|
Ben, şahsen, eleştiri yazılarından uzak kalmak niyetindeyim. Eleştirecek bir şey kalmamıştır. Senin düşüncenin tam tersi ortaya gelmişse; Millet, büyük, çok büyük ekseriyetle senin düşüncen aleyhinde karar vermişse; senin yapacağın bir şey kalmış olabilir mi? Nasıl seçim olduysa oldu; şartlar senin için de aynı idi. Millet senin yaptığın her şeyi yok farz edip, yeni bir yola koyuluyor. Hayırlar olsun. Burada eleştiri yerine, durup beklemenin ve neticeyi görmenin daha ehemmiyetli olduğunu düşünüyorum!
Düşünüyorum da, milleti toptan ve beni de şahsen ilgilendiren sorunlar üzerinde fikirlerimi söylemekten de vazgeçmiş olmayacağım. Bunları eleştiri kabul etmenin de anlamı yok.
Bir Anayasa yapılıyor. Bu Anayasanın, milletin topu adına, milletin topunu temsil eden bir meclis tarafından yapılması gerekir. Bu yazdığım dahi, ne demek istediğimi aksettirmiyor. Bu meclis, milletin topunu temsil etmez mi? Eder, etmesine de, bu meclis Anayasa yapmak için seçilmemiştir. Bu meclisin görevi ülkeyi, şimdilik beş sene için idare etmektir. Anayasa yapacak meclisin görevi ise, sadece Anayasa yapmaktır. Adına “Kurucu meclis” te dediğimiz bu anayasa yapıcı meclis, görevini yaptıktan sonra dağılır. İcra yetkisi zaten yoktur. Eski kurucu meclislerden idare yapanlar olmuşsa, bu yokluktan veya bilgi eksikliğinden olmuştur. Hem Anayasa yapacaksın ve hem de kendi yaptığın Anayasa ile ülkeyi yöneteceksin. Başka ülkelerde böyle bir şey yok. Başka bir ülkede daha tatbik sahası bulmamış bu fikir, normal sayılsa bile, ancak bizim için sayılabilir. Biz ise, edebiyatını çok yaptığımız demokrasi ile pek ilgili ve de bilgili değiliz.
Fransız generali De Gaull’ün, Fransız anayasasını 1956’da nasıl ve kimlerle yaptığını ben geçen yazıda size bildirmiş idim. Ben o zaman Fransa’da bulunuyordum. Bu sorunları takip ettim. Yine de sen, bu işleri benden daha iyi bildiğin iddiasındasın. Bunları kurcalamak istiyor değilim. Benim çabam, belki bazı hataları yapmaktan sizi alıkoymaktır. Bu yazıları yazış sebebi de budur.
Biz deriz ki, bu meclis, beş yıl için, devleti yönetmeye devam etsin. Anayasa yapmak için vaktini sarf etmesin.
Bu günkü meclisin dışında, yeni bir kurucu meclis kurulsun. Hatta bir kurucu mecliste, AKP, son mecliste aldığı oy nispetinde, kurucu meclis üyesi bulundursun. Bu kurcu meclis üyelerini kendileri seçmiş olsunlar. Öbür bütün partiler de, aldıkları oy nispetinde kurucu meclis üyelerini kendileri belirlesinler. Ama, ülkemiz sadece bunlardan ibaret değildir. Edebiyatını çok yaptığınız, aslında, hiç te kıymet vermediğiniz bu sivil toplum örgütleri de, üyeleri nispetinde veya bulunacak bir nispet içinde üye ile temsil edilsinler. Bu kuruluşta, üniversitelerin de unutulmaması gerekir. Dediğimiz gibi, altı ay için, bir kurucu meclis teşkil edilmiş olsun.
Bu kurucu meclis üyeleri ücret almasınlar. Kendilerine yatacak yer temin edilsin ve meclis lokantasından yemek yeme hakları olsun. Altı ay içinde işlerini bitiren kurucu meclis, halk oylamasına Anayasayı sunduktan sonra dağılsın.
Bu söylediklerimin en doğrular olduğunu iddia ediyor değilim. Bu yol benimsenirse, kurucu meclis teşkili için, daha birikimli insanlar tarafından daha düzgün yollar bulunabilir. Mesele, bu günkü meclisimizin, kurucu meclis olarak kullanılmaması keyfiyetidir. Bu yolun, devlete bir maddi külfeti de yoktur. Hem de ülke içinde, bazı işlerin yalnız çıkar için değil, yalnız şeref için yapılabileceği yolu açılmış olur.
Tutturulan yolda gidilirse, çıkacak anayasa, iktidar partisinin kendi anayasası olacaktır. Sorunlar da, tartışmalar da, cebelleşmeler de bitmeyecektir. Bir parti anayasası tarafsız yapılmış sayılamaz. Şimdiye kadar, parti iktidarlarının tarafsız kaldıklarını görmedik. Partilerin kadrolaşma dışında kaldıklarını görmedik. Cumhurbaşkanlığına bu kadar büyük yetkiler verilmesinin sebebi bu partizanca düşüncelerdir. Hangi iktidar, bir üniversite rektörünü, kendi adamları dışında düşünmüştür. İktidar, her şey değildir. İktidarın önünde de kanun vardır. Ayrıca, meşru seçilen iktidarın, meşru kalması da beklenir.
.
.
.
|