Anasayfa arrow YAZARLAR arrow A.MÜMTAZ İDİL arrow CHP İSTENMİYOR
CHP İSTENMİYOR Yazdır E-posta
06 09 2007

Olayları iyi görüp akılla tahliller yapmazsanız, toplum önünde gülünç olmanız işten bile değildir. Ben, bu satırları, mensubu olduğum parti, CHP ve mensupları için yazıyorum. Başkalarını eleştirmek niyetinde değilim. Zaten, oldukça uzun bir zaman, kendimiz dışında kimseyi eleştirmememiz gerektiği hakkında da düşüncelerimizi söylemiştik.

Seyahatim esnasında, bir benzin istasyonunda, üç kişi ile çay içmek durumunda kaldım. Bunların ikisi çok genç idiler. Üçüncü şahıs, elli yaşlarında görünüyordu. İş, doğrudan doğruya seçimlere ve alınan neticelerin tahliline götürüldü. Kendimin tartışmalara katılma niyetim olmadığını söyledim. Oy verip vermediğimi sordular. Oy verdiğimi söyledim. Her halde, ikimizin aynı partiye oy vermiş olmayacağımızı söyledi, en genç insan. Ben de, görünüşe göre, söylediğinin doğru olabileceğini söyledim.

Zoraki muhatabım ileri gidince, eğer geliriniz arttı, hayatınız güzelleşti ise; memleketin geleceğini de bir tehlikede görmüyorsanız, size bunları temin eden partiye oy vermeniz gerekir, dedim. Benim bu vasıflarımın olmadığını mı söylemek istediğini bilmek istedim. Genç, adeta beni zorluyordu. Evet! Cevabını verdi. Mesleğimi söylemedim, ancak emekli olduğumu anlatmaya çalıştım.

Genç, yine beni iğnelemeye devam etti. Konuşma sırasında, “Bir devlet memuru, bir polis, aldığı para ile bu dediklerinizi yapabilir mi?” soruma, paranın alım gücünün çok arttığını ve mükemmel yapabileceğini söyledi. Çayım bitmişti ve ikinci ikramı içmeden üç şahsı terk ettim. Lokantada yemek yedikten sonra arabamı almaya gelirken, benzinci ikinci defa çay içmemde ısrarlı oldu. Tartıştığımız insanın devletin resmi polisi olduğunu anlattı. AKP içinde, açıkça çalıştığını izah etti. Kendisi bir emekli idi ve CHP’nin de üyesi bulunuyordu. Emekli maaşına, yine çalışarak katkıda bulunduğu halde, geçim sıkıntısından kurtulamamıştı.

Bu konuşmanın tahrikçisi değilim. İnsanlar beni tanımıyorlar. Ancak, benim görüntümün kendilerine benzemediğini de görüyor ve görüntümü kıskanıyorlar. Kendi iç sıkıntılarını tatmin için de, şüphe ettikler şahıslarla cebelleşmekten çekinmiyorlar. Memnun oldukları partinin iktidara gelmiş olmasını gördükleri halde, iç sıkıntılarını gidermiş değiller. Bu ülkede, daha tartışmalara devam ederek, bir noktaya gelmeyi düşünebilir misiniz?

Mücadele, bir ülkenin yönetimi mücadelesi değildir. Yönetim mücadelesi çok normal, kanuni, meşru ve akıl içindedir. Halbuki, insanlarımız, inanç ve akıl mücadelesi yapıyorlar. Bu mücadele Avrupa’nın kendi ülkelerinde de yapılmış ve sonuçlanmıştır. Bu Avrupa devletleri dahi, Amerika’yı da önlerine alarak, kendilerinin yaptığı ve başarı kazandıkları mücadeleyi bizim yapmamızı istemiyorlar. Bunlar, merhametsizce ve bilerek, inanç mücadelesini bizim önümüze, insan hakları olarak koyuyorlar. Kendi ülkelerinde, dini simge yapan işaretler kanunlarla yasaklanmıştır. Ayrıca, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de, bu inanç simgelerini kanun dışı saymıştır. Böyle bir sorunu, Amerikan resmi makamları ve de Avrupalılar, kendilerini de unutarak, bizim halkımızın insan hakları olarak niteleyip, bir cins acıma görüntülerini ortaya koyabilmektedirler. Kendi okullarında, din simgesi olarak tanınan büyük hac taşımalara izin vermiyorlar. Bunların, Hıristiyan işaretleri, simgeleri olduğunu biliyorlar. Yahudilerin de böyle yasakları var. Yani, Yahudiler için simge olarak tanınan başa konan taçlar da yasaklar arasında bulunuyor. Bunları kendi okullarında yasaklayan milletlerin resmi adamları, bizim uydurma türbanımızı insan haklarından sayarak, yasaklıktan kaldırılmasına çalışabilmektedirler. Bunlara, gereken cevaplar, anlayacakları şekilde bilen adamlarımız tarafından verilse, bunlar bu bozguncu hareketlerine devam edebilirler mi? Edecekler olacaktır. Birileri, yıkıcılığı görev olarak üstlenmişse, ona yapacağınız ikazların bir anlamı olacak değildir.

İş, çığırından çıkmıştır. Anlaşılacak konu diye bir şey de kalmamıştır. Akıllı insanlarımız eleştirilerden vazgeçerek, uzunca bir müddet, sakin yaşamaya devam etmelidirler. Huzursuzların adedi çoğaldığı gün, bu defa da susmanın anlamı araştırılmaya, soruşturulmaya başlanacaktır. İşte o zaman, soranların sorguları cevaplandırılabilir. Boş yere tedirgin olmanın ve sevgisiz duruma gelmenin bir anlamı da yoktur. Kimse, gücünün üstüne çıkmaya çalışmamalıdır.

..

..

 
< Önceki   Sonraki >
 

SİTE İÇİ ARAMA

 
 

ÜYE GİRİŞ / ÇIKIŞ






Kayıp Parola?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol

 

Gazete Oku

Son Eklenen 5 İlan

SATILIK BİLGİSAYAR
Satmak Istiyorum (05.10.2008)
İŞYERİNİZE,DERNEĞİNİZE YADA KENDİNİZE
Satmak Istiyorum (05.10.2008)
İŞ ARIYORUM
İş Arayanlar (03.10.2008)

 
= Fotoğraf Var

SİTE ZİYARETÇİLERİMİZ

Şuanda 7 misafir bağlı

SİTE SAYFA SAYACI


Başlangıç 01.01.2007

RSS / XML

   Basın ve Yayın   Free Page Rank Tool

             

Ip Adresiniz: 38.103.63.61