|
AB Türkiye’yi içine alacak mı, almayacak mı?
Tartıştığımız konulardan biri de bu.
Alacak diyenler var; kökten AB’ciler
Almayacak diyenler var.
Belli değil diyenler de. Kafasını kumdan çıkarmayanlar.
Alsalar da almasalar da reformlara devam, uyum yasalarına son hız…
Uyum yasalarıyla, sözde demokrasi ve insan hakları gazıyla doludizgin ilerliyoruz.
İlerlersek, Türkiye’yi AB’ye verebiliriz.
Türkiye’yi AB’ye verirsek, alırlar elbet.
O şekilde Türkiye’yi Sevr’de de almak istemişti, Avrupalı devletler.
Parça parça Türkiye’nin üzerine konmak isteyen bu devletlere bir dur diyen çıktı!
Osmanlı imparatorluğu enkazından kurtarılan genç, dinamik Türkiye Cumhuriyet’iydi.
Genç cumhuriyetin topraklarında gözü olan devletler yine vardı.
Doksan sekizlik Mehmet Amcamın dediği gibi…
Mehmet Amcam dedi ki; “ O zamanlar Deli Musolini derlerdi, İtalya’nın başında bir adam vardı. İşte o adam bir gün Atatürk’e bir elçi göndermiş, ‘Musolini’nin selamı var, bir de ricası; şu Antalya’yı bize verir mi?”
Dikkat çeken husus, Türkiye’nin verilmesi değil sadece Antalya limanının verilmesi teklifidir. Büyük bir hevesle alacak Mussolini. Öyle şartı şurtu, reform, uyum talebi de yok.
Mehmet Amcam devam etti, “Atatürk, Musolini’nin elçisine, ‘bir dakika demiş’ ve çizmesinin birini giymiş gelmiş ve ‘söyle o deliye, öteki çizmemi de giydirmesin bana!’ deyip defetmiş.”
Şimdi Türkiye’yi topyekun AB’ye vereceğiz vermesine, ancak, vermenin de şartları koşulları var.
AB’de ise alacağız diyen de var almayacağız diyen de…
Belli olmadığını söyleyenler de var, epeyce…
Topraklarını alıyorlar, limanlarını, bankalarını, tekel konumunda kurumlarını, kârlı şirketlerini…
Akarsularını, göllerini, enerjini almak istiyorlar…
Bu topraklarda yaşayan adamları istemiyorlar…
Açık açık bunu da gösteriyorlar…
Dinini beğenmiyorlar, ılık olmalı diyorlar. Bu medeniyet uyuşmalıdır demeye gelen “medeniyetler ittifakı” kavramını ortaya atıyorlar.
Peygamberine küfrediyorlar; ifade hakkı ve özgürlüğü.
Dilini bozmaya uğraşıyorlar.
Eğitiminle oynuyorlar..
Üretimini bitiriyorlar.
Belki alırız!
Alacaklar; veriverseniz alacaklar.
Ama kendi aralarında kavgaya da girecekler.
Dünya savaşlarının birincisi de ikincisi de Osmanlı topraklarını paylaşamamanın kavgası değil miydi?
Öyle veya böyle, Osmanlı Kuzey Afrika’yı, Balkanları, Ortadoğu’yu teslim etti. Aradan yüz yıl geçti, buralarda yüz yıldır rahat ve huzur var mı? Çokbilmiş modern Avrupalı buraları neden ihya etmedi?
Efendim bu bölgede yaşayan insanların kabiliyetleri yok, uygarlığa ulaşamaz, geri zekalıdır hepsi demeye getiriyorlar.
Keramet insanın kabiliyetinde, zekasında olsaydı eğer, bu insanlar uygarlığın en tepesinde olurdu.
Haksız rekabet!
Başarmak için tornadan, tesviyeden geçmek gerek.
Paralı okullar, uluslar arası eğitim kampları çarkından geçmek, birkaç dil bilmek; küresel ideolojiyi içine sindirmek gerek.
Zeki, olaylar arasında bağ kuran, mesleğinde birikimli olmak gerekmez.
Hele hele ulusal çıkarları savunanı, ulus bilinci taşıyanı hiç mi hiç istemez.
Devri zamanı geçti!
Kadir ağabeyim bir şey demişti; “İkinci Dünya Savaşı sırasında derdik ki, Almanya’da lirizim, yani liderlik, İngiltere’de ve Amerika’da kapitalizm, Rusya’da komünizm, İtalya’da faşizm, Türkiye’de ise Kemalizm vardır.”
Ona demiştim ki; bugün hepsi bir olmuşlar, Kemalizm’e saldırıyorlar.
Lirizm mi, Komünizmi, Kapitalizmi, Faşizmi harman olmuş, Küreselleşmeyi icat etmişler.
Karşısında ise sadece Kemalizm; herhalde ondan korkuyorlar.
Kemalizm, “çizmenin ikincisini de giydirme bana” diyebilmektir.
Küreselcilere “al” dersin, alayım mı, almayayım mı diye alay eder.
Vermiyorum desen, alıcı çıkar.
Ne yazık ki başımızdakiler “al, al” diye diye vatanı ucuza kaptırıyorlar.
.
.
|