|
22 Temmuz Seçimleri sonrası (Yeni Alanya Gazetesi’nde) yerel konulara ilişkin yazdığım siyaset dışı yazılarımla ilgili olarak, yazılarımın içeriğiyle ilgisi olmayan yorumlar alıyorum.
Yazımın başlığı da bu tür yorum sahibi okurlardan birine ait kıvrak zeka ürünü, ince bir gönderme.
İşte o göndermenin sahibi okurum diyor ki; “...Bir genel seçim oldu ve sizin her fırsatta eleştirdiğiniz AKP, 46.8’le büyük bir zafer kazandı. Ama siz hâlâ ‘hiçbir şey olmamış yazıları’ yazıyor; insanlara ‘aaa cambaza bak!’ muamelesi yapıyorsunuz. Niye? Yani bu yazılarınızla, ‘Böyle bir seçim olmadı. AKP de kayda değer, önemsenecek bir başarı sağlamadı’ mı demek istiyorsunuz? Neden AKP’nin zaferinin hakkını teslim etmiyorsunuz? (...) AKP’ye karşı tüm köşe yazarları günah çıkardı. ‘Morardık, sarardık’ dediler. Aynı özeleştiriyi, siz niye yapmıyorsunuz?...”
Ahmet Güney adlı okurum da 25 Temmuz tarihli “Otopark ve parkomat sorunu” adlı yazımın altına şöyle bir yorum düşmüş. “ Ne oldu Sayın Haboğlu? İki gündür politikadan hiç söz etmiyorsunuz? Bir şeyler söyleseniz de düşündüklerinizi öğrensek. Geçmiş olsun.”
* * *
“Geçmiş olsun” dileği için teşekkür ederim ama ben bu seçimlerin sonucunda “geçmiş olsun denecek kadar” rahatsızlık duymadım. Ayrıca da üzülmedim, şaşırmadım. Şaşırmadığım için de morarmadım. Çünkü (belki 46.8 gibi bir rakamı değil ama) buna yakın bir sonucu zaten bekliyordum.
Çünkü ayakkabılarını kapının dışında bırakan, hayatında tek bir kitap okumamış, pijamayla sokağa çıkan, pijamasıyla piknik yapan yurdun insanını iyi tanıyorum.
Nitekim seçim sormacalarında (anket) yüzde yüz isabet sağlayan Tarhan Erdem’in Konda Şirketi’nin araştırmalarındaki bir saptama hemen dikkatimi çekmişti.
O araştırmada AKP’ye ve CHP’ye oy vereceklerin eğitim düzeyleri de saptanmıştı.
AKP’ye oy vereceğini söyleyenlerin, yüzde 55’i ortaokul, yüzde 37’si lