Anasayfa arrow YAZARLAR arrow ALİ EMİROĞLU arrow AMASRA'DAN ÇIKIYORUZ -2-
AMASRA'DAN ÇIKIYORUZ -2- Yazdır E-posta
16 08 2007

Zonguldak’tan sonra, Ereğli, Alaplı, Akçakoca ve Karasu’yu da öğrenmek için şöyle bir gördükten sonra, yolumun istikametini değiştirip Adapazarı’na yolaldım.

Gideceğimiz yerin, Datça’nın istikametine yönelebilmek için, İzmit ilimize gelmemiz gerekiyor. Benim, Marmara etrafında da görmediğim yerler var. Yalova’yı bilmediğimi söylersem, hayret işaretlerinizi ortaya dökmemelisiniz. Sizlerden, bizim Alacahöyük’ü görmeyenlerinize ben acayip tavırlara girip bakmıyorum. Alacahöyük, görülmelidir, diyorum. Her yeri her insanın görmesi imkanı olmadığı gibi, gerekliliği de yoktur. Fakat ben, bu fırsattan istifade edip, Marmara denizinin güney sahillerinde görmediğim yerleri de görmek istiyorum. Bunu yaptım da.

Adapazarı’nı önceden görmüştüm. Hatta bir iki defa görmüştüm. Şimdi biraz daha genişlemiş ve nüfusu da artmış. Büyük bir değişiklik görmedim.

Adapazarı’na güzel yollardan geldim. Yolların bir kısmı tek, bir kısmı da ikileşmiş. Buna çift yol diyorlar. Paralı olan yollardan değil. Yine de, bir yere çift yol yapılınca, hem yol güzel görünüyor ve hem de üzerinde seyriniz kolaylaşıyor. Bu kolaylaşmaya rağmen, dikkatiniz her an üzerinizde olması gerekiyor. Arkanızdan gelen arabaların ikinci şeritte seyirlerini aynalardan hep takip edeceksiniz. Yapacağınız ihmaller, ikinci şeritte geçip önünüzdeki arabayı sollarken, sizi ikinci şeritte geçecek araba ile kötü durma düşürebilir. Yani, yollarda seyrederken, yürürken demek istiyorum, direksiyonda hep uyanık olmanıza ihtiyaç vardır. Hele, direksiyonu tek elle yönetmek alışkanlığını mutlak terketmeniz gerekiyor. İçkili yola çıkmanız ise, kelimenin en hafif anlamıyla, cinayete çıkmanızla eş anlamlıdır.

İzmit’te bir yer bulup kalmak isteği içinde, Adapazarı’nı terkettim. Beni götüren yol paralı yola iletti. Bir bilgiye sahip değilim. Eskiden para verirdim. Veya parayı yoldan ayrılırken öderdim. Gişeye girdim. Para alan memur yok. Ötekilere baktım, herkes kart kullanıyor. Bu karta sahip değilim. Kartı ilgili yere sokup geçemiyorum, geri geri de tekrar çıkma imkanım yok. İnsanların sinirli olabileceklerini de hep düşünmek aklıma gelmedi. Arkadan sıkıştırıldım ve arkadaki bir eski araba, benimkine temas etti. Adam olay çıkarmak için hazırlıklı gibi bir şey. Bana yardım etmesi şöyle dursun, ileri geri konuşmasını da sürdürdü. Kendi yaşında başka bir yolcunun, aynı sertlikte çıkışması üzerine de sesini keserek arabasını geri aldı ve benim geri çıkmamı temin etti.

Geri dönmek için oldukça sıkıntı çektim ve karşı yola ulaşabildim. Adapazarı’na yeniden geldim. Kime sorsam, kendisine göre bir yol tarif ediyor. Yol işaretleri tatmin edici de değil. Kendi kendime, güney istikametinde çift bir yoldan Adapazarı’nı terkettim. İstanbul ve Ankara levhaları da birlikte yazılı. Vallahi, sanıyorum ki, sizlerden kendiisne güvenen olanlar da bu yolu şaşırabilirdi. Ankara istikametinde epeyce de mesafe almıştım. Yani, karanlıkta ben gine yanılmışımdır. Bir noktadan sonra, İstanbul istikametine dönmem gerektiğini düşünmemiştim.

