Anasayfa arrow YAZARLAR arrow A.MÜMTAZ İDİL arrow BİR DEĞERLİ HOCA
BİR DEĞERLİ HOCA Yazdır E-posta
14 09 2007

Bilim adamı kisvesiyle bakın neler demiş;

…ben CHP’nin çoğulcu demokrasi sahnesinde bir aktör olamayacağını, özel konumu olduğunu söylüyorum.” yoksa CHP’yi eleştirmek ne haddime.

CHP neden eleştirilemezmiş! Ama öyle değil!

Şimdi buradaki “çoğulcu demokrasi” kavramı üzerinde duralım.

Hemen İlhan Tekeli’nin “Tek ve Çok Kademeli Demokrasi Kurmalarının Ontolojik Kabulleri Üzerine” isimli makalesini anımsıyorum

Tekeli makalesinde, demokrasinin basit tanımını yapıyor; hani bildiğimiz, “halkın kendi kendisini yönetmesi”

Halk denilince de; “sınırları belirli bir alandaki, bir toplumun özgür ve eşit yurttaşlarının tümü anlatılmak isteniyor…” diyor.

Şimdilerde ise demokrasinin bu kavramsal anlamı ve de uygulama pratiğinin farklılaştığı, başkalaştığı görülüyor.

Bazı kavramlar ise unutturulmaya, ortadan kaldırılmaya çalışılıyor; Örneğin halk, emperyalizm, sömürü, toplum yararı… gibi

Günümüz ideoloji mücadelesinde, tüm ideolojiler ölmüştür diyen yeni bir ideoloji hakim kılınmak isteniyor. Bu ideoloji, kendi kavramlarını üretiyor. İşte “çoğulcu demokrasi” de öyle. Emperyalizmin başat kavramlarından biri…

Bildiğimiz demokrasi; “temsili demokrasi”, önce “çoğulcu demokrasi”ye dönüşecek, sonra “katılımcı demokrasi” olacak, en sonunda “demokratik yönetişim”e dönüşecek.

Maksat; demokrasinin kalitesini yükseltmek olarak izah ediliyor.

Ne gibi değişiklikler öngörülüyor, demokrasinin kalitesi nasıl artacak?

Temsili demokrasi de bir ülkenin kaderi, kendi temsilcileri tarafından belirlenir. Bireyler, meclisteki temsilcilerini seçerler. bireyler özgür ve eşittirler. Kararlarını verirken dışarıdan etkilenmezler. Meclis ise, birlikte yaşamanın kurallarını koyar. Kurallar, tüm eşit vatandaşlara aynı şekilde uygulanır.

Temsili demokrasinin olabilmesi için; sınırları belirli bir ülke, bu ülkede kendini tanımlayan bir millet olması gerekir. Bu ülkenin sınırlarında gümrükler vardır.

Buna emperyalist ideoloji “içe kapalı toplum” kavramını yakıştırdı.

Dedi ki; bir ülkenin, gelişebilmesi için sınırlarını kaldırmalı, dünyada üretilen her türlü ürüne pazarı açık olmalıdır. Bunun adı da “serbest rekabet ortamıdır”

Osmanlı ekonomisini çökerten, sultanlara mağşuş akçe basmak zorunda bırakan kapitülasyonlar gibi. Sonuç belli; Sevr!

Gümrüklerin kaldırılmasını yeni bir şeymiş gibi sunuyorlar, oysa kökü XV. Yüzyıla kadar varıyor.

Şimdi güçlü azınlıklar dışlanmamalı deniyor.

Demokrasiden payımız eşit olamaz, fazlası olmalı!

Çoğulcu demokrasiyi icat ettiler.

Çok uluslu şirketler, işbirlikçileri, uyduruk raporlarına yüz binlerce dolar ödenen bilim adamları, elitler…

Bizim dediğimiz olacaktır; “çoğulcu demokrasi…”

Dernekler, sendikalar, meslek örgütleri; sivil toplum örgütü olarak ifadelendirdikleri soroslanmış; finansal destekle akılları tutulmuş kuruluşlar.

