Anasayfa arrow YAZARLAR arrow ALİ EMİROĞLU arrow İÇTENLİK YOKSA
Prev   Next   Pause   Play     Scroll   Fade   ScrollFade
İÇTENLİK YOKSA Yazdır E-posta
01 09 2007
İçtenlik sözcüğünü, özü anlamına kullandım. Bunun en doğru Türkçesi, göründüğün gibi olmaktır. Söz de, aslında Mevlana’ya ait. Olduğun gibi görünmek, içtenlikli olmak veya özü ile sözünün bir olması bir arada düşünülürse, bunların hepsi namuslu olmak demektir. İnsanlar da namuslu olmak zorundadırlar. Başka bir tabirle daha ifadeyi tamamlamak istersek, namuslu olmak zorunluluktur ve bir insan için meziyet değildir. Böyle diyoruz ama, geri kalmış ülke insanlarının indinde, namusluluk meziyet olmakta devam eden bir vasıftır.
Bir yazıda; “laiklik, şeriatın siyasi iktidar olmasına, devleti ele geçirmesine, tahakkümüne direnmek anlamına gelir. Laik yönetim, şeriatın bu sinsi niyetlerine dikkat edecektir. Dine dayalı bir veya her dünya görüşü ile, yasalar çerçevesinde sonuna kadar mücadele edilecektir” demiştik. Bunlara itirazımız da yoktur. Bunları söylerken, ne kendi dinimizin ve ne de başka dinlerin, din ve vicdan hürriyeti kisvesi altında devlete tahakkümü olmayacaktır. Bütün dinler, devlet yönetimi dışında, hepsi aynı hakları haiz olarak, kendi sahalarında işlevlerine devam edeceklerdir. Anayasanız bunları garanti altına almışsa, sizin demokrat olmanız veya olmamanız bir şey değiştirmez. Demokrat olmak, Anayasada bulunan hakların daha fazlasına müsamaha göstermek demek değildir. İşi demokratlık derece yarışına açık tutarsanız, işin içinden çıkmanız mümkün olmaz. Kanunlar hakimiyeti, iyi bir hakemlik yolu olarak kabul edilmelidir. Lütuf ortadan kaldırılmalıdır. Lütuf yolu açılırsa, fikir pek çabuk dejenere olur, en tehlikeli beyan ve hareketler bile, iyi niyetli olmayanın yanında meşruiyet kazanabilir. Bunların kanunlarla tesbiti gereklidir.
Şu türban işini bir daha ele alalım. Türban, her yönüyle kanun dışıdır. Bunun üzerinde anlaşmaya varamazsınız. Türban üzerinde anlaşmaya varanlar, kanun dışı iş yapmış ve suç işlemiş olurlar. Kanun dışı bir işi, yeni kanunlar çıkararak düzeltmek veya yürürlüğe koymak ta mümkün değildir.
Yukardaki kanun anlayışlarını ve maddelerini görmemezlikten gelerek, Cumhurbaşkanlığının ilk sakinleri, Mustafa Kemal’in eşi, annesi ve kardeşini başörtüsüne örnek göstermeye kalkarsanız, sizin özde ve sözde bir olduğunuzu ifade edemezsiniz. Önce, o örtülerin türban anlayışı ve şekliyle bir ilgisi yoktur. Sonra, daha o zaman, devrimler yapılmış değildir. Devrimlerde Türk kadınına öncü olması için, Mustafa Kemal müsbet kafalı bir kadınla evlenmiştir. Fransa’da okuyan bir genç kızın başı kapalı olur mu? Türkiye’ye gelince, henüz cari olan geleneğe uyum gösterilmiş olması, bu günün anlayışına örnek gösterilebilir mi? Bunu yapanların içtenliğine inanılır mı?
Görülüyor ki, ortada bir sorun var. İnsanlarımız, göründükleri gibi olamıyorlar. Oldukları gibi görünmemeyi de bir meziyet sayanlarımız çok. Kavga etmeye niyetli de değiliz. Bir ülkede, her şahsın, kadın veya erkek, istedikleri gibi olmaları da mümkün değildir. Bunu bir anarşi alameti olarak alıyoruz. İnsanların garantileri de, hakları da kanunlarla tesbit edilmiş olması gerekir. Bu kanun hakları bile, bazan her şeyi izah etmeye yetmez. İnsanların çağdaşlaşması da bir gelenek teşkil etmez mi? Biz, çağdaşlaşmayı insanlarımız için gerekli ve hatta elzem görüyoruz. Çağdaşlaşma ise, dünya gidişatına uymak olarak dile getirilebilir. Kıyafetimizi de çağdaşlaşmış görmek isteğimiz var.
Bunlarda anlaşmış görünmüyoruz. Avrupa’nın bizi ılımlı İslam görmek isteyen insanlarının bazı kurumları bile, Türkiye’deki laiklerin korunması gerektiğini ifade etmişler. Biz değil, bizim laiklerimiz için endişe duyanlar bize ılımlı islamı layık gören insanlar ve onların kurumlarıdır. Bu demektir ki, onların bile, bizim için bir endişeleri var.
Biz yine de yanılmış olalım. Endişelerimiz yersiz bulunsun. Ama, biz biliyoruz ki, bu memlekete laiklik getirilirken değil, memleketin kurtuluş savaşı yapılırken bile, dinin elden gittiğini bahane ederek isyan etmiş ve askerlerimize kurşun atmış insanları vardır. Bu Mustafa Kemal ve arkadaşları, düşman karşısından kuvvet ayırıp bu yobaz güruhu ile mücadele etmek zorunda kalmışlardır. Bunları bizim kafamızdan çıkarıp atmamızı o kadar kolay mı sanıyorsunuz?
Yeni tariflere ihtiyacımız vardır. Biz, Türkiye’de irticanın hiç eksik olmadığına inanıyoruz. Şimdi de, irtica, gemi ağıza almış görüyoruz. Eğer yanılıyor olduğumuza inanıyorsanız veya onu bize karşı söylemek istiyorsanız, bizim için ve belki de, bizzat sizin için de muhtemel olan tehlikelerin işaretlerini ortaya açıkça koymanız gerekir. Eğer, laik ve demokratik rejim için tehlike yoksa, bizim aydınlanmamız gerekir. Sizin sözlerinize inanacağımızı sanmayınız, tarih yazanlara, iki tarafın da yardım etmiş olmasını istiyoruz.
 
< Önceki   Sonraki >
 

SİTE İÇİ ARAMA

 
 

ÜYE GİRİŞ / ÇIKIŞ






Kayıp Parola?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol

 

Gazete Oku

Son Eklenen 5 İlan

KAYIP KÖPEK ARANIYOR
Satmak Istiyorum (08.01.2009)
SAHİBİNDEN SATILIK
Satmak Istiyorum (08.01.2009)
SATILIK EV VE ARSALAR
Satmak Istiyorum (08.01.2009)
ACİL SATILIK BAĞ (DAİRE İLE TAKAS EDİLEBİLİR)
Satmak Istiyorum (08.01.2009)

 
= Fotoğraf Var

Firma Rehberi

 

SİTE ZİYARETÇİLERİMİZ

Şuanda 4 misafir bağlı

SİTE SAYFA SAYACI


Başlangıç 01.01.2007

RSS / XML

   Basın ve Yayın  

Siteyi en iyi Explorer7 ve Firefox3 ile izleyebilirsiniz.

 

Ip Adresiniz: 38.103.63.55
www.corumhaber.net www.corumhaber.net - İÇTENLİK YOKSA