|
İnsanlar, kanun önünde eşit olacaklardır. Teşebbüs serbest olacak ve insanlar fırsat eşitliğini kullanacaklardır. Yeni hukuk ve ahlak kuralları genelleşecektir. Bunlardan hukuku ilgilendirenler kanunlaşacaklar ve devlet mevzuatına gireceklerdir. Ahlakı ilgilendiren kaideler ise, adetleşecekler ve teamülleşeceklerdir. Avrupa’da teşekkül etmiş olan liberal burjuva, kendi böyle olacak ve kurallarını da böyle geçerli kılacaktır.
Aslında, Avrupa’nın burjuva ahlakı, bizim, yukarda dediğimiz koalisyon düşüncesi ahlakı ve de eskiden kullandığımız ümmet ahlakı, aynı gayeye hizmet etmektedirler. İnsanlar, sözleri üzerinde durmalıdırlar. İnsanlar, kendilerine yapılmasını istemedikleri muameleler ve tavırları kendileri de başkalarına yapmamalı ve göstermemelidirler. İnsanların birbirlerine verdikleri sözler tutulmalıdırlar. Sözler, senet olarak telakki edilmelidirler. Bunların müeyyideleri de hem ümmet ahlakında ve hem de laik ahlakta belirlidirler. Mükafatları da açık seçik ifade edilmişlerdir. Laik ahlakın “ayıp” müeyyidesi dışında, kanunlara intikal edilmiş müeyyideleri de vardır.
Türkiye’de, kim yaparsa yapsın, laik bir devrim yapılmıştır. Bizim devrimimiz laik olduğu gibi, halkcıdır da. Bundan sonra, eski ümmet ahlakımızın yerine, yapılmış olan laik ve halkçı devrimin ahlakı konacaktır.
Avrupa’daki devrim şemasına uymamız için, bizim yeni zenginleşen insan sınıfımız, eğer istiyorsa, Avrupa’daki kendisine tekabül eden sınıfın görevlerini benimsemesi ve üslenmesi gerekir. Bu sınıf sadaka sınıfı ile birlikte kalma niyetinde ise, bizim yaptığımız devrimin koalüsyonu yaptığı işin sahipliğini yürütmeye devam edecektir. Devrimden geri dönülemiyeceğine göre, bürokrat ve eşraf sözcüklerinden de bir cins çekinildiği görüldüğüne göre, nasıl bir yol takip edilmelidir? Eğer, bizim zengin insanlarımız, Avrupa’daki kendilerine benziyenlerin, yani, Avrupa burjuvazisinin yerini alır ve görevlerini üstlenirse; biz de devrim yapıcılardan eşraf ve bürokratın görevlerini bırakmaları düşünülebilir.
Zengin sınıfımız burjuvalaşıp onun tekabül eden görevlerini almazsa; kendisi sadaka fukaralarıyla birlikte aynı partiye açıkça oy vermeye devam ederse, bizim devrim yapan koalüsyonumuz yaptığı görevlere devam edecektir. Böylece, devrimlerin koruyucusu, laikliğin hakim kılınması görevlisi olmakta devam edecektir. Teşekkül eden sınıflar, sadece onun temin ettiği maddi çıkarlarına sahip olma endişeleri içinde kalmaları istenmiyecektir. Yapılan devrimlerde, bu maddi çıkar sahipleri ile, sadaka fakirlerinin isteklerine bırakılacak değildir. Demokratik ve laik sosyal bir devletin kalmasını isteyenler, kendilerine bahşedilen nimetler yanında, görevlerinin de sahiplenmesini isteyeceklerdir. Bu keyfi değil, zorunluluktur. Hangi nimetin bir zorluu olmamıştır?
Avrupa’nın burjuvazisi, parasını sadece kendi hayatı için kullanmamış, bu para zenginliğine dayanarak, kralın ve onun yanında yer alan Kilisenin Tanrı adına yönetim iddialarına karşı gelmiştir. Başarısı hepimiz biliyoruz.
Türkiye, zamanında sanayi devrimi yapıp zengin sınıfı, burjuvazisini yaratmadığı için, Avrupa’daki burjuvazinin yaptığı görevleri, bizde “aydın, bürokrat ve eşraf” üzerine almış ve başarmıştır.
Devrimlerin anlamı aynıdır. Yapanların ayrı olması, devrimlerin anlamını değiştirmez. Bizdeki tedirginlik, bürokrat ve eşraf kelimelerinden geliyor. Bunların Avrupa ülkelerindeki tekabül edenleri de, her halde asalet kelimesiyle anılmak istemektedir.
Eğer, bizdeki Türk devriminin ve laik devletin anlamının, ille Avrupadakinin aynı anlamı taşıması isteniyor ve aynı sınıf tarafından yapılmış olması temayülü varsa; o zaman, yetişen zengin sınıfımızın, Avrupa’daki burjuvazi yerine kendisini koyması ve onun görevlerini üstlenmesi gerekiyor. Bizdeki devrim, Avrupa burjuvazisinin Avrupa’da yaptığı devrimlerin aynıdır. Bizim burjuvazinin yapılmış devrimi benimsemesi ve üstlenmesi isteniyor. O zaman, devrimi yapan ve korku uyandıran bürokrat ve eşraf sınıf, sahneden çekilecektir. Yerinin boş kalacağını bile bile onların sahneden çekilmesi istenemez.
Türk zengini, Avrupa burjuvazisinin yerini Türkiye’de almak istemezse, devrimleri yapanlarımız koruma görevlerine devam edeceklerdir. Biz, devrimlerden şikayetçi bulunmuyoruz. Yapan kim olursa olsun, devrimler korunacak ve daima yenilenecektir. Türk devrimleri durucu, sabitleşmiş vasıf taşıyor değillerdir. Burjuvazimiz bu görevi üstlenirse, bu noktadan sonraki devrimlere kendisi devam edecektir. Burjuvazimiz, devrim görevini üstlenmezse, yalnız ülkenin zenginleştirici vasfına sahip çıkmaya devam ederse, o zaman, bizim devrim, kurucuları tarafından yürütülecektir.
|