Anasayfa arrow YAZARLAR arrow MEHMET ÖZATA arrow İBNİ HALDUN
Prev   Next   Pause   Play     Scroll   Fade   ScrollFade
İBNİ HALDUN Yazdır E-posta
17 09 2007

Dün ve bugün, “Kendisinden hiç yararlanılmıyor!” “Uluslar arası bilim çevrelerinde adı neredeyse hiç geçmiyor.” Doç Dr. Emre Bağce’nin bir bilimsel makalesinde “İbni Haldun’un İdeolojik Kuramı” ele alınmış. Makaleyi okuduğumda çok etkilendim. Paylaşmak arzusu ve anladığım şekliyle İbni Haldun gerçeğini, bir kıssadan hisse çıkarma arayışıyla bilgilerinize sunmak isterim. İbni Haldun, bilimsel çalışmalarda tarihinin ya da uygarlığın karşılaştırmalı siyaset, karşılaştırmalı tarih, iktisat tarihi gibi dalların bir araya getirilmesiyle, ilişkiler kurma yoluyla araştırılmasının gerekliliğini belirtir. Böylece dün, bugün ve yarın arasındaki ilişkiler tutarlı ve doğru olarak kurulabilecektir. İbni Haldun, (1332 – 1402) tarihleri arasında yaşamış bir bilim adamı ve düşünür. Anadolu’daki manzara; yaklaşık yüz yıl öncesi dönemden başlayalım; Moğolların, Selçukluları mağlup ederek Anadolu’ya hükmettikleri dönem. Zalimane bir idare, her türlü baskı, ahalinin insafsızca soyulduğu bir dönem, siyasi ihtiraslar… Sözde bir “Moğol – Selçuklu Divanı” var. Bu hükümete vaziyet alanın kellesi gidiyor. Zamanla Moğol etkisinin azalmasına doğru orantılı olarak Anadolu’da Türk beylikleri kuruluyor ve birbirleriyle Anadolu birliğini oluşturma mücadelesine giriyorlar. Küçücük bir Osmanlı Beyliği, önü açık; feodal yapının baskısında inleyen Bizans köylüleriyle gelişen ticari ve sosyal ilişkiler Osmanlının genişlemesinde büyük bir fırsat yaratıyor. Ertuğrul Bey, Osman Bey, Orhan Bey, I. Murat ve Yıldırım Beyazıt. Bizans topraklarında ise yağma, açlık, anarşi, zulüm; karışıklık hakimdi. Osmanlı, Avrupa topraklarına ilerliyordu. Gibbens; “… Osmanlılar yeni zaman tarihinde milletlerini tesis ederken dini hürriyet umdesini temel taşı olmak üzere vaaz edilmiş ilk millettir… Hıristiyan ve Müslümanlar Osmanlı idaresi altında ahenk ve uyum içinde yaşıyorlardı” der. I. Murat zamanında Edirne Osmanlı yönetimine geçti. Anadolu beylikleri ile mücadele de sürüyordu. I. Kosova Muharebesi: Haçlı ordusu hezimete uğratıldı. Yıldırım Beyazıt; Ankara Muharebesi: Timur’un ordusuna yenilme; 1402 ve Fetret devrinin başlaması. İşte İbni Haldun’un yaşadığı dönemin tarihi hercümerci. Döneminin sosyal, siyasal, ekonomik gelişmelerinden sonuçlar çıkarıyor İbni Haldun, adeta bugünü açıklarcasına. İbni Haldun, “dinsel yaşam ile kentleşme arasında negatif bir ilişki tespit eder; bolluk artınca, dinsel pratikler zayıflar, kent yükselince din eksilir; yani bolluk, tokluk onun için zararlıdır” der. İbni Haldun, yöntem olarak genelden özele gidilmesini önerir. Özellikle zaman ve mekan boyutunda farklılık gösteren çok sayıda olgu arasında bağlantılar kurulmasıyla ilgili vurgusu çok önemlidir. Birçok olgu arasında görünmeyen ilişkiler vardır. Aksi halde bilim değil abartıdan söz edilebilir. Abartının niteliklerine baktığında; kolaydır; uydurma masalların etkisi vardır; sağlıklı düşünme yoktur; akıl ve strateji eksikliği vardır; doğrulama ve yanlışlama yoktur ve boş inançlar hakimdir. Bu ifadeleri takiben, yedi asır sonrası; şöyle bir Amerika’yı, Batı uygarlığını bir düşünelim isterseniz. Böyle bir durumda; İbni Haldun’a göre, sorumluluk ve paylaşımla hareket edilmeli, ahlaklı ve eleştirel bir bakışa sahip olmalıdır. İbni Haldun bilinmeyenlerin bilinenler aracılığıyla yaklaşık olarak sınırlarının kestirilebileceğini söyler. Akıl burada önemli yer tutar. Akıl, toplumsal yaşamın tarihini bilmek için bilgiden yararlanabilir. Ancak her hangi bir bilgi veya haber aklın süzgecinden geçirilmelidir. Ancak bu şekilde tutarlı bir bakış geliştirilebilir. İbni Haldun’a göre uydurma yaklaşımın temel özelliklerinden biri, kanıtlardan yoksun ve habersiz olmasıdır. İbni Haldun’a göre, yalan ve çarpıtmanın