Anasayfa arrow YAZARLAR arrow İSMAİL HABOĞLU arrow REKLAMLAR
Prev   Next   Pause   Play     Scroll   Fade   ScrollFade
REKLAMLAR Yazdır E-posta
15 09 2007

Panolarda, gazetelerde, televizyonlarda… Her yerde bıktıran, usandıran reklamlar.İmrendiren, kışkırtan, kıskandıran…Toplum yapısını değiştiren, ben merkezli insanlar yaratan…Tüketimle statü kazandıran, sevilen, sayılan, itibar gören insanlar yaratan reklamlar. Reklam, başlıbaşına bir ideoloji sanki. Reklam ideolojisinin uzantıları ise derin. O nedenle reklamın da reklamı yapılması gerekli. Ve reklamlarda oynayan oyuncular, reklam yapımcıları, TV sunucuları geçen gün reklamın reklamını yaptılar. Ürün kaliteliyse, fiyatı yerindeyse, pazarlama ağı her yere ulaşmışsa vesaire… reklam o zaman işe yarar dedi birisi. Reklam, sadece o ürünün satışının artması değil ki. Reklamla doğrular yansıtılmıyor ki. Dikkat çekmek, hafızada yer etmek, tüketim insanı yaratmak. Reklam, tüketim toplumu yaratmak işin bir ideoloji halini alınca, toplum mühendisliği devreye giriyor, psikoloji falan Televizyonda reklamın doğrusu yanlışı, güzeli çirkini olurdu, olmazdı muhabbetleri. Reklamın tartışılması, hatırlanmasını sağlıyor; o fikrin, o ürünün hatırlanmasıdır esas alınan. Oyuncular seçici değildirler, bastır parayı oynarlar. Reklamların etkisiyle insanlar tahrik edilir. İnsana; özelsin, biriciksin, ayrıcalıklısın hissi verdirilir. İnsanlar kışkırtılır, kıskandırılır, kandırılır. Örneğin bir tıraş köpüğünün nasıl kadınları tahrik ettiği gösterilir. Düşünüyorum; tıraş köpüğünden etkilenen kaç kadın vardır dünyada. Reklama kanarak tıraş köpüğü alan erkekler mi, yoksa köpükle tıraş olan erkeklerin etkisine giren kadınlar mı akıllı? Elbette ne o ne öteki, Önemli olan köpüğün adının akılda kalması, tüketime insanların yönlendirilmesidir.

