Anasayfa arrow Köşe Yazıları arrow Salim SAVCI arrow ŞERİFE ANA'YA AĞIT
Prev   Next   Pause   Play     Scroll   Fade   ScrollFade
ŞERİFE ANA'YA AĞIT Yazdır E-posta
13 08 2007

Şerife Ana Kurtuluş Savaşı günlerinde İnebolu'dan cepheye kağnıları ile cephane taşıyan kahraman kadınlarımızdan biridir. Kastamonu kışlasına yaklaştığı sırada kağnıdaki mermileri örttüğü yorgan altındaki yavrusu kundaktaki Sıdıka'nın üzerine eğilmiş olduğu halde donarak ölmüştür. Bu şiir onun anısına' ve kahraman Türk kadınlarına bir armağan olsun.

Yıl 1921, ta iliklere işleyen bir soğuk Şubat,

Kurtuluş Savaşının en karanlık günleri!...

Her biri bir kahramanlık örneği

Çilekeş Anadolu kadınının,

Yalın ayak, yalın kat

Cephane taşıdığı günlerdi cepheye...

Her taraf yangın, her tarafta kan,

Ta Bursa'ya, Eskişehir'e dayanmıştı da düşman,

Üstelik soğuk ve yokluk

Daha acı, daha acımasızdı silâhlardan!...

Boşalmıştı köyler ve evlen

Cephedeydi her eli silâh tutan.

Şimdi yoksundu sofralar

babadan, oğuldan, kocadan!...

Ya sen, Kastamonu'nun Satı Köyünden

Küçük Sıdıka'nın anası Şerife!

Nereye kodun evinin sıcak yatağını,

Tüten ocağını nereye kodun,

Nereye kodun komşularını, ahretliğini,

Düştün de yollara geldin buralara!...

Daha çok var mı varacağın yere?

Güzel Şerife, Kadın Şerife, Yavuz Şerife!

Sarı öküze, sakar öküze deh diye diye

Yolun böyle nereye, nereye?

Biter mi, dolar mı bu çile?

Hem de mermilerin üstüne ıslanmasın diye

Yorganını örtmüşsün Sıdıka'nın;

Çocuk değil ki onlar ıslanıp donsun,

Bunlar top mermisi a kız!..

Top mermisi bunlar ilâhi kadın!...

Otlarla sarıp sarmalamışsın bir bir;

Bu senin yaptığın

Bu senin yaptığın Şerife,

Erkek işi, koca adam işi!...

Hem sonra,

Çeker mi bu hayvanlar bu kadar yükü?

Nasıl kalkarlar altından

bu kadar ağdığın

Ve bu incecik yorgan

korur mu onları tipiden, ayazdan, yağmurdan!...

Ya Sıdıkan, o gençliğinin çiçeği,

baharı ömrünün,

Donup kalırsa bu soğukta;

Ya uçup giderse, yitip giderse elinden!..

Ama sen, nasıl oturur kalırdın köyde,

hal böyle iken;

Ölürken cephede cephanesiz,

o bütün sevdiklerin,

Nasıl bırakırdın umutsuzları, umutsuz,

çaresizleri, çaresiz...

Deh dedin emektar sarı öküze, sakar öküze;

Haydi dedin, yürüyün yavrularım, yürüyün,

Durmak zamanı değil bu gün;

Düşman girmiş yurdumuza, can evimize,

Yakışır mı bize,

oturup kalmak bir köşede!...

Ama her yerde kar, her yerde kara kış,

Çamur desen diz boyu, buz desen en azdan bir karış;

Bir bıçak gibi işliyordu kemiklere

Soğuk, ayaz ve tipi...

Bu nasıl gece olmuyor ki sabah,

Nasıl soğuk dinmek bilmiyor.

Nasıl bir yol ki gelmiyor sonu!..

İşte sevin, gül, gül ve sevin artık!

Kalktı ortalıktan sanki bu beyaz karanlık!..

İşte bunlar,

Kastamonu'nun ilk evleri, ilk sokaktan, ilk ışıklan,

İşte sana söyledikleri kışla..