nedenleri, taraf olma, kaynağa güven, amaçları görmeme, iktidarla içli dışlı ilişkilerden dolayı kasıtlı çarpıtmalardır Uydurma ve çarpıtma, gerçeği maskeler. İbni Haldun’a göre, bilim ve bilgi birçok bakımdan iktidarlarla doğrudan ilişkilidir. İbni Haldun’a göre, kendi çıkarlarını geliştirecek biçimde davranırlar ve gerçekliği aramaktan çok kendi çıkarlarına uygun olan bilgileri çoğu zaman da gerçekliğe aykırı olarak yaymaya çalışırlar. Yerleşik çıkarlarını korumak için bilim adamları ve iktidarlar bir birlerini karşılıklı olarak tanırlar ve desteklerler. İktidarlar, özellikle baskıcı olanlar, eğitim yoluyla tam bir itaat kültürü yaratmaya çalışırlar. İbni Haldun’a göre, yönetimler gittikçe duyarsızlaşır, dedikodular artar, çıkarların takibi ve kayırmacılık yaygınlaşır. Yolsuzluklar her yanı sarar, zalimler emek hırsızlığı yapar, angaryalar yüklerler, üretim giderek düşer, durgunluk artar, vergi kaçakçılığı baş gösterir, Bencil çıkarlar her şeyin önüne geçmeye başlar. Toplum gittikçe güçsüzleşir, yozlaşır ve çöküş yaşanır. İbni Haldun var olan koşullara karşı çıkanların gerçekliği tam olarak kavrayamadıklarını vurgular İbni Haldun’un devletlerarasındaki ilişkiler noktasında temel tezi “yenik olan, galibe uyma eğilimindedir” Ona göre; yenik olan, bunun diğerinin tuttuğu yoldan, inançlardan, alışkanlıklardan, yaşama biçimi ve çizgisinden ileri geldiğine inanır, böylece hakimiyetin nedenini bir çok bakımdan yanlış anlamış olur ve kendini ona uymak, itaat etmek zorunda hisseder. Bu yanlış nedeniyledir ki, yenik olan, her zaman yenene benzeme çabasında görünür; giyiminde kuşamında, binitinde, binişinde, silahında, bunları yapış-kullanış yönteminde ve bunlara verilen biçimlerde, bunlardan başka konularda, başka durumlarda benzeme çabasındadır. O denli ki bilinçli bir gözle bakıp değerlendiren bir kimse, bunların birer istila belirtisi olduğunu düşünür. Halbuki bu toplum yenik düşüp başkasının egemenliğine girdiği zaman ona yok oluş daha çabuk gelir. Kazanç, üretim ve çalışma yolları dağınık, önemsiz duruma gelir. Bunun sonucunda kendilerini savunamaz olur. O insanların çalışma güçleri, sevinçleri kırılmıştır. Artık her güçlünün zoru karşısında boyunlarını büküp yeniliverirler… Her yiyene lokma olurlar… Bir uyuşukluk çöker ona. Karnını doyurmaya ve ciğerini serinletmek için su içmeye bile üşenir… Başkalarının boyunduruğu altına girmiş olan toplumun eksilmesi ve çöküntüye gidişi, o toplum yok olup silininceye dek devam eder… Sömürülen ülkenin bağımsız olduğu kendi yöneticilerine sahip olduğu gösterilmeye çalışılır. İbni Haldun bu tür egemenliği “eksik egemenlik”, kendisinin üstünde, başkasına özgü bir yönetim makamı bulunan kimseyi de “eksik hükümdar” olarak niteler. Bu tür bir ülkede toplumsal yapı İbni Haldun’a göre bir bozulma, çözülme sürecine girer. Doç Dr. Emre Bağce’nin Doğu-Batı dergisinin 31. sayısında ele aldığı bilimsel makalesinden, İbni Haldun’dan bugüne, satırbaşları olarak aktarmaya çalıştığım görüşlerinde kıssadan hisse var mı? İbni Haldun’un çizdiği tablo, yedi asır sonrası Türkiye manzarasının izlerini taşımıyor mu? Dünü, bugünü bilmek, yarını belirleyebilmenin ön koşulu gibi görünüyor.

Ne dersiniz.

.

..

.

 

 

 
< Önceki   Sonraki >
 

SİTE İÇİ ARAMA

 
 

ÜYE GİRİŞ / ÇIKIŞ






Kayıp Parola?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol

 

Gazete Oku

Son Eklenen 5 İlan

DEVREN SATILIK CD MARKET
Satmak Istiyorum (01.12.2008)
MATEMATİK ÖĞRETMENİ ALINACAK
İş Verenler (01.12.2008)
ELEKTRİK TEKNİSYENİ VEYA TEKNİKERİ ALINACAK
İş Verenler (01.12.2008)
2005 BORA
Satmak Istiyorum (30.11.2008)

 
= Fotoğraf Var

Firma Rehberi

SİTE ZİYARETÇİLERİMİZ

Şuanda 85 misafir ve 2 üye bağlı
  • aynur
  • zubeyir

SİTE SAYFA SAYACI


Başlangıç 01.01.2007

RSS / XML

   Basın ve Yayın  

Siyeteyi en iyi Explorer7 ve Firefox3 ile izleyebilirsiniz.

 

Ip Adresiniz: 38.103.63.55