Anasayfa arrow YAZARLAR arrow İSMAİL HABOĞLU arrow LAİK AHLAK - 2-
Prev   Next   Pause   Play     Scroll   Fade   ScrollFade
LAİK AHLAK - 2- Yazdır E-posta
23 08 2007

Görülüyor ki, laik ve demokratik devrim, Avrupa’da olanların aksine, Türkiye’de başka bir koalisyon tarafından kurulmuştur. Burjuvazi yoktur diye, bu devrimi reddetme lüksüne sahip olmamamız gerekir. Burjuvazi, para kudretiyle kendisine bir mücadele yolu bulmuştur. Türkiye’de olan “Aydın-Bürokrat ve eşraf” koalisyonu bu ihtiyacı duymuş ve mücadele yolunu açmışsa, bunu çıkmaz yol olarak düşünmek gerekmez. Fikri, bu koalisyon benimsemiş ve bunun tahakkuku için mücadeleye atılmıştır. Başarılı da olmuştur.

Aradan zaman geçmiş, devrimin imkânlarıyla palazlanmış burjuva sınıfı da boy göstermiştir. Bu gün, Türkiye’nin de bir zengin sınıfı vardır. Bu sınıf, hem de kısa sayılacak bir zaman diliminde teşekkül etmiştir. Koç ve Sabancılar’ı eskiden beri bildiğimiz için, isimlerini zikrediyoruz. Onlar ayarında zenginlerimiz bu gün çoktur. Şimdi düşünelim, bizim zengin sınıfımız, Avrupa’nın devrim yapan burjuvazi sınıfının yerini almış mıdır? Ayrıca, yine kısaca işaret edelim ki, bizim insanlarımızın zengin olma yolları, Avrupalı burjuvaların zengin olma yolları değildir. Avrupa burjuvazisi, servetini kendi memleketlerinin dışında aramıştır. Milli servetlerine bir dış katkı söz konusudur. Bizim insanlarımız zenginliklerini, genel olarak, Türkiye’nin içinde elde etmişlerdir. Başta müteahhitlik işleri yaparak zengin olanların ise, içte iş yaptıkları, katma değer ürettikleri görülmüyor. Onlar, yatırımlarını dışta yapmayı tercih ediyorlar. Ülkede, dış yatırımlarla fakirlikten kurtulma yollarını arıyor. Tezatlar ülkesi diyenlerimize kızma hakkının olmaması gerekir.

Türkiye’de bu gün teşekkül eden sınıfa, Türk burjuvazisi demek mümkün mü? Kelime olarak demiş olsak bile, bizim zengin sınıfımız, yani burjuvazimiz, Avrupa burjuvazisinin aynı olduğunu kabul eder mi? Son seçimlerde, sadaka fukaraları ile birlikte aynı partiye oy vermiş olan zenginlerimiz, kendilerinden beklenen devrim zihniyetinin farkında mıdırlar? Her şey tezatlarıyla birlikte yaşıyor ülkemizde. Bunları sınıflandırarak kendilerinden beklenen hizmetlerin çizgisine getirilmeleri, öyle kolay olacak sorunlar olmamalıdır.

Türk laik ve toplumsal devrimi, burjuva sınıfı dışında, Türkiye’de yapılmış ve oldukça mesafede almıştır. Burjuvazimizi klasik bilgi, görgü ve bilgi içine çekme alışkanlığını kendilerine bırakarak, biz, eski ümmet ahlakımızı da bırakıp, yeni ve modern laik ahlakımızı da belirlemek zorunluluğu karşısındayız. Türkiye laik olunca, fikir hüzmesinin hepsini benimsemek ve almak zorundadır. Türk milleti, toplumun bütün ihtiyaçlarını kendisi bulmak zorundadır. Buldukları yeterlilik göstermemişse, yenileri bulunacaktır. Yalnız, yenilerinin bulunma yolu da aynı olacaktır. Akıl, ilim ve geleneklerimiz bizim bulma vasıtalarımız olacaktır. Yaratanı rahatsız etme saygısızlığı da bizden beklenmeyecektir. Allah’a inandığını söyleyenler, onu kendilerine vasi veya çoban yapma hakkına sahip olmayacaklardır. Her olayda bir hikmet olduğu kabul edildiğine göre, bize bahşedilen akılda da bir hikmet kabul etmek gerekir. Akıl yeterli görülmüyorsa, inanç dışındaki sorunlar için, yetersiz gördüğünüz aklınızın geliştirilmesi gayeniz olacaktır.

Laikliğin yönetimini, hukukunu, eğitimini kabullenip te; ahlakını kabul dışı bırakmak mümkün değildir. Ümmet ahlakının yerini, liberal koalisyon ahlakı almıştır. Şimdi biz, yine, Avrupalıları gözönünde tutarak, bizim zenginlerimizi de onların burjuvaları yerine koyarak, burjuvazimizin anlayış ve idrak gelişmesinden emin bulunarak düşüncelermizi sıralamaya devam edeceğiz. O zaman, sanat anlayışımız dahi mahiyet değiştirecektir. Böylece, eski üst yapı kurumları tasfiye edilecek yeniden oluşturulmuş üst yapı olarak adlandırılan üst yapı kurumları eskilerin yerine konacaktır. Avrupa’da Kilise ve yapılanlar gibi, bizim ülkemizde de mabetlerimiz yeni düzen içine sokulmayacaktır. Mabetler, dolayısıyle din, toplumdan ve devletten ayrılacak diye bir anlayışın yeri yoktur. Ayrılış diye bir şey düşünmek bile abestir.

Din, toplumun bir sosyal kurumu olarak alınınca, ayırıp ta bu kurumu nerede muhafaza etmek isteyeceksiniz? Din, bütün serbesti içinde, din görevine devam edecektir. Laik devletin koruyuculuğu onun da üzerinde olacaktır. Cahil ve de kanun tanımaz mutaassıp din adamlarının kontrolü de, yine laik devlet düzeninin görevleri arasında bulunacaktır. Demek istiyoruz ki, düzenden sorumlu laik devlettir. Hakimiyet tektir ve bölünme asla söz konusu değildir. Hakimiyetin menşei de bizzat milletin kendisi ve onun özgür iradesidir. Bunları insanlar kabul ettiklerinde, her kurum ve hele sosyal kurumlar görevlerini yapacaklar ve aralarında da sürtüşme hiç olmayacaktır. Din anlayışını da, çoğul olarak kullanmaya alışmakta laiklik için zaruret vardır.

...

..

.

.

..

 
< Önceki   Sonraki >
 

SİTE İÇİ ARAMA

 
 

ÜYE GİRİŞ / ÇIKIŞ






Kayıp Parola?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol

 

Gazete Oku

Son Eklenen 5 İlan

KAPICI
İş Arayanlar (20.11.2008)
MAKİNACILAR ALINACAKTIR
İş Verenler (19.11.2008)
EVDE ÇOCUK BAKILIR
İş Arayanlar (18.11.2008)
BAY-BAYAN ELEMANLAR
İş Verenler (17.11.2008)

 
= Fotoğraf Var

SİTE ZİYARETÇİLERİMİZ

Şuanda 55 misafir ve 5 üye bağlı
  • necihassan
  • HANDE
  • idiaminsamuel
  • selahattin1
  • hollandali

SİTE SAYFA SAYACI


Başlangıç 01.01.2007

RSS / XML

   Basın ve Yayın   Free Page Rank Tool

             

Ip Adresiniz: 38.103.63.55