|
Adımı yanlış atınca, öbür ayağınız ilkin, yanlış atılanın yanına gelecektir. Böylece yürüyüşünüz yanlış istikamette devam edip duracaktır. Bir engele toslayıp durdurulunca da, canınız sıkılıp kendinize kabahat bulacağınıza, hareketinizi eleştirenlere iftira kampanyaları açacaksınızdır.
Bir partinin genel başkanı ve başbakan sayın R. T. Erdoğan, bir üniversite hocasını çağırıp bir anayasa taslağı hazırlamasını rica ediyor. Hazırlanacak anayasanın mahiyeti hakkında, sayın Başbakan’ın, hoca ile hiç bir şey konuşmaması düşünülemez. Buna inanmak için, bütün insanların akılsız yaratıldıkları düşünülemez. Başbakan, gereken kendi direktiflerini vermiştir.
Sayın Profesör, kendi tanıdığı ve ilimlerine itinat ettiği daha altı arkadaşından oluşan bir ilim heyeti kuruyor. Kısa zamanda, söylediklerine göre, pek çok milletin anayasaları, Fransızların ve Amerikalıların insan hakları beyannameleri, Birleşmiş Milletler’in aynı anlamdaki beyannamesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin içtihat kararları tetkik edilip bir metin ortaya konuyor.
Bu metin, en önce AKP’nin kendi adamları tarafından tetkike tabi tutuluyor. Birinci tetkik tatmin etmiş olmayacak ki, ikinci defa, yine AKP heyeti taslak üzerinde çalışma kararı alıyor. Bütün bunlar herkesin gözü önünde yapılırken, yine de, taslağın AKP’nin taslağı olmadığı iddiasında ısrar edilebiliyor. Bu iktidar partimiz, kendisi ne söylerse, herkesin ona inanmasını istiyor. Halbuki, kendi aralarında bile anlaşma, en yüksek kademede dahi temin edilmiş değil. Anayasa üzerinde sayın Başbakanla, sayın Cumhurbaşkanının düşünceleri tam ters. Rektörlerin bu işle ilgilerinin olmadığını söyleyen Başbakan’a karşı; sayın Cumhurbaşkanı, bu konularda üniversitelerin sessiz kalmaları düşünülemez, diyor. İşte bizi bu insanlar yürütüyor, yönetiyor, yöneltiyorlar.
Anayasaları, genel olarak, Kurucu Meclisler yaparlar ve halk oyuna da sunarlar. Halk bu anayasayı reddederse, kurucu meclis yenilenir.
Örnek bir Anayasa hazırlanması için Fransa’dan De Gaull’ün yaptığı 1956 Anayasasını göstermiştik. Bu işi bir değil, birkaç kere de yapmıştık. Çünkü, bu General De Gaull Anayasasının bizimle ilgili olan tarafları vardır. De Gaull gelip devletin başına geçince, her kurumu feshetmiş ve tek başına kamıştı. Tek yetkili idi. Meclisi de ortadan kaldırmıştı. Partileri çalışmaktan durdurdu idi. Sonra General, parti başkanlarını toplayarak Anayasayı onlarla yapmıştı.
Anayasa katılımlı hazırlanmalıdır. Katılımı en çok temin eden siyasi partilerdir. Bir yazımızda biz başka öneriler de yapmıştık. Onlar, pek te kenara atılacak cinsten değildi. Hiç te makes bulmadı. Yen bir yol daha bulunabilirdi:
Mecliste olan partilerin genel başkanları çağrılarak, küçük çapta bir kurucu meclis kurulabilirdi.
Beş adet siyasi partimiz mecliste temsil edilmektedir. Şu yapılan taslak, bu beş liderle yapılmış olmaz mı idi? Taslağı hazırlayan altı kişi olduğuna göre, temsil edilen beş parti liderinin hazırlayacağı taslak, acaba eksik mi kalırdı. Bunlar temsil hakları olan insanlar. İstenildiği kadar mütehassıs, üniversite temsilcileri ve sivil toplum örgütlerinden de yararlanmak imkan içinde olurdu.
Bu Malezya benzetmesi nereden çıkıyor? Aslında bizden çıkıyor değil. İslam alemine örnek gösteriliyor. ABD, Avrupa Birliği ülkeleri, Müslüman aleme örnek olacak iki Müslüman devlet olduğunu, bu iki devletin ılımlı islamı temsil ettiğini, bu iki devletin de Türkiye ile Malezya olduklarını ilan edip duruyor. Şimdi bizim aklı ileri sayılanlar, Türkiye’nin Malezya olacağını, olmayacağını tartışıp duruyorlar. Bu benzetenlere göre, birbirine benzetilen iki devlet, güya öteki İslam milletlerinden daha iyi durumda olarak görülüyor. Bizim insanlarımız bu iltifatın bile farkına varmıyorlar. Kendilerini bir cins küçümsemiş olduğumuz için, Malezya’nın Ankara sefiri, Avrupa insan Hakları Mahkemesi’ne bir tazminat davası açmış olsa, bunun altından bizim akıllı insanlarımız nasıl kalkarlar?
.
.
.
|