Anasayfa arrow YAZARLAR arrow A.MÜMTAZ İDİL arrow ANLAŞILMAYAN SUÇ UNSURU
Prev   Next   Pause   Play     Scroll   Fade   ScrollFade
ANLAŞILMAYAN SUÇ UNSURU Yazdır E-posta
05 09 2007

Örnek verirsem, belki de yazdıklarımı daha iyi anlatma imkanını bulmuş olurum.

Beş veya altı yıl önce, daha nispeten genç iken, trafikten şimdi çıkarılmış olan arabamızla Datça’ya gidiyorduk. Arabamızı, orada, Marmaris yolu üzerinde duran iki polis memurunun yanına sürdük ve bir bilgi rica ettik. Durduğumuz yer trafik bakımından mahzurlu idi. Polisle konuşmak için, biz de oraya araba ile gelmek zorunda idik. Sorduk. Polis, bizim sorumuzu cevaplayacağına, bize oldukça ağır bir ceza yazdı, kağıtları elimize sıkıştırdı ve hemen kendi remi arabasına binerek yanımızdan uzaklaştı. Polis’in bizi cevaplayıp yol göstermesi ve sonra da, hareketimizin yanlış olduğu hakkında bizi ikaz etmesi gerekirdi. Böyle durumlarda, Avrupa polisi böyle yapıyor. Kendi memleketinde, kendini polise bile anlatamıyorsun. Nerede kaldı, Emin Çölaşan, Hürriyet gazetesine derdini anlatacak.

Emin Çölaşan’ın işinden atılmasını gerektiren yazıyı Hürriyet’ten okudum. Sayın Emin Çölaşan, bir dinci derginin kapağında yayımlanan iki resimle, üzerinde yazılı yazıları kendi sütununa nakletmişti. Yani, birbiri arkasına çıkan derginin yalnızca kapak resimleri alt alta Çölaşan’ın sütununa alınmıştı. Yazıyı yazan Emin Çölaşan değildi. Gazete patronlarının, bu kapak naklinden ibaret olan işleme, niçin bu kadar sinirlenmiş olduklarına akıl erdirmek mümkün değildir. Kapak resimleri ve üzerinde yazılan yazılar terbiye dışı idiler. Gazete patronları, böyle bir çirkin resim ve yazının gazete sütunlarına alınmasına kızabilirlerdi. Hürriyet gibi bir gazetenin, böyle çirkin görüntü ve iğrenç yazılara vesile olması istenmeyebilinirdi. Ancak, niyetin hiç te bizim yorumumuz gibi olmadığı anlaşılıyor. Emin Çölaşan’ın bu hareketi, okuyucular üzerinde etki yapacak cinsten idi. Bu etki de yapıldı.

Aslında, Emin Çölaşan, yazı ve resimlerin ağır suç teşkil ettiğini ifade etmek istiyordu. Takibata bile teşebbüs edilmemiş bir memlekette, savcı olup olmadığını soruyordu. Bir ülkede, yazılı ve resimli olarak insanlara ve bilhassa siyasi bir partiye hakaret yapılır ve takibat ta yapılmazsa, bir yazar bunu sormaya haklı olamaz mı? Yazarların görevi, hep iyi tarafları bulup gazeteye geçirmek midir? Bir partiye, altı ok üzerine yazılmış küfürlerle hakaret edilir ve takibat ta yapılmazsa, bu mutaarrız gazeteci ile başa çıkılabilir mi? Gazetecinin hakarete ve küfre ne hakkı vardır? Bunları savcıların görmesi gerekmez mi? Çölaşan da bunları soruyordu. Yani, Çölaşan okuyuculardan özür dileyerek yazıyorum, Güneş’e karşı işemişti. Zaten, Çölaşan da, yazı ve resimleri sütunlarına geçirirken özür dilemeyi de unutmamıştı. Benim başımdan da çok eskilerde bir olay geçmiş, sebebini soran bir akrabasına teftiş kurulu başkanı aynı tabiri kullanmıştı. Güneşe karşı bu işi yapmak Türkiye’de suç sayılıyor gibi. Japonya’da, İmparator, “Güneşin oğlu” sayılıyor. Demek ki, bu güneşle ilgili işlemi, Japonya’da yapmaya hiç kalkmamalı.

Aynı gazetenin başka bir yazarı, sayın Bekir Coşkun, daha büyük bir suçla itham edilmiş ve Türkiye’yi terk etmesi teklifi ile karşılaşmıştır. Bu konuyu başka bir yazıda, kendi fikrimizle beraber olarak kıymetlendirmek münasip olacaktır. Konuyu, yalnız Çölaşan’a hasrederek bitirmekte fayda olacaktır.

Emin Çölaşan, sütununa aldığı dergi kapak resimlerinin ve üzerindeki yazıların suç teşkil ettiğini ve savcıların bununla niçin ilgilenmediğini soruyor. Kapak resimleri ve yazıların çirkinliği karşısında, okuyucularından özür de diliyor. Çölaşan’ın bu hareketine tepki, savcılıktan veya asıl dinci derginin yönetiminden değil, bizzat kendi gazetesinin yönetiminden geliyor.

Bir mahkeme önünde, rahmetli büyük gazeteci Hüseyin Cahit Yalçın, mahkeme heyetine hitaben, “sizin gibi mahkeme üyeleri olmayacağıma, mahkeme önünde sanık olmak bana daha büyük gurur verir” demişti. Çölaşan’ı işinden eden patron ve yöneticilerin gazeteciliği ile, rahmetli Hüseyin Cahit’in gazeteciliğini kıyaslamaya kalkanı, Hüseyin Cahit’in ruhu affetmez. Bir karar alınırken, alınan kararın ayıp olup olmayacağı düşünülmez mi?

Sayın Emin Çölaşan eski gazetesine dönmemelidir. O gazetenin adamları ve de patronu ile asla tartışmaya ve atışmaya da girmemelidir. İnsanlarımız, Çölaşan’ın yapacaklarının en ağırını Hürriyet Gazetesine tatbik ediyor. Gelen gazete kolileri, açılmadan geri çevriliyor. Emin Çölaşan, kendisi bir gazete kurmalı ve bizleri ona ortak yapmalıdır. Kendisi mesleğine, hem gazeteci ve hem de patron olarak devam etmelidir.

 
< Önceki   Sonraki >
 

SİTE İÇİ ARAMA

 
 

ÜYE GİRİŞ / ÇIKIŞ






Kayıp Parola?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol

 

Gazete Oku

Son Eklenen 5 İlan

KAPICI
İş Arayanlar (20.11.2008)
MAKİNACILAR ALINACAKTIR
İş Verenler (19.11.2008)
EVDE ÇOCUK BAKILIR
İş Arayanlar (18.11.2008)
BAY-BAYAN ELEMANLAR
İş Verenler (17.11.2008)

 
= Fotoğraf Var

SİTE ZİYARETÇİLERİMİZ

Şuanda 61 misafir bağlı

SİTE SAYFA SAYACI


Başlangıç 01.01.2007

RSS / XML

   Basın ve Yayın   Free Page Rank Tool

             

Ip Adresiniz: 38.103.63.55