|
Birinci dünya savaşından sonra batı devletleri aynen bugünlerde değişik biçimlerde sergiledikleri, kendi vatandaşlarının canını korumak için, sömürgelerindeki gençlerin eline silah verip savaş meydanlarına sürünce, ya da siyasi cinayetler işlenmeye başlandığında, Lenin’in söylediği şu sözleri hatırlamamak mümkün mü:
“Bu gün sömürgecilerin kullandıkları bu silahlar, yarın sömürgelerdeki insanlara çevrilecektir.”
Şimdi düşünürken, acaba diyorum; “Bu dünya görüşü, demokrasinin kanatları altındaki Türkiye üzerinde böyle bir role mi soyundu?”
Osmanlı devletine de tıpkı AB’nin şimdi Türkiye’ye yaptığı gibi parlatılmış, cilalanmış elma şekerleri sunulmuştu.
Şimdi bizden açmamızı istedikleri kapılarımız o zaman açılmıştı. Güya bizi daha zengin, daha uygar yapacak olan bu kapılardan sonra, fabrika bacalarımız tütecek, tarımımız gelişecekti.
Hatta, batıda cennetin anahtarının bile bulunduğunu yıllarca inandırmışlardı kitlelere.
On, on beş yıl geçmedi ki ne olduğunu gördüler. Daha doğrusu gerçeği gördüler.Yüreklerinin inanmadıklarına, beyinleri ile karar vermişlerdi.
Neden her yazımda, “yakın tarihimizi bilmek ve öğrenmek zorundayız” diye ısrarla belirtiyorum?
Öğrenmemek ve öğretmemekte ısrar halinde olanlar, büyük çıkarların peşinde koşup, ülkenin geleceği ile kumar oynayanlardan başkaları olamaz.
Şimdilerde aynı elma şekerlerini, daha parlatıp, daha da kırmızılaştırıp önümüze sürdüler.
Gazeteci Hrant Dink cinayetinden sonra cenaze kaldırılırken, medyaya yansımayan görüntü ve sloganların olduğu söyleniyor.
Bize gösterilmek istenen manzaradan hiçbirimiz memnun kalmadık. Türk toplumunun Ermenileştirilmesi hoş bir görüntü teşkil etmiyordu. Engellenmesi gereken manzara buydu aslında.
Neden izin verildi bu söylemlere;
Hepimiz neden Ermeniyiz?
Hepimiz neden Hrant’ız?
Adı TÜRK olan bir ulusun en büyük şehrinde, hem Türk, hem Ermeni vatandaşı olan gazetecinin cenaze törenindeki pankartlar ve söylemler kapkaraydı.
Bu karanlık kelimeleri söyletenler, bu cesareti nerden alıyordu?
Yoksa,
Atatürk milliyetçiliği ve ulusalcılık bayrağını taşıyacak bir önderin çıkamayacağını sananların mı cesaretiydi bu?
Yanılıyorlar!
Tıpkı Kurtuluş Savaşı öncesi yanıldıkları gibi!
Katil yada bulunması istenen katiller bulundu, bu dosya artık burada kapansın diyenler, şimdi o yazıların ve sloganların hesabını araştırarak sormalı.
Bu kadar çabuk bulunan katiller için yapılan araştırmalar ve çalışmalar, neden Mumcu’nun, Kışlalı’nın, Üçok’un faillerinin hala bulunamadığı sorusunu da getiriyor akıllara.
Dahası, bu ülkenin yetiştirdiği ender insanların, bilim adamlarının birer birer ortadan kaldırılması ile kuruyan kanlarının hala yerde kalması utanılacak bir durum değil mi?
Tek suçları, bu ülkeyi daha da sevmek…
Bu ülkenin daha uygar olmasını istemek…
Ve Atatürk’ün düşünce sistemine bağlı olmaktan başka bir şey değildi.
Ortada bu konularla ilgili bir sessizlik hüküm sürmekte.
Ama “ SESSİZLİK BAZEN KONUŞMAKTAN DAHA FAZLA GERİLİM YARATIR”
Her Gününüz Güzel Olsun.
|