Geldik dedin yenip de ayazı, tipiyi,

Sabır denilen bir savaşta öyle mi?

Ama yorgundun ve bitkindin iyiden iyi,

Gene de dehledin hayvanlarını,

Yürüdün son bir güçle, son bir istekle

Yiğit Şerife, Yavuz Şerife

Aha koca kışlanın duvarları,

Aha askerlerin talim yeri, Nizamiye Kapısı işte şuracıkta

Ve malzeme deposu az ötede, orada;

Küçük Sıdıkan mışıl mışıl uyuyor ya,

Bırak uyusun yavrucak;

Nasıl olsa uyanacak,

Az sonra ve az sonra

Anasının sıcak sımsıcak bakışlarından uzak,

bir boşluğa açacak gözlerini!...

Artık yürümüyordu, durmuştu öküzler;

Yoktu bir adım bile atacak halleri

Deh dedin para etmedi;

Haydi yavrularım, haydi arslanlarım dedin boşuna,

Boşunaydı yalvarıp yakarman,

bunca çaban, bunca çırpınman,

Yürümüyordu yürümüyordu domuzun malları!..

Artık ağarmak üzereydi tan yeri;

Saplanıp kalmıştı kara

kağnının gittikçe ağırlaşan tekerlekleri;

Son bir çaba ile çıkınca düze,

Dinlenmek için bir nebze

Yasladın başını kağnıya;

Sıdıkacığının yüzünü açıp

Onun uyuyan gözlerine baka baka,

bir soluk almak istedin...

Şükürler olsun Tanrıya!

Canlıydı, yaşıyordu ya hâlâ!...

Oh! dedin, geldik dedin en sonra!

Bunlar kentin aydınlanan sokakları,

Hayvancıklar da biraz dinlensin;

Onlar da can taşıyor,

Dinlenmek onların da haklan

Ama o ne, güneş mi doğdu nedir?

Bu ne ılık hava, ne rahatlık, ne sıcaklık!

Artık üşütmüyordu kar!

Dondurmuyordu soğuk!

Kesildi ayaklarındaki, parmaklarındaki sızı birden bire;

Sonra rüyasız derin bir uyku;

Düşmüştü göz kapakların

Tüm güzelliklerin ve acıların üstüne!..

Solgun yüzünden öpen rüzgâr mıydı?

Yoksa sabah mıydı, gece miydi?

Yıldızlar göz mü kırpıyordu?

Gökte ay da var mıydı?

Şerife, güzel Şerife, ölüm güzel

Ölüm güzeldi gittiğin yolda!...

Şeydiler Bucağının Satı Köyünden,

Yiğit Şerife, ölümsüz Şerife sen!

Yurdun kurtuluşunda aktan daha ak, ak bir anıtı

Sen diktin Kastamonu kışlasının önüne o an

kardan ve buzdan;

Uyu, rahat uyu o karlı gecede;

Kurtuldu uğrunda öldüğün Vatan,

Kurtuldu güzel Sıdıkan!

1980

Bu şiir Sn. Orhan Ülkülü’nün Sakarya’dan Geçerken kitabından alınmıştır.

 
< Önceki   Sonraki >
 

SİTE İÇİ ARAMA

 
 

ÜYE GİRİŞ / ÇIKIŞ






Kayıp Parola?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol

 

Gazete Oku

Son Eklenen 5 İlan

BAY ELEMAN
İş Verenler (11.10.2008)
ELEMANLAR
İş Verenler (11.10.2008)
TOHUM EKİLİR
İş Arayanlar (11.10.2008)
BAY ELEMANLAR
İş Verenler (09.10.2008)

 
= Fotoğraf Var

SİTE ZİYARETÇİLERİMİZ

Şuanda 41 misafir ve 1 üye bağlı
  • artisim

SİTE SAYFA SAYACI


Başlangıç 01.01.2007

RSS / XML

   Basın ve Yayın   Free Page Rank Tool

             

Ip Adresiniz: 38.103.63.61