunlar üzerinde yapılmalıdır. Biz her zaman, kontrol yapılmalıdır sözü üzerinde ısrar etmişizdir. Devletin kontrolü bir görevdir. Bundan kimsenin şikayet etmesi de gerekmez.
Rahmetli Yıldırım Aktuna’nın geçirdiği ve başlangıçta da çok faydalı kullanılan yeşil kart işi, dejenere olmuş ve soygun işine dönüşmüştür. Bana, üniversite harcı için fakirlik kağıdı vermeyen kaymakam ve diğer idare amirleri yeşil kart verişinde cömertleşmişlerdir. Bunun sebebinin de, iktidar partilerinin mahalli temsilcileri olmuştur desem, dersem, beni suçlamaya kalkan olmamalıdır. Yetkililer iyi düşünmelidirler. Bu oy sorununun nasıl büyük devlet soyulmalarına sebebiyet verdiği bizim memlekette bilinen bir hakikattir. Siz oyu alabilmek için her şeye tevessül ediyorsanız, devlet çıkarları gibi çok asil bir düşünceye iltifat etmezsiniz.
İşte, rahmetli Yıldırım Aktuna, çok iyi niyetlerine rağmen, bizim devlete büyük kayıplar verdiren yeşil kart işinde vesile olmuştur. Ben, ölmeden önce, Yıldırım Aktuna’nın bu işten ıstırap duyduğunu ve pişman olduğunu düşünmüşümdür. Şeytanın aklına gelmiyecek bu işleri, rahmetli nereden düşünecekti! Bu işi düzeltme yolu da gözükmüyor. Yıldırım Aktuna’nın ruhunu dinlendirmek isteyenler, devleti de birazcık düşünenler, bu yolu tamamen kapamalıdırlar. Bunu yaacakların sevap işleyeceklerine inanıyorum. Bu soygunun tek yolu yeşil kart da değildir. Ötekilere de sıra geldikçe temas edeceğimi soyguncular bilmelidir.
.
.
|