Anasayfa arrow YAZARLAR arrow ALİ EMİROĞLU arrow SİYASİ İSLAM'IN DEVLETTE YERİ
SİYASİ İSLAM'IN DEVLETTE YERİ Yazdır E-posta
03 09 2007

Milletlerin tarihinde, dinlerin, bilhassa büyük semavi dinlerin ağırlıkları olmuştur. Çok Tanrılı dinlerde de bazı etkiler ve etkilenmeler yok değildir. En eski yazısı olan Sümerlerden de bildiklerimiz, söylediklerimizi teyit eder mahiyettedir. Sümerlerin mevcut 50 Tanrısı, Sümer milletinin mutluluğu için görevler üstlenmişlerdir. Adamların aşk tanrıları bile vardır ve Tanrıların en itibarlıları arasında bulunmaktadır.

Bir günlük yazıya bunların hepsini sığdırmak işi zordur. Biz, sadece biz Türkleri ve İslamiyet münasebetlerimizi hatırlatmakla yetinmek istiyoruz. En ehemmiyetli olanlar da, Anadolu’daki hayatımızı ilgilendirenlerdir.

Anadolu’da, kurulan Türk İslam devletinin en büyük ve uzun ömürlü olanı, Osmanlı İmparatorluğu’dur. Dikkat edilirse, Osmanlı İmparatorluğu’nun kuruluş ve yükseliş devirlerinde, dinimizin yönetim üzerinde çok büyük etkisi yoktur. Şeyhülislamın görevi, kendisini tain eden padişahın istek ve emirlerini, din kaidelerine uydurmaya çalışmaktan ibarettir. Gerektiği zamanda, Şeyhülislam padişah tarafından görevinden alınabilirdi. Padişah isterse, Şeyhülislamın hayatına bile tasarruf edebilirdi. Hakim olan padişah ve iradesi idi. İslamın, Arap aleminde devlette olan etkisi, hiçbir zaman Türk devletlerinde aynı derecede olmamıştır. Denebilir ki, bilhassa Osmanlı’da, devlet inançla değil, insan iradesiyle yönetilmiştir. Osmanlı İmparatorluğu’nun ilerleyiş ve yükseliş devirlerini insan iradesinin etkisine bağlamak, hiç te yabana atılacak bir fikir sayılmaz.

Buharın keşfi, insanların makinalaşmanın nimetlerinden istifade etmesinin başlamasıyla, Avrupa’nın Hıristiyan devletlerinin düşünce ve hareketlerinde meydana gelen değişiklikten, Osmanlı yönetimi kendisine bir ders çıkaramamıştır. Palanın karşısına çıkan modern silahlar karşısında, Osmanlı’nın başarı şansı olamazdı. Bu defa, Yavuz Sultan Selim’den sonra, Halifelik ünvanını da alan Osmanlı padişahları, eski alışkanlıklarından daha da uzaklaşarak, Allah’ın kendilerinden yana olduğu fikrine iyice inanmışlardır. Başka türlü düşünmek ve tedbirli olmak ve yeni tedbirler almak fikrini geliştirememişlerdir. Zaman içinde de, karşılarındaki yeni düşünce ve medeniyetin ve onun tekniğinin esiri olmaktan, kendilerini kurtaramamışlardır. Matbaanın bile 275 sene gibi uzun bir zaman Türkiye’ye girmesini temin edememişlerdir. İslamın, sarsılmaz bir birlik yaratacağı fikrine inanmışlardır. Halbuki, savaşların son senelerde olanlarında, bilhassa ilk Dünya savaşında, gerek Çanakkale’de ve gerekse Güney cephesinde, Halifenin ordularının karşısında işbirlikçe Müslüman kıtalarının savaştıklarını görmüşlerdir. Halifenin askerleri, müslümanlar tarafından öldürülmüştür. Hatta, Irak ve Suriye savaşlarında ordu bozulup geri çekilirken, İngiliz askerlerinin geç kaldıkları yerlerde, Türk müslüman yaralıların, din kardeşlerimiz Araplar taraından hunharca katledildikleri görülmüştür. Koca imparatorluğun yalnız Anadolu kesimi, Türklerin yaşadığı, Türklerin yaşadığı toprak parçası, dağılmaktan, yok olmaktan kurtarılabilmiştir. Hatta, Anadoul’da, islamiyetin de biz Türkler tarafından kurtarıldığını söylersek, bir büyük söz ettiğimiz düşünülemez. İslamiyet kendini korur, diyenler, büyük laf ediyorlar. İslamiyet, Balkanlarda kendisini koruyamamıştır. İslamiyeti koruyan bizim Türk ordumuzdu.

Osmanlının son padişahlarından Abdulhamit II. Halifelik sıfatına en çok kıymet verendir. Sultan Reşat, artık bu işleri düşünmez olmuştur. Son padişah Vahidettin’in durumu ve hareketleri ise, Halifelik ile bağdaşır da değildir. Bu devir, böylece kapanmıştır. Tarihte, kapanmış devirlerin yeniden canlandırıldıkları da görülmemiştir. Batanın yerine yenileri kurulmamışsa, devlet tarihe nakledildi demektir. Medeniyetiniz son bulmuştur.

Yeni devletimizin son yıllarında, gidenin yeniden getirilmesi gayreti var. Bu olursa, tarihte ilk defa müsbet düşüncenin yanılmış olduğu görülecektir. İslam, tıpkı öteki dinler gibi, milletlerin birleştirici vasıtası olmamıştır. Osmanlı bayrağı altında; hatta, gerek İspanya Emevileri ve sonra da Abbasiler’de olduğu gibi, milletlerin birliğini, devamını temin eden ulusallıklarıdır. Bilim, kültür, tarih, medeniyet ve müşterek hayatın geleceği ulusallık içinde bulunmaktadır. Avrupa Birliği’ni teşkil eden devletlerin hepsi ulusal devletlerdir. Bunların dinleri birdir. Ancak, dinlerinin yüzünden, bu milletler, tıpkı müslüman milletler gibi, birbirlerini boğazlamışlardır. Ulusallığımız, iyi birer müslüman olmamızın engeli olamaz; başkalarında da olmamıştır. Laiklik dinlerin koruyucusudur. İnsan, hem dindar ve hem de laik olur. Bunun aksinin iddiası, cehalet değilse, ihanetin iddiası olabilir.

..

.

.

.

 
< Önceki   Sonraki >
 

SİTE İÇİ ARAMA

 
 

ÜYE GİRİŞ / ÇIKIŞ






Kayıp Parola?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol

 

Gazete Oku

Son Eklenen 5 İlan

Servis Şöforü Alınacaktır
İş Verenler (06.09.2008)
SATILIK DAİRE
Satmak Istiyorum (06.09.2008)
KSS'DE SATILIK DEĞERLİ DÜKKAN
Satmak Istiyorum (05.09.2008)
ÇOK KIYMETLİ SATILIK ARSA
Satmak Istiyorum (05.09.2008)

 
= Fotoğraf Var

SİTE ZİYARETÇİLERİMİZ

Şuanda 18 misafir ve 1 üye bağlı
  • loves79

SİTE SAYFA SAYACI


Başlangıç 01.01.2007

RSS / XML

   Basın ve Yayın   Free Page Rank Tool

             

Ip Adresiniz: 38.103.63.61