Anasayfa arrow YAZARLAR arrow A.MÜMTAZ İDİL arrow HEPİMİZ TÜRK'ÜZ, HRANT DA TÜRK...
HEPİMİZ TÜRK'ÜZ, HRANT DA TÜRK... Yazdır E-posta
30 01 2007
Hrant Dink’in cenaze töreninde açılan “Hepimiz Ermeni’yiz” pankartları, rahmetlinin (*) hüzünlü ölümünden daha fazla tartışılır oldu.
Törene damgasını vuran “Hepimiz Ermeni’yiz” söylemi, onanabilir bir söylem biçimi miydi?
Bence değildi. Değildi ama bu denli büyütülecek, zaten gergin olan ülke insanını daha çok gerecek kadar da büyük bir yanlış değildi.
Asırlardır birlikte yaşadığımız, dünya durdukça da birlikte yaşamak zorunda olduğumuz ayrı dinden, ayrı etnik kökenden olan bir yurttaşımız, kahvehane kültürü ürünlü bir cani tarafından öldürülmüştü. Küreselleşen dünyaya, kendimizi anlatmakta, tezlerimizi olurlatmakta güçlük çektiğimiz bugünlerde; Ermeni kopuntusunun (diaspora) eline bir koz daha vermenin paniğiyle, böyle bir duygusallık içersine girildi. Bu bir sembolik dayanışma eylemiydi. Böyle bir slogan türetildi.
Aslında bu slogana gelene kadar rahatsız olmamız gereken, ayırdına varmadan yitirdiğimiz o kadar çok değerlerimiz var ki.
Ses bayrağımız Türkçe ayaklar altında sürünüyor. Arap yayılmacılığının ve sömürüsünün altında ezilen dilimiz; şimdilerde de Angloman bombardımanın etkisi altına girdi. Kimsenin tındığı yok.
Ermeni bir kardeşimizin cenaze töreninde, Ermeni kardeşlerimizle duygudaşlık (empati) kurmak için üretilen bir slogan için yeri göğü yıkanlar; yaşamı boyunca, ses bayrağı olan anadili Türkçe’yi (bizzat kendileri) paspas yapıyor. İslam kültürüyle Arap kültürünü birbirine karıştırıp, kadınlarımızı çağ dışı giysilerin içine sokuyor. İnsanlarımızı birbirine yabancılaştırıyor.
Bu beyzadelerimiz milliyetçi ya da ulusalcı; yaşanan olayın şokuyla ve duygusallığıyla, cenazede bu sloganı dillendirenler, vatan haini oluyor.
Böyle bir şey olabilir mi?
Artık kendimize gelelim, ağzımızdan çıkanı kulağımız duysun. Ettiğimiz lafların nerelere gideceğini, kimleri inciteceğini, incinen insanların bizlerden nasıl uzaklaşacağını, bize nasıl cephe alacağını bilerek konuşalım.
Öyle bir coğrafyada yaşıyoruz ki; değil konuşurken, adım atarken bile en az iki kez düşünmek durumundayız.
Bu coğrafya acımasız bir coğrafyadır. Bu coğrafya, asırlardır, kendisine benzemeyenlerin birbirini yok ettiği, yok etmeye çalıştığı bir coğrafyadır.
En güzel, en yakın, en canlı örneği hemen yanı başımızda. Her gün sinema izler gibi Irak’ı izliyoruz. Buradan çıkarmamız gereken pek çok ders olmalı.
Ulu önder büyük Atatürk, bu coğrafyayı çok iyi özümsemiş bir liderdi.
Onun içindir ki; “Bu ülkeye vatandaşlık bağıyla bağlı olan herkese, etnik kökenine ya da dinine bakılmaksızın Türk denir” demiş, bu düşüncesini de “Ne mutlu Türküm diyene” özdeyişiyle biçimlendirmiştir.
