|
“KARIŞTIRMA ORASINI YAV!”
“Sen yanmasan, ben yanmasam, nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa” demişti seksen öncesi bir büyüğümüz gençlere.
Gençlerde mademki ille de yanmamız gerekiyorsa “Pilavdan dönenin kaşığı kırılsın” deyip, çıkmıştı baba parasıyla ülke kurtarmanın yollarına.
Serde gençlikleri de var…
Kafada kavak yelleri esiyor ya!
Kim dinler baba-ata nasihatini...
Okul harçlıklarından arta kalanları sermaye ederek kafa tutmuşlardı Türkiye’nin kodamanlarına!
Nihayetinde baba parasıyla çıktıkları meşakkatli yol… civan gibi binlerce delikanlının yanması… Ve 12 Eylül darbesi…
Bu gençlerin içinde hepimiz vardık…siz..biz…herkes…
Bu gençler ülkeyi kurtaramamıştı kodamanların sömürüsünden ama, bu gün Marmaris semalarından “Bu ülkenin artık federasyon olmasının zamanı gelmiştir NETEKİM!” diyen Kenan Evren, ülkeyi bizden kurtarmayı başarmıştı!..
Köprünün altından çoook sular aktı.
Değişen zamanla birlikte düşüncelerde de farklılıklar oluştu.
Dün yanma pahasına savunduğumuz bir çok değer, bu gün önemini yitirdi çoğumuz için.
Daha doğrusu,
Dün düşünüp uygulanmasını canı gönülden istediğimiz ilkelerimizin, bu gün en büyük muhaliflerinden olduk.
Bir farkla…
Devrimini tamamlayıp masanın makam koltuğu tarafına geçen insanlar o günde aynı düşüncede idiler, bu günde.
O günde “Biz olmazsak bu dünya batar” diyorlardı, bu günde.
Onlar hep aynı kaldılar ama,
Nedense ülkenin kurtuluşunun! bizlerin yanmasına bağlı olduğunu kulaklarımıza üfleyenler sayesinde yerimizde durmayı beceremedik.
Geçenlerde Ankara’nın meşhur Yüksel Caddesinde etrafına gençleri toplamış, tıpkı 12 Eylül öncesinde siz- biz gençlere söylenilen ve cesaretimizi okşayıcı türden böylesi lafları konuşuyordu diplomalı zevatın biri.
Gerek benim canım, gerekse arkadaşlarımın, tanıdıklarımın, nice anaların babaların ama en önemlisi milletimin canı yanmıştı ya gençliğimizde,
Hemen müdahale ettim…
“Mademki birileri yanmadan aydınlıklara kavuşmanın imkanı yok, o zaman sen yansan da biz aydınlığa kavuşsak olmaz mı” deme gafletinde bulundum zerzevata...
“KARIŞTIRMA ORASINI hanım” Dedi…
“İş, güç, çek-senet derken benim başımı kaşıyacak vaktim yok.
Üstelik çocuklar da okuyor. Bu yaştan sonra ben yansam bile etrafıma bir gram ne ışık, nede ısı veririm. En iyisi bu işleri gençlere bırakmak…”
Ertesi gün ulusal gazetenin birinde memleketini kurtarıp aydınlığa kavuşturmak için kendisini ateşin göbeğine atan Ogün Samast’ın haberi gözüme çarptı.
Aylardır sabaha kadar kafasını duvara vurarak ağladığı, hücre komşuları diğer mahkumları uykuya hasret bıraktığı, yazılıydı.
Ağlarken de sürekli olarak, “Beni kandırdılar-oyuna getirip kullandılar” diye feryat ediyormuş.
Bu arada aynı gazetenin bir arka sayfasında Ozan Arif’in sözlerini yazıp Tarabya’nın meşhur uşağı! İsmail Türüt’ün seslendirdiği “Bizde Ogünler-Yasinler tükenmez” adlı şarkının kasetinin hasılat rekorları kırarak satıldığı yazılıydı.
!!!!!!!!!
Allahın işine bakın!
Bir yanda eline tutuşturulan silahla henüz 17 yaşında iken bir cana kıymış ve gelecek yirmi yılını kodeste geçirecek olan gencecik bir delikanlı,
Öte yanda kafasını duvara vura vura kodeste olmak yerine annesinin kucağına gitmeyi yeğleyen bir çocuğun yaptığı hatadan para kazanan deve dişi gibi iki tane Türkiye sevdalısı Adam!..
Ya yerde yatan?
Ensesinden yediği kurşunla kaldırımın üstünde yatan, ayakkabısının altı delik o adamdan söz etmeye hiç gerek yok tabi!
Şimdi sormak lazım ülkenin aydınlığı için kendisini ateşin göbeğine atmaya hazır gariban Hasan ağanın çocuklarına...
Hrant öldü.
Ogün ve Yasin yandı...
Peki bu durumda aydınlığa çıkan memleket mi oldu? Yoksa İsmail Türüt’mü yada onun gibiler mi?
Her Gününüz Güzel Olsun
.
.
.
|