|
22 Temmuz Seçimleri akşamı, aile dostlarımızla birlikte, Sayın Başbakan’ın seçim değerlendirmelerini izliyoruz televizyonda.
Sayın Başbakan, 46.6’yla kendisini tekrar iktidara taşıyan seçmene teşekkür ediyor. Sonra da (ben hariç) odada bulunan herkesi şaşırtan o bilinen konuşmasını yapıyor.
Diyor ki Sayın Başbakan; “...Ben sadece bizi, 46.6’yla iktidara taşıyan seçmenin değil; tüm seçmenin, tüm Türkiye’nin başbakanı olacağım. 53.4 oyun sahibi seçmenin de mesajını aldım. Bundan böyle dayatmacı değil, uzlaşmacı bir politika izleyeceğim...” Gülüyorum. Odada bulunan herkes, açıklama bekleyen gözlerle, bana bakıyor.
“Başbakan, yine çelik çomak oyununa başladı.” diyorum sadece.
Bir konuğum, “Yok... yok...” diyor. “Tayyip Bey, bu kez gerçekten değişti ve olgunlaştı... Ülkeyi germenin zararlarının ayırdına vardı artık...”
* * *
O günden bugüne, çeşitli ortamlarda, çeşitli vesilelerle; “ Dayatmacı değil, uzlaşmacı olacağız. Gerek Cumhurbaşkanı, gerekse Meclis Başkanı seçimleri için birkaç adayımızla muhalefete gideceğiz...” diyen Sayın Başbakan, (kendisine ve kültürüne çok yakışan çelik çomak oyununa ara verip) adayını açıkladı.
“Adayımız Abdullah Gül kardeşimdir.”
Demek ki (sezgilerim doğruymuş) Sayın Erdoğan, aynı Erdoğan.
Demek ki zihniyet, (hâlâ) aynı zihniyet. Ha 2002 öncesinin Tayyip’i, ha şimdi ki Tayyip... Değişen hiçbir şey yok.
Layık olduğumuz bir kadro tarafından, layık olduğumuz şekilde yönetiliyoruz.
Ne diyelim?
Hayırlı olsun!...
* * *
Şimdi ne olacak?
Türkiye, kaldığı yerden gerim gerim gerilmeye devam edecek...
Bu kez ülke, sadece gerilmekle de kalmayacak; ABD kaynaklı ekonomik kriz ve küresel ısınmanın getirdiği sıkıntılar da tetiklenecek, ekonomik dengeler alt üst olacak.
Olmazsa olmazımız, geleceğimizin güvencesi Ordumuzun disiplini bozulacak, için için kaynamaya başlayacak.
“Ama efendim, demokratik rejimler de Ordunun söz hakkı olamaz, olmamalı. Olursa, o sistemin adı demokrasi olmaz.”
“Efendim, Ordu kim oluyor? Artık herkes haddini bilecek....”
!!!!...
Bakın, bu görüşleri savunanların ayakları yere basmıyor. Kısır ve yobazca düşünceler bunlar.
Ne demek, “Ordu kim oluyor!”?...
Ne demek, “Ordunun söz hakkı yoktur.”?...
Çankaya Spor Kulübüne başkan seçilmiyor; Türk Ulusuna başkanlık, Türk Silahlı Kuvvetlerine Başkomutanlık yapacak, tüm ulusu kucaklayacak, ulusbay seçiliyor.
Sayın Gül, bu felsefesiyle, bu kafa yapısıyla, bu sosyal görüntüsüyle, geçmişteki bu söylemleriyle; Atatürk’ün ordusuna Başkomutanlık yapabilir mi?
Bu felsefedeki bir başkomutanla, Ordu, kendi içinde disiplin sağlayabilir mi? Böyle bir başkomutanın güdümündeki ordudan verim alınabilir mi?
!!??...
“Efendim biz de zaten Ordumuza, üniversitelerimize, anayasal kurumlarımıza “Gül felsefesinin” egemen olmasını istiyoruz. Ordunun, bizim dünya görüşümüzle bağdaşmayan disiplini bozulsun; askerlerimiz, Sayın Gül’ü kendilerine örnek alsın, istiyoruz....”
!!!!...
Hah!... Olay bu işte... Olacak olan da bu...
İşte benim için de sözün bittiği yer burası...
İşte Türkiye’nin bugün geldiği, getirildiği durum.
İşte buna yanıyor, buna kahırlanıyor, buna üzülüyorum.
Altemur Kılıç Ustamız, bugün gelinen noktayı özetleyen ifadeyi,14 Ağustos 2007 tarihli yazısının başlığına ne güzel oturtmuş.
Güle güle Atatürk, hoş geldin sultanım.
* * *
Çok değil, bundan 6 yıl önce; “Türkiye’de sistemin sonu geldi. Laik sistemi değiştireceğiz” diyen, Dışişleri Bakanlığı süresince Türkiye’nin tüm “kırmızı çizgilerini” yok eden Sayın Gül, artık Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanıdır.
Gizli ajanda, işleme konmuştur artık.
Geçmiş olsun.
Bu noktaya nasıl gelindi, nasıl gafil avlanıldı, bu toprakları kanlarıyla sulayarak bize bu günleri armağan eden şehitler, nasıl, neyle ve kaç paraya satıldı; herkes düşünsün.
Ben kendi payıma, “Ana dilimizle kulluk etme hakkımızı yok edenleri”, Tayyip’i Meclise taşıyan Sayın Baykal’ı; Numaralı Cumhuriyetçileri; “Gelen ağam giden paşam”cıları; “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın”cıları; “Anayasa bir kere delinmeyle, bir şey olmaz”cıları; “Laikliği, yeniden tanımlayalım” cıları; “Kürtçüden fazla Kürtçü” leri, Demokrasi yobazı aydın(!)ları; Liboşları; AB’cileri, ABD’cileri; Anketçileri; TOKİ’cileri; Sözde Atatürkçüleri; Tarikatçıları; Din simsarlarını; Finansörleri; Kömürcüleri, margarincileri... saygıyla(!) anıyorum.
Siz de anın.
16 Ağustos 2007 Perşembe
İSMAİL HABOĞLU
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
|