Türkiye Cumhuriyeti, tüm örselemelere, tüm ihanetlere, tüm çelmelere karşın; 83 yıldır, O’nun gösterdiği bu yolda ilerleyerek, bölünmeden, parçalanmadan bugünlere geldi.
Bu coğrafyada emelleri olanlar; Araplar gibi, Türkleri de avuçlarının içine almak için, Atatürk’le birlikte kazandığımız değerleri yok etmek istiyor.
Nitekim de birileri, Atatürk’ün birleştirici ve bütünleştirici manevi varlığından duyduğu rahatsızlıkları; “Atatürk’ün resim ve heykellerini kaldırın (ya da kaldıralım)” diyerek dışa vurmaya başladı.
Atatürk’ü çok iyi anlamak, onun düşüncelerini beyinlerimize kazımak zorundayız.
Bölünmek, parçalanmak istemiyorsak; ulusal ve üniter bir devlet olarak yaşamımızı sürdürmek istiyorsak; ırkçı söylemlerden kaçınmamız gerekir.
Türk, bir soyun adı değil, bir ulusun adıdır.
Türkiye’de yaşayan Türklerin büyük bölümü Oğuz soyudur. Diğer soylar da Türkmen, Kürt, Tatar, Çerkez, Boşnak, Laz, Gürcü. Ermeni... soylarıdır. Bu ülke bu soylarla birlikte kurulmuştur.
Bir soy, diğerinin yanında asla yükselen değer olamaz. Bu gerçeği kabul etmek, bu gerçekle yaşamak zorundayız.
* * *
(*) Bir başka konu...
Rahmetli Hrant Dink’e rahmetli dediğim için, bilinen çevrelerce eleştirileceğimi biliyorum. Bile bile ve özellikle kulandım bu sözcüğü.
Gerçi ben Diyanet İşleri Başkanlığı’nın böyle bir görüş sergilediğine inanmıyorum ama; medyada, Diyanetin; “Bir Müslüman, bir gayrimüslim için rahmet dileyemez” şeklinde fetva verdiği yazıldı.
Niye? Dilerse günaha mı girer? Tanrı’nın geniş rahmetinden bir damlacığın da bir Ermeni ya da bir Rum kardeşimizin ruhuna ulaşmasını dilemek, neden olumlanmaz?
Bu ülkeye, bu topluma, pek çok Türk’ten, pek çok Müslüman’dan çok daha fazla yararlı olan pek çok Ermeni kardeşlerimiz var. Hangi kutsal kitap, aynı Tanrıya tapan, aynı Tanrının bir kuluna, bir rahmeti çok görür?
Hrant’ı acımasızca kurşunlayan cani, günü gelip ölünce, “o Müslüman diye”, ona rahmet dilenecek; yaşamında karınca bile incitmemiş herhangi bir göksel dinin mensubuna, Müslüman değil diye, rahmet dilenmeyecek. Böyle bir şey olabilir mi?
Bu konuda kimseden yanıt beklemiyorum.
Siz olurlarsınız ya da olurlamazsınız.
Ben, etkin kökeni ve dini ne olursa olsun; Tanrı’nın rahmetine kavuşmuş her “adam gibi adamın ardından”, ona rahmet diler, fatiha okurum.
 
< Önceki   Sonraki >
 

SİTE İÇİ ARAMA

 
 

ÜYE GİRİŞ / ÇIKIŞ






Kayıp Parola?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol

 

Gazete Oku

Son Eklenen 5 İlan

ELEMAN
İş Verenler (28.08.2008)
RADYO FREKANSI
Satmak Istiyorum (28.08.2008)
BAYAN AŞÇI
İş Verenler (28.08.2008)
SATILIK DAİRE
Satmak Istiyorum (27.08.2008)

 
= Fotoğraf Var

SİTE ZİYARETÇİLERİMİZ

Şuanda 37 misafir ve 1 üye bağlı
  • Veysel_b

SİTE SAYFA SAYACI


Başlangıç 01.01.2007

RSS / XML

   Basın ve Yayın   Free Page Rank Tool

             

Ip Adresiniz: 38.103.63.61