Yolda ikaz ettiler. Yorulmuştum da. Yemek saatım da epeyce geçmişti. Bir benzin istasyonunda durdum. Lokantasında yemek yedim ve orada geceyi geçirdim.

Sabah erkenden hareket ettim. İzmit’ten 45 km uzakta bulunuyordum. İzmit’e gelmeden şeker ilaçlarımı içmiştim. Gölcük istikametine döndüğüm zaman, bir benzin istasyonunun lokantasında kahvaltımı yaptım. Benim gibi pek çok insan da kahvaltısını orada yapıyordu. İçtiğim çay adedi beşi geçince, adam gözüme baktı. Ben de, “rakı içmiyorum ki, ne yüzüme bakıyorsun?” dedim. Adam özür dilemek istedi ama, becerdi de denemez. Rakı sözcüğü de, aşikar şekilde aksülamel uyandırıyor. Bu gidişle, herhangi bir lokantada, alkollü içki olup olmadığını sormak, sanıyorum ki suç sayılabilecektir. Halbuki, içkiyi içen günah işliyor, biliyoruz. İçkiyi ikram edenin ve satanın bir günah işlediğini, şimdiye kadar bir hiç düşünmedik.

Gölcük dahil, sahilde gördüğüm bütün küçük şehirlerde durup bir çay içmeye çalıştım. Sahillerini gezdim. Havasını kokladım. Hepsinde yemek yemek şart değildi. Böylece, öğleye doğru, asıl görmek istediğim Yalova’ya gelmiş oldum. Bir çay evinde oturup bilgi aldım.

Ben, termali ve onun içinde bulunan Atatürk köşkünü sahilde loarak düşünüyordum. Böyle bir yerde, bizim Mustafa Kemal, akşamları deniz seyretmek istemez mi? Aklımda hep böyle düşüncler teşekkül ederdi. Bana tarif edilen yoldan girdim.

Başlangıçta yol çift idi. Sonra yol tekleşti ve küçüldü. Yetişmiş çınar ağaçları arasında geçiyordum. Bu çınar ağaçlarına dikkat etmek gerekiyor. Önce, söylemeliyim ki, çınar ağaçları, öteki ağaçlardan çok yaşıyor. Göklere daha fazla tırmanıyor ve sanılır ki, dallarının arasından her an bir rüzgar esintisi hasıl oluyor. Altında da çok koyu ve serin bir gölge bırakıyor. Çınar, bizim Çorum’da da yetişiyor. Çorum’da kestane de iyi yetişiyor. Büyük çınarlara bizde rastlamadık. Çorum, çınar ağacı dikmeye yeni başlamıştır. (SÜRECEK)

 
< Önceki   Sonraki >
 

SİTE İÇİ ARAMA

 
 

ÜYE GİRİŞ / ÇIKIŞ






Kayıp Parola?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol

 

Gazete Oku

Son Eklenen 5 İlan

PARA KASASI
Satmak Istiyorum (04.09.2008)
SATILIK DAİRE
Satmak Istiyorum (04.09.2008)
ELEMAN
İş Verenler (03.09.2008)
VASIFSIZ ELEMANLAR
İş Verenler (02.09.2008)

 
= Fotoğraf Var

SİTE ZİYARETÇİLERİMİZ

Şuanda 76 misafir ve 7 üye bağlı
  • chacky
  • ozcanozcatalbas
  • huseyin_sengul19
  • sukru
  • Şule Güngören
  • windtalker11
  • hasanalan

SİTE SAYFA SAYACI


Başlangıç 01.01.2007

RSS / XML

   Basın ve Yayın   Free Page Rank Tool

             

Ip Adresiniz: 38.103.63.61