Ekmeğin altı ayda fiyatı ikiye katlanırken, yüzde iki zamma razı olan memur sendikaları…

Çoğulcu demokrasiden yanalar.

Siyasal partilerde çıkar grupları üzerinde ayrı ayrı örgütlenmelidirler.

Oysa küçük çıkarlar için ayrışmak yerine ezen ve ezilenler olarak birleşmek gerekir.

Emperyalizmin ezip geçtiği bu yapıda ezilenler sayısal olarak büyük bir güçtür. Çünkü onlar halktır.

Çoğulcu, katılımcı demokrasi derken, bu kavramlarla getirilmek istenen  “bireysellik” kavramının üstün hale getirilip, kişinin yalnızlaştırılması, güçlülerle eşit koşularda rekabete zorlanmasıdır. Devletin zayıfı koruma, sosyal devlet olma özelliğinin yeni demokrasi anlayışıyla ortadan kaldırılmasıdır.

Karar mekanizmalarında artık seçilmişlerle birlikte elitler de olmalıdır.

Toprak bütünlüğü, millet olgusu, sınırlar; tartışılır duruma gelmelidir.

İşte yeni tip demokrasinin öngörüleri bunlardır adı kulağa hoş gelse de sömürgeleştirmeye adım adım ilerlemenin adıdır.

Artık siyasal partilerin yerini sivil toplum kuruluşları alacaktır. Her biri birer menfaat grubunun temsilcisi durumuna getirilmiştir.

Sıra demokratik yönetişim aşamasına gelmiştir. Katılımcı demokrasinin bir ileri aşması...

Sözde yöneten ve yönetilen ikiliği kalkmıştır. Sınır yoktur, millet yoktur. Kültür; dil, tek ve evrenseldir. Din tek ve küreseldir.

Sonuçta evrensel tek değer; çıkara dayalı ilişkiler ağıdır. Siyasal otorite de yok olmuştur.

İlişkiler ağı içinde yer alamamış halk için ise en somut örnek; Somali’de kamplarda tutulan aç, susuz, sinekli özgür iskeletler yığınıdır.

Bu senaryo, bu hayal, bu dayatma küresel güçlerin ve işbirlikçilerin kullandıkları kavramların arasına sıkıştırdığı bir “kırmızı başlıklı kız” hikayesidir.

Şimdi yeniden “Bir Değerli Hoca”ya dönelim isterseniz.

“Çoğulcu demokrasilerde CHP benzeri parti yokmuş. 1946’da isim ve amblem değiştirmeliymiş, Atatürk’e karşı mücadele zemini yok edilmeliymiş, CHP’nin kaybetmesi= Atatürk’ün kaybetmesiymiş.”

Hedefte CHP var. Çoğulcu demokrasicilere kurban edilmek istenen.

1946’da CHP’yi hedefinden şaşırtanlar, Emperyalist dayatmaya karşı ilk tavizi verenler yüzünden ve giderek çizgisinden uzaklaşması nedeniyle CHP bu gün eleştirilebilir.

Ama dürüstçe eleştirmiyorlar, bu gün CHP, çoğulcu demokrasicilerin tuzağındadır.

...

...

..

.

.

 
< Önceki
 

SİTE İÇİ ARAMA

 
 

ÜYE GİRİŞ / ÇIKIŞ






Kayıp Parola?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol

 

Gazete Oku

Son Eklenen 5 İlan

SATILIK BİLGİSAYAR
Satmak Istiyorum (05.10.2008)
İŞYERİNİZE,DERNEĞİNİZE YADA KENDİNİZE
Satmak Istiyorum (05.10.2008)
İŞ ARIYORUM
İş Arayanlar (03.10.2008)

 
= Fotoğraf Var

SİTE ZİYARETÇİLERİMİZ

Şuanda 9 misafir ve 1 üye bağlı
  • corumlukiz

SİTE SAYFA SAYACI


Başlangıç 01.01.2007

RSS / XML

   Basın ve Yayın   Free Page Rank Tool

             

Ip Adresiniz: 38.103.63.61