Anasayfa
Prev   Next   Pause   Play     Scroll   Fade   ScrollFade
GÜZELLİKLERE SON KEZ BAKAR GİBİ (1) Yazdır E-posta
28 08 2007

Sel olup akıyor yurdumun verimli tarım toprakları.

Ve ırmaklar, milyonlarca yılda oluşmuş toprak hazinesini denizlere taşıyıp duruyor yıllardır.

Birileri avazı çıktığı kadar bağırıyor, “Erozyon Anadolu’yu çölleştiriyor” diye…

“İmdat” çığlıkları atıyor bu yurdun duyarlı insanları.

Umurunda bile olmuyor büyük çoğunluğun.

Doğayı kirletmemek, yeşili korumak, ağaç dikmek…

Yıllık programda var diye, tören olsun diye değil, Rüstem Eren gibi sevgiyle dikmek ve yaşatmak…

Bir kulağımızdan giriyor, ötekinden çıkıyor.

Ve bir de bakıyoruz ki, “Anadolu’nun çölleşme süreci başlamış”…

Suyu çekilen gölleri, barajları, dereye dönüşen koca ırmakları içimiz sızlayarak izliyoruz.

Büyük Menderes’i gözlerimizle gördük.

Gökova’nın gürül gürül Azmağını bile yorgun-bezgin bulduk.

Yine çok su var Azmak’ta…Yine dupduru, yine akvaryum gibi…Ama, hastalık öncesi beti-benzi atmışcasına, o coşkulu, delişmen halinden eser yok.

Gökova Körfezi’nin hemen yanıbaşındaki dağlardan doğuyor Azmak ve birkaç kilometre sonra Kızılırmağın birkaç katı debi ile denize karışıyor. Zaten yatağının kısa olmasından dolayı “Azmak” adını alıyor. Gökova’da daha pek çok da küçük azmaklar var.

Ama bu sözünü ettiğim Azmak, dillere destan…

Gezi notlarımızı izleyen okurlarımız anımsarlar; Gökova, Akyaka ve Azmak’ı çok anlattık.

Muğla’dan Marmaris’e doğru giderken 26. kilometrede, Marmaris’e 30 kilometre kala, Gökova Körfezi’nin kıyısındaki yerleşimin adı Akyaka.

Gökova da Akyaka gibi ayrı bir belde, ama biraz içeride kalıyor.

Marmaris’e doğru Sakar Beli’ni döne döne inerken, uçaktan görür gibi yükseklerden Gökova Körfezi’ni görüyorsunuz. İnişte, beyaz badanalı Muğla evlerinin yeşillikler içine serpiştirildiği yamaçlarıyla, özenle korunmaya çalışılmış eski dokusuyla şirin Akyaka çıkıyor karşınıza.

Akyaka, hem doğal, hem de tarihi sit alanı. Ünlü Nail Çakırhan, buraya yaptığı Muğla evi ile 1982’de Ağahan Mimarlık Ödülü’nü alınca, Akyaka entelektüel bir kimlik kazanıyor ve hemen koruma önlemleri alınıyor. Doğanın bozulmasına, yeşilin yerini beton yığınlarının almasına izin verilmiyor. Burada yapı izni yüzde 15’i, kat yüksekliği bodrumu da sayarsanız üç katı geçmiyor. Üstelik “Muğla evi” modelini uygulama zorunluluğu var.

Bu sınırlamalar sayesinde, Akyaka, 500 metrekare bahçe içinde en fazla 75 metrekareye oturan iki katlı, beyaz badanalı, ahşap ağırlıklı evleriyle doğayla uyumunu koruyor.

Yine bu sınırlamaların sonucu olarak Akyaka’da arsa çok değerli. Belde içinde daha makul rakamlar var mutlaka, ama yamaçlardaki bahçeli villaların değeri 400-500 bin lira olarak ifade ediliyor.

Gazetecilikteki üstadımız, ağabeyimiz Aydın Kalelioğlu, 1979 sonunda Çorum’dan ayrıldıktan sonra İzmir ve Datça Aktur’dan sonra Akyaka’da karar kılmıştı. Yirmi yılı aşkın süredir burada yaşıyor. Biz de, sayısını unuttuk, sık sık kendisini ziyarete gidiyoruz. Hülya’nın da akrabası, aile büyüğü zaten. Buluşup özlem gidermekten karşılıklı mutlu oluyoruz.

Yeşili, denizi, özgün yapıları yanında Akyaka’nın en büyük doğa zenginliği, başta adını andığımız “Azmak”…

Tertemiz bir su, yer yer minare boyuna ulaşan bir derinlik…İçinde binbir çeşit tatlısu bitkileri, canlıları…Irmak boyundaki balık lokantalarında, su yüzündeki ördekleri ve hemen yanıbaşınızda oynaşan yılan balıklarını izleyerek yemek yemenin zevki…Nesli tükenmekte olan su samurları, su tavukları…

Tekne turuyla, Azmak’ta akvaryumun üzerinden geçiyor, Gökova Körfezi’nin inanılmaz güzellikteki koylarına, Kleopatra Plajı ile ünlü Sedef Adası’na ulaşabiliyorsunuz.

Bu yazın gündemini, seçim biter bitmez, küresel ısınma, kuraklık, susuzluk doldurdu ya, kuraklıktan hiç etkilenmeyecekmiş gibi görünen Azmak’ın da kan kaybetmiş olması şaşırtıyor insanı.

Öyle ya, beslenme havzası Ege’nin içleri. Yeraltındaki yüzey suları Gökova yakınlarında yerüstüne çıkıp denize karışıyor. Oralarda da kuraklık egemen olduğuna göre…

Haraptır halimiz, harap!

