|
CD film kiralayan bir arkadaşla yaptığım sohbet sırasında kulaklarıma inanamadım.
Öyle şeyler anlattı ki; gel, iki saat dükkanda bir köşede otur gözlem yap; iki saatte yüz elliye yakın genç gelecek ve bunların yüzde doksanı korku filmleri isteyecek.
Korkmayı seviyor gençlerimiz.
Kendi kendilerini korkuyla, şiddetle eğitiyor gençlerimiz.
Çocuk yaştakilere film kiralamıyormuş arkadaşımız, babası elinden tutup, dokuz yaşındaki oğlunu, “en korkuncundan bir film ver bakalım abisi” diyormuş.
Arkadaş, “bakın bu film şiddet içeriyor, on sekiz yaş üstü izleyebilir” diye uyarı yaptığında ise babadan aldığı yanıt, “Alışsın abisi!”
Gençlikteki korkuya bu şaşırtıcı ilgi nereden geliyor?
Gençler arasında şiddet, korku senaryoları yazanlar bile varmış.
Korkuya, şiddete alıştırılıyor toplumumuz…
Bir bakanın ağzından “korku kültürü”nün erdemlerini duyabiliyoruz.
Neden?
Korkunç bir süreçten geçiyor toplum; farkına vardırılmamak için suyun ısısının yavaş yavaş yükseltilmesine benziyor. Hissetmeyelim isteniyor.
Cohn-Bendit, “Türk halkının algılayışında laiklik Atatürk'le özdeşleşmiş. Fakat Türkiye'de uygulanan demokratik bir laiklik değil, biraz otoriter, biraz diktatör bir laiklik. Türkiye'nin demokratik laikliğe dönüşmesi lazım” demiş.
Sözde biraz otoriter, biraz diktatör laiklikten bu güne kadar kime ne zarar gelmiş?
Öyle ki insanlar, Suriye kapısından geçiyor, Türkiye kapısında görevlilerin iftarını yapmasını bekliyor.
Joost Lagendijk ise “Laikliğin mevcut tanımı sorun oluşturuyor. Fransa Türkiye'den daha az mı laik? Orada başörtüsüyle üniversiteye giriyorlar” diyor.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesiyle çelişiyor Bay Lagendijk.
Avrupalı parlamenterler, Cumhurbaşkanı Gül’e ifade özgürlüğü, seçim barajı, Kıbrıs, Ermeni iddiaları ve laiklik konularına ilişkin sorular yöneltiyor.
Avrupalı siyasiler dürüst değil, samimi değil!
İç işlerimize alabildiğine burunlarını sokma hakkını nereden alıyorlar?
Neden benzeri sorularla herhangi bir Avrupa ülkesinin yöneticileri sıkıştırılmaz? Hepsi de sütten çıkmış ak kaşık mı? Her birisinin geçmişte türlü çeşitli lekeleri var.
Uluslararası karşılıklılık ilkesi mevta!
Dönem, Genelkurmay Başkanımızın dediği gibi, “dinamik, değişken, kararsız, düzensiz, dağınık ve belirsiz” bir dönemdir.
İşte böyle bir dönemde “Anayasayı değiştirmemizi” istiyor Avrupalı siyasiler.
82 Anayasası bugüne değin 13 kere değişikliğe uğramış, 84 maddesi değişmiş. Kopenhag kriterlerine bile uydurulmuş.
Anayasayı kökten değiştirmenin ne lüzumu var!
Öyle istiyor Logendikler.
Anayasa değişikliği ile ilgili referandum oylamasına gidiyor Türkiye, ne olacağını bilmeden.
Genelkurmay Başkanı, “Tahmin ediyorum ki bu salonda bulunan birçok kişi, Anayasa konusundaki görüşlerimizi merak ediyordur. Biz, değiştirilmeye çalışılan Anayasa'nın, üniversite zemininde hazırlanan ilk taslağını biliyoruz. Bu taslak üzerinde çalıştık. Ancak, iktidar partisinin son taslağını bilmiyoruz. Açıklandığında öğreneceğiz. Dolayısıyla, son taslağının yayımlanmasından önce bir yorum yapma olanağına sahip değiliz. Son taslak açıklandıktan sonra bizi ilgilendiren konulardaki görüşlerimizi ilgili makamlara ileteceğiz. Bundan kimsenin kuşkusu olmasın. Ayrıca, kuşku duyulmaması gereken bir husus daha var: Biz, askerler olarak bir kez daha vurguluyoruz: Bizim taraf olduğumuz ve vazgeçmeyeceğimiz unsurlar vardır. Bunlar: Türkiye Cumhuriyeti'nin üniter devlet yapısının, Üniter yapıdan oluşan, ulus devlet yapısının, Bu temel yapıya dayalı, laik devlet yapısının ve Silahlı Kuvvetlerin yerleşik düzenlemelerinin politik, hissî ve önyargılı yaklaşımlarla bozulmamasıdır.” Diyor.
Anayasayla ne getirilecek belli değil!
Referanduma gidiyoruz doludizgin.
Bu Anayasa 11. Cumhurbaşkanını seçmek içindi. 11. si görevde!
Cumhurbaşkanının yetkileri sınırlandırılmak isteniyor.
Hiç halka seçtirilecek cumhurbaşkanın yetkileri kısıtlanır mı?
Böylesi ne başkanlık sisteminde, ne yarıbaşkanlık sisteminde var.
Dünyaya yepyeni bir icat.
Bunun yaratacağı kaostan çekinilmiyor mu?
İşte buna da DSP Genel Başkanı Zeki Sezer dikkati çekiyor.
Bilen duyan kaç kişi?
Bireyi yüceltiyorum derken; genç bireylerin psikolojisini bozan, şiddet içerikli filmlerle oyalayan sistem.
Devleti yıpratan.
Alıştırılıyoruz abisi!
.
.
|