|
Bu kadar, bu konunun üzerinde durmanın ve çeşitli yönlerinden anlatmaya çalışmanın ne anlamı vardır? Var olmasa, elbette ki bize göre, biz de üzerinde durup durmayız. Bizim sayın Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan da, devletin laik olduğunu, kendisinin laik olmadığını, tıpkı önceki yazıda belirttiğimiz gibi televizyon ekranlarından söyleyiverdi... Herkes gibi ben de dinledim...
Sayın Başbakanımız, laik, demokratik ve sosyal bir hukuk devletinin başbakanıdır. Devleti yöneten partinin de Genel Başkanı bulunuyor. Devletimizi, laik esaslar içinde yapılmış ve kabul edilmiş kanunlarla yönetiyor. Devleti yönettiği kanunların hiç birisi akıl, ilim ve gelenek dışı değildir. Dinimizden, onun kutsal ayetlerinden hiç birisi, bizim laik devletin yönetiminde kullanılmamaktadır. Dinin kitabı, hadisi ve icmaı ümmet kararları, kanunlarımız içinde değiller, din gereklerimiz içinde bulunmaktadırlar. Din, vicdanlarda köşk kurmuştur. Din, her cins müdaheleden masundur. Dindar, istediği gibi, inandığı islamiyeti yaşar. Öteki dinler de, laik Türkiye’de, aynı hakları haizdirler. İslamiyet ve öteki dinler, hiç bir şekilde, devlet yönetiminde taraftar olmazlar.
Bunları bile bile, halen de ülkenin başbakanı olan zat, ben laik değilim derse, ne olduğu kendisine sorulmaz mı? İkide bir de, laikliğin ne olduğunu kendisi sorup duruyor. Her ülkede ayrı bir laiklik anlayışı olduğunu da, konuşmalarında belirtiyor.
SSCB anayasasında, din aleyhtarı propaganda özgürlüğü varmış. Bunun ne gayesi olabileceğini anlamak zor. TC Anayasasında böyle bir hak yoktur ve düşünülmemiştir. Türk Anayasasında, dinin kendisi hürdür ve dokunulmazdır. İstenmeyen, Şeriat’ın bir devlet düzeni olarak kullanılmasıdır. Çünki, Şeriat, din devleti gereğidir. Sayın başbakanımız bunu kullanamaz. Her ne kadar, bir başbakanımız, Mesut Yılmaz, Şeriatın din olduğunu söylemişse de, bize göre Şeriat din değildir. Şeriat, din devleti düzenidir ve din devletlerinin her birinde bir çeşidi kullanılmaktadır.
Yine bir Başbakanımız da, Tansu Çiller Hanımefendi, bir üniversite profesörü de olarak, “Politika dinin emrindedir” demişti. İşte böyle, akıl ve ilim dışı bu deyişleri ortaya korsanız, şüphe yok ki inananlar bulabilirsiniz; ancak sizi eleştirenler de bulacaksınızdır. Onlara da verecek cevap pek bulamazsınız.
Laiklik, ilk ulusal, demokratik ve laik bir devrim olan 1789 Büyük Fransız İhtilali ile ortaya konmuştur. Fransız devrimi laiktir. Burada kırılan egemenlik, Kilisenin devlete olan, devlet yönetimine olan egemenliğidir. Bu günkü anladığımız gibi, yönetme yetkisi Allah’ın vekili olduğunu iddia eden Kral ve onun destekçisi Kilise’den hakimiyet, yönetme yetkisi alınıp, milletin kendisine, milletin özgür iradesine verilmiştir. Mukavemet derecesi nispetinde de Papaz kıyımı yapılmış ve belki bazı kiliseler de kapatılmış olabilir. Ancak, bir ihtilali başka türlü de vasıflandırmak imkanı yoktur. Din, tamamen vicdanlara bırakılmıştır. Batı ülkelerinde laiklik, sivil toplum içinde karşılıklı hoşgörü anlamını içerir. Laik devlet kurumlarının yanında din kurumları da vardır. Yalnız bu kurumların, devlet yönetiminde bir istek ve iddiaları yoktur. Çünki, laik zihniyet yerleşince, devlet yönetim yetkisi, tamamen, milletin kendisine, milletin özgür iradesine bırakılmıştır. Aslında, bırakılmıştır sözcüğü yersizdir. Milletler, bu haklarını zor kullanarak almışlardır. Daha iyi yaptıklarını da göstermişlerdir.
Laik düşünce, aydınlanma çağının bir ürünüdür. Müspet ilimler gereken ilerlemelerini yaptıktan sonra, Descartes’çi rasyonalizm ve ondan doğan pozitivizm yıkılmıştır. Dogmatik efsane dahil, bütün skolastik düşünce ve inanç sistemi çökmüştür. Olşum, yeni buluşlarla izah edilmiştir. Coğrafya keşifleri bu düşünce sistemine eklenmiştir. Amerika’nın bilhassa keşfi, Amerikan altın zenginliğini Avrupa’ya taşımıştır. Böylece zenginleşen Avrupalı şehir ahalisi (burjuvazi), sivil toplumun esasını teşkil etmiştir. Yine böylece, insanların hak eşitliği ve laiklik düşüncesi, zamanın düşünür öncüleriyle tarih sahnesine çıkmıştır. İşte bunun için, dünyanın ilk ve ciddi laiklerini burjuvalar olarak kabul ediyoruz. Bunlara ilk liberaller de denir. Avrupa parlamentolarında ilk solcular da liberaller olmuşlardır.
Türkiye’de laiklik, Fransız devriminden etkilenmiştir. Laiklik onlar gibi anlaşılmış ve onlarınki gibi tatbik edilmiştir. Onların yapmış oldukları kiliselerin kapatılması olmamış, papazların Giyotin’e gönderilmesi gibi imam öldürülmemiştir. Din aleyhtarlığı da olmamıştır. Kapatılan, önlenen kurumlar, dinle ilgisi olmayan hurafe esaslı olanlardır.
...
..
.
.
|