Bir başka örnek; Bir otomobil markası hem zenginliğin hem erkekliğin simgesi haline getirilir. Spor ayakkabı reklamında ayakkabıyı ayağına geçiren, sanki bir dünya şampiyonu atlet ya da oniki dev adamdan birisidir. Bu mesaj verilir. Bir ülkede patates rekoltesi o yıl yüksektir. Hanımlar yorulmasın diye düşünülür; soyulmuş, dilimlenmiş patateslerin reklamları yapılır, patatesin faziletleri anlatılır. Mercimeğin protein değerlinin yüksekliği ballandırılır. Ispanak tüketimi teşvik edilecektir; “Temel Reis” çizgi kahramanı icat edilir. Reklamlarla tüketim toplumu yaratmak, tüketimin insana nasıl bir ayrıcalıklı statü kazandırdığı, onun nasıl özel bir insan olduğu anlatılır durulur. Gelir dağılımı adaletsizliğinin en büyük hale geldiği ülkelerde bunun insan üzerinde nasıl bir psikolojik etki yaratacağı, giderek bunun nasıl bir sosyolojik problem doğuracağı düşünülmez bile. Denetimi kontrolü de yoktur reklamların. Bu gazozu içersen dünyan değişir, bu şekeri yersen her yer toz pembe mesajları verilir. Oysa o gazoz tatlı serin, gazlı bir sudur. Gazozda da şekerde de tatlandırıcı diye bilinen bir tür şekerimsi kullanılır. Bunun gövdede nasıl bir zehir etkisi yarattığı henüz keşfedilmemiştir. GDO’ların insan sağlığı üzerindeki olumsuz etkileri nelerdir? Bilinmiyor! Ama, siyah torbaların kanser yaptığı hemen keşfediliveriyor. Siyah torba, çevredeki atık plastiklerin toplanarak yeniden sanayide değerlendirilmesidir. Çin ürünü plastik oyuncakların kanserojen etkisinden söz ediliyor. Günde 16 saat taktığımız İtalyan, Amerikan gözlüklerin kulak arkasına isabet eden kısımlarına bir bakınız; siyah plastik! Etkisi nedir? Bilinmiyor. Reklamlarla beyinler yıkanıyor, gözler boyanıyor. Reklamın da reklamı yapılması ihtiyacı doğuyor zaman zaman. Reklamın reklamını yapanlardan biri, “arabamla geçerken duraklarda bekleşen insanları gördükçe onlara karşı utanıyorum, herkesin arabası olsun istiyorum” diyor. “Senin dahi araban olmamalı, toplu taşımadan yararlanmalısın. Özel araçların egzozlarından çıkan gazlar, küresel ısınmaya yol açıyor. Trafik terörünün sebebi, günde onlarca insan ölüyor” diyorum kendimce, sessizce. Otoyollar, duble yollar, her şahsa bir değil iki, üç tane, altı silindirli, çift çekerli, dört çekerli araçlar. Gelişmiş ülkelerde bile toplu taşımayla seyahat ediyor insanlar. Az gelişmiş ülkeler, bir başka deyişle yarı sömürgeler “ayranı yok içmeye, tahtırevanla gidiyor s……” özdeyişini hatırlatan bir hovardalık içinde. Bir an önce tam sömürge olması için uygulanan bir küresel politikanın hedefinde. Modernleşme de deniyor. Politika, reklamlarla besleniyor. Televizyondaki bir başkası hayıflanıyor, “cumhuriyetten beri kalkınamadık!” Hayret! Bu kadar cahil olunur. Cumhuriyetin ilk on beş yılı, dünyanın kalkınan ilk üç ülkesinden biriydik. Hem de üreterek. Batının kriz yaşadığı yıllar. Enflasyon eksiydi! Düyunu umumiye borçları ödeniyor bir taraftan, bir taraftan fabrikalar kuruluyordu. Demiryolları döşeniyordu bir baştan bir başa. İşsiz yoktu işsiz. 1950 ilk kırılma, 1980 ikinci kırılma, 2002 üçüncü kırılma… Kriz üreten, borç biriktiren, hovardaca tüketilen dönemler. Fabrikalar satılıyor, fabrikalar kapanıyor. Açık Pazar Türkiye. İthalatla kalkındı gösteriliyor. İthalat ürünlerin reklamlarıyla kışkırtılıyor, kıskandırılıyor Türkiye.

Reklamlar, reklamını yapıyor.

.

..

..

 
< Önceki   Sonraki >
 

SİTE İÇİ ARAMA

 
 

ÜYE GİRİŞ / ÇIKIŞ






Kayıp Parola?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol

 

Gazete Oku

Son Eklenen 5 İlan

KAPICI
İş Arayanlar (20.11.2008)
MAKİNACILAR ALINACAKTIR
İş Verenler (19.11.2008)
EVDE ÇOCUK BAKILIR
İş Arayanlar (18.11.2008)
BAY-BAYAN ELEMANLAR
İş Verenler (17.11.2008)

 
= Fotoğraf Var

SİTE ZİYARETÇİLERİMİZ

Şuanda 73 misafir ve 1 üye bağlı
  • huseyinors1

SİTE SAYFA SAYACI


Başlangıç 01.01.2007

RSS / XML

   Basın ve Yayın   Free Page Rank Tool

             

Ip Adresiniz: 38.103.63.55