Muğla Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Ünal Türkeş, basın camiasının tanınmış, saygın kişiliklerinden.

Türkiye Gazeteciler Federasyonu Başkanlar Konseyi Toplantısı’nı 14-16 Mayıs 2004 tarihlerinde Akyaka Yücelen Otel’de gerçekleştirmişti.

Sonra da bizim Çorum’da düzenlediğimiz toplantıya katılmış, çok merak ettiği Hattuşa’yı, Alacahöyük ve Şapinuva’yı gezmişti.

Eşi Melda hanımla birlikte, çok sevdiğimiz, saygı duyduğumuz dostlarımız.

Aydın Ağabey’in Akyaka’da oturduğundan da birkaç kez bahsetmiştik kendisine, ama tanıştırma fırsatı doğmamıştı.

Akyaka’da olduğumuzu öğrenince, bizi bir akşam yemeğe davet ettiler.

Muğla’nın hemen yanıbaşındaki Karabağlar, bizim bağlar gibi, ama çok daha geniş bir alana yayılıyor ve “yayla” olarak biliniyor. Havası da yayla havası zaten. Serin, huzurlu, mükemmel bir yer…Karabağlar’ın büyüklüğü 50 bin dönümden fazlaymış ve 2 bini aşkın ev varmış.

Melda-Ünal Türkeş çiftinin buradaki bahçelerinde de sebzeden meyveye her şey yetişiyor. Çok güzel de bir evleri var.

Pek çok Muğlalı gibi, Mayıs’tan Ekim’e kadar burada yaşıyorlarmış.

Karabağlar’da, kendi yeri olmayanlar için, bahçeli lokantalar, kafeteryalar da var. Ve Çorum’un akşam esintileri benzeri serinliğiyle hayat veriyor Karabağlar. Muğla’nın hemen yanıbaşında, ama Muğla’nın sıcağından eser yok.

Ünal Türkeş’in emekli bankacı damadı Mahir Ateş, Çorum’dan Feyyaz Uluçay’ın, üniversite yıllarından çok yakın arkadaşı olduğunu, ama uzun yıllardan beri görüşemediğini anlattı.

Kulağı mı çınladı nedir, hemen ertesi gün, Kenan Sabuncu ile birlikte çıkıp gelmez mi Feyyaz Uluçay…

Kenan Ağabey’le daha önce görüşmüştük, Datça’ya gidip-gelirken uğramadığı için Aydın Ağabey’e karşı mahcup olduğunu, bu kez mutlaka uğrayacağını söylemişti.

Feyyaz Uluçay dostumuzla birlikte gelmeleri Karabağlar’daki o görüşmenin hemen ertesine rastlayınca hoş bir sürpriz oldu.
İki eski arkadaşın da telefonla görüşmesini sağladık bu vesileyle.

Bir rastlantıyı da Akyaka’ya varışımızın ertesi günü Çınar Plajı’nda yaşamıştık.

Çınar, denize girmek için tercih ettiğimiz, Akyaka’nın biraz dışında, denizle ormanın içiçe geçtiği bir yer.

Akyaka’nın bağlı olduğu ilçe Ula’da geçen, ama çoğu sahneleri Akyaka’da çekilen “Dondurmam Gaymak” filmini izleyenler anımsarlar; beldenin içinde de çok canlı bir plaj ve orman kampı var. Yücelen Otel’in plajı da burada. Ama Çınar, denize girmek için her bakımdan daha uygun. Denizden çıkıp buz gibi tatlı suyun denize karıştığı azmakta durulanabiliyorsunuz, kafeteryada ağaçların altında okey bile oynayabiliyorsunuz.

İşte bu Çınar’da, galiba 8-9 yıl önce Ankara’ya yerleşen eczacı arkadaşımız Mehmet Kahveci ve eğitimci eşi Semra Kahveci ile karşılaştık. Semra öğretmenin kardeşi Ömer’in işi bu bölgede, evi Akyaka’daymış.

Semra-Mehmet Kahveci dostlarımızla hemen her gün Çınar’da birlikte olduk.

Akyaka her zamanki gibi güzeldi.

Ama, Türkiye doğasının bir daha eski günlere dönemeyecek kadar kan kaybettiği gerçeği karşısında, NASA’nın “2040 yılında Anadolu çöl olacak” şeklindeki saptamasının gölgesinde, iyimser olma ve geleceğe umutla bakma şansımızın kalmayışı da, beynimizin bir köşesinden sürekli kaygı sinyalleri gönderip duruyor artık.

(SÜRECEK)

...

...

.

...

 
< Önceki   Sonraki >
 

ÜYE GİRİŞ / ÇIKIŞ






Kayıp Parola?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol

 

Gazete Oku

Son Eklenen 5 İlan

KAYIP KÖPEK ARANIYOR
Satmak Istiyorum (08.01.2009)
SAHİBİNDEN SATILIK
Satmak Istiyorum (08.01.2009)
SATILIK EV VE ARSALAR
Satmak Istiyorum (08.01.2009)
ACİL SATILIK BAĞ (DAİRE İLE TAKAS EDİLEBİLİR)
Satmak Istiyorum (08.01.2009)

 
= Fotoğraf Var

Firma Rehberi

 

SİTE ZİYARETÇİLERİMİZ

Şuanda 9 misafir ve 1 üye bağlı
  • yalin

SİTE SAYFA SAYACI


Başlangıç 01.01.2007

RSS / XML

   Basın ve Yayın  

Siteyi en iyi Explorer7 ve Firefox3 ile izleyebilirsiniz.

 

Ip Adresiniz: 38.103.63.55
www.corumhaber.net www.corumhaber.net - GÜZELLİKLERE SON KEZ BAKAR GİBİ (1)