|
.
..
.
.
Yemin, dini ve kökeni ne olursa olsun, bütün memleketlerin milletlerince kutsal olarak kabul edilmiştir. Bilhassa, devlet başkanlığı gibi çok mühim mevkilere seçilen veya getirilen insanlar, görevlerine başlamadan önce, bu yemin görevini yerine getirirler. Dünyada, en görkemli yemin şeklini, bizim ittihatçılar ortaya koymuşlardır. Yemin şeklini kitaplardan okurken bile tüyleriniz diken diken olur. Ben de, hayatımda bir kere yemin yapmaya necbur edilmiştim. İki yıl hiç kira ödemeden İstanbul’daki iki dükkanımda oturan kiracım, hakimin sorusunu, benim kolaylık göstereceğini vadettiğimi sebep göstermişti. Bana yemin teklifi bunun içindi. Halbuki, bu kiracı ailesi, tam 18 sene, başka başka akrabalarının adıyla, hiç kira vermeden benim dükkanlarımda oturmuşlardı. Bunları avukatımız ortaya çıkarmıştı. Çorum adliyesinde, eskiden hepsi de arkadaşım olan hakimlerden birisi beni önüne davet edip yemin teklifini yaptığında, ben, hemen yaparım demiştim. Hakim, benim, yemini hafife aldığım intibaını edindi. Beni, gayet ciddi olarak, yeminin mahiyetini düşünmemi istedi. Ben, yeminin ciddiyetinin bilincinde idim ve yemini yaptım. İstanbul’daki hakim de kararını verdi. Hiç kira vermeyen bir kiracıya, mal sahibi olarak, benim göstereceğim ne kolaylık olabilir? Dükkanları satıp kurtulmuş idik. Şimdi de, sayın Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül, gerekli kanun emri yeminini yaparak, resmi Cumhurbaşkanlığı görevine başlamış bulunuyor. Takip edilen işlem şimdiye kadar olanların aynısıdır. Meşruiyeti ve kanun içiliği şüpheye düşüren bir şey yoktur. O zaman, sayın Abdullah Gül, Türk milletinin 11. Cumhurbaşkanıdır. Türk vatandaşları, kendisini, geçerken, ayakta durarak selamlamak zorundadırlar. Zorundadırlar demek, kanun emri olduğunu kabul etmek demektir. Sayın Cumhurbaşkanımızın geçmişindeki konuşmaları ve demeçlerini göz önüne getirenlerimizin ve bu arada kendimizin, kendisi hakkında endişelerimiz olduğunu söylemek zorundayız. Ama, millet kürsüsünden, kanun emri olan resmi yemini yapışından sonra, şahsen benim ve sanıyorum ki, şüpheli olan herkesin, endişeleri kafalarından silinmiş olacaktır. Normal olarak, başka türlü düşünmemiz mümkün değildir. Cumhurbaşkanımızın yeminlerini, takiyye olarak düşünmek mümkün değildir. Sayın Cumhurbaşkanımızın hayatını tehdit eden bir durum asla mevcut değildir ki, kendileri takiyye yapmaya ihtiyaç duysunlar. Benim şüphelerim kaybolmuştur. Şüphesi olan bütün vatandaşlarımıza da, şüphelerinden kurtulmalarını tavsiye ederim. Cumhurbaşkanımızın sayın eşlerinin ve sayın kızlarının tesettür düşüncelerine gelince, devletin kanunlarına ve geleneklerine kendilerini uydurmakta çıkarları vardır. Ülkenin çıkarları ise, kendilerinin şahsi çıkarlarından daha büyüktür. Giydikleri türban şekli, hem türbanın aslına benzemiyor ve hem de tesettürle ilgili gözükmüyor. Başörtüsünün tesettürle bir ilgisi yoktur. İslamın tesettür sorununu, Diyanet İşleri Başkanımızdan daha iyi bildiğimizi iddia edemeyiz. İslamiyet, devlet emirne itaat etmemizi amirdir. Tekrar ediyoruz, Cumhurbaşkanımız, bizim Cumhurbaşkanımızdır. Cumhurbaşkanı’na alışmak ve hele onu sevmek, tamamen başka şeydir. Bu son dediklerimizin kanun zorunluluğu olamaz. Kendisini bize alıştırması olmasa bile, kendisini bize sevdirmesi; tamamen kendi hareketleri ve gidişatı ile ilgilidir. Uzatılan eli, bizim milletimizin insanları sıkarlar. Kucaklayıcılık isteği, kendi iradelerine bağlıdır. Artık partili de değildirler. Ben ümit ederim ki, sayın Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül, sevilen ve çok sayılan Cumhurbaşkanlarımız arasına girmiş olsunlar. Artık, laik kelimesini çok ta kullanmak istemiyoruz. Biz, çağdaş bir millet olarak, akılla yönetilmek istiyoruz. Yönetime inanç karıştıranları sevmeyiz de, saymayız da. Akla, ilme ve geleneklerimize önem veriyoruz. Bu aklın bize bahşedilmesinde hikmetler düşünüyoruz. Hiç kimseyi de, cinsi, soyu, aşireti, cibilliyeti ne olursa olsun, kendimizden daha inançlı kabul etmiyoruz. Bu düşünceyi, inanç için saygısızlık olarak kabul etmiyoruz. Bir asır geçmek üzeredir. 11 kişi bu yüce makama geçebilme imkanını bulmuştur. Tanrı’nın büyük nimetidir bu. Ona saygılı olmayı da insanlar kendileri idrak edeceklerdir. İnsanlar, insanlar gibi düşünmelidirler. İnsanlar, eşittirler. İnsanlar; birbirinden akılları, ilimleri, irfanları ve topluma hizmetleri ile farklılaşırlar. İnanç yüksekliği, toplumu değil, insanların şahıslarını ilgilendirir.
|