Anasayfa arrow YAZARLAR arrow ALİ EMİROĞLU arrow SİNOP'TAN YOLA DEVAM
Prev   Next   Pause   Play     Scroll   Fade   ScrollFade
SİNOP'TAN YOLA DEVAM Yazdır E-posta
10 08 2007
Kararım karardır, bütün Karadeniz sahilini İstanbul istikametinde göreceğim. Birkaç günde, bütün sahili tanıyacağım iddiasında değilim. Ancak, sahil hakkında bir fikrim olacak. Yazılan kitapları okurken yabancı kalmayacağım. Bir sohbet sırasında da, yabancı bir konuyu dinliyormuşum gibi olmayacağım. Bunlar için bu sıkıntılara katlanılır mı? Bence katlanılır. Ben bunları sıkıntı olarak kabul ediyor değilim.
Daha ilk anlardan hemen anlıyorum ki, takip edeceğim yol, o kadar kolay bir yol gözükmüyor. Virajlar başlıyor. Virajlar nasıl başladı ise, öylece devamlılık ta gösteriyor. Kızılırmak kenarını takip eden yolda olduğu gibi, hep 30 km sürat ikazı yapan levhaları görüyoruz. 30 km süratle, bu kadar uzun yol biter mi? Bu yoldan geçip bu mesafeyi bitirenler olduğu gibi, ben de onların yapmış olduklarını yapacağım. Artık geri dönüş olamaz. İmkan nispetinde dikkatli olarak ve direksiyonda uyumayarak yoluma devam edeceğim. Not alma imkanım olmuyor. Geçtiğim yerlerin hepsinin adları haritalarda yazılı. Yol boyunda toplu halde evlere rastlanmıyor. Herkes, ormandan açtığı tarlasının bir kenarına kendisi için bir ev yaptırmış. Evlerin dağınıklığı, Doğu Karadeniz sahillerinde gördüklerimizden daha da dağınık. Müsait arazi bulunmuş ise, orada da evler çok katlı. Demek ki, bir aileden gelen insanların hepsi, bir apartmanda toplanmaya çalışılıyor. Yeni yetişmelere ayrı ayrı alçak evler yapma imkanı göremiyorsunuz.
Yol boyunca virajlar birbirini takip ediyor. Genişletilmiş yol yok. Çalışmaların olduğu yerlerde de büyük hacimli işler yapıldığı şüpheli. Meydana konmuş görüntüler mevcut değil. Daha açık konuşmak gerekirse, Karadeniz’in bu sahillerinden Osmanlı padişahları geçmedikleri gibi, Cumhuriyet yönetenleri de geçmiş sayılmazlar. Çay içmek için girdiğim köy kahvelerinde acıklı hikayeler dinledim. Cep telefonları çekmiyormuş. Bana da denettiler ve ben de kendi telefonumda konuşma yapamadım. Buralardan kuvvetli vericilerin iş görmesi gerekirmiş.
Ayrıca, köylüler, orman yollarının hiç olmadığını gösterdiler. Bir yangın anında, yolsuz olan ormanlarda nasıl yangın söndürüleceğini sordular. Verilecek cevap bulmak zor.
Daha bir şeye işaret etmek gerekiyor. Ben, bu sahillerden gündüz geçiyorum. Köylülerin hepsi köy kahvelerinde çay içiyorlar veya kağıt oyunu oynuyorlardı. Bunların işleri olsa, bu saatlerde işlerinin başlarında olmaları gerekmez mi idi? Demek ki, bütün gün kahvelerde oyalanan bu insanlar işsizdiler. Bu insanlar çalışmadıklarına göre, zengin olmaları mümkün olur mu?
Aklıma gelen bir anımı da zikretmem gerekiyor. Fransa’dan ihtisasımı bitirip dönerken, bir Fransızla tanışmıştım. Öğretmen olan Fransız, İstanbul’da bulunan papaz okullarından birine tayin edilmişti. Atina’ya, birlikte gezmek için vapurdan indik. Pire’de tramvaylar vardı. Biz de, tramvay devrinde olduğu gibi, Yunanlılar yürüyen tramvayın durmasını beklemeden inip biniyorlardı. Fransız bunlara ürperti ile bakmıştı. Bunun üzerinde konuşmadı ama, bu saatte, sabahın saat 11’inde, insanların yığın halinde kahvelerde oturup oyun oynadıklarını görünce, ilgimi çeker şekilde bana söylemişti. Burada açlık ve sefalet olmalıdır, bu saatte kahveler böyle dolu olunca, bu insanların işsiz oldukları kabul edilir. İşsiz olan insanlarda da sefalet olur demişti. O devirde, ne Yunanistan’da ve ne de Türkiye’de, devlet tarafından fakirlere kömür ve yiyecek yardımı yapılması adet olmadığı için, bu insanların ne ile geçindiklerini izah etme imkanını da bulamamıştık. Zaman geçtikçe, bir çok şey gibi, bunları da memleketimizde öğrenme imkanını bulmuş olduk.
Akşam saat 19 sıralarında, şirin bir kasaba olan “Cide”ye geldim. Şehre girerken dikilmiş olan levhada 11 bin nüfus yazılı idi. Ertesi gün bu rakamın doğru olmadığını söylediler. Akşam, çok güzel bir lokantada yemeğimi yedim. Geceyi Cide’de geçirdim. Araba ile şehrin çarşısını gezdim. Bazı eksiklerimi satın aldım. İnsanları pek kibarlar. Birinden bir şey sorarsanız, uzaksa, arabanıza, yanınıza binip sizi gideceğiniz yere götürüyorlar. Sizin onu geri getirmenize de rıza göstermiyorlar. Eğer, yer yakınsa, sizin önünüze düşüp oraya sizi götürüyorlar.
Fotoğraf makinasının kopan kayışını yaptırmak için bir kunduracı aradım. Beni onun dükkanına götüren arkadaş, yazdığım şekilde hareket etti. Tamirat yapan usta ile enteresan sayılabilecek konular konuştuk. Bunları da gelecek yazıda bildireceğim.
 
< Önceki   Sonraki >
 

SİTE İÇİ ARAMA

 
 

ÜYE GİRİŞ / ÇIKIŞ






Kayıp Parola?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol

 

Gazete Oku

Son Eklenen 5 İlan

KAPICI
İş Arayanlar (20.11.2008)
MAKİNACILAR ALINACAKTIR
İş Verenler (19.11.2008)
EVDE ÇOCUK BAKILIR
İş Arayanlar (18.11.2008)
BAY-BAYAN ELEMANLAR
İş Verenler (17.11.2008)

 
= Fotoğraf Var

SİTE ZİYARETÇİLERİMİZ

Şuanda 56 misafir ve 2 üye bağlı
  • 19beyza
  • kubilay

SİTE SAYFA SAYACI


Başlangıç 01.01.2007

RSS / XML

   Basın ve Yayın   Free Page Rank Tool

             

Ip Adresiniz: 38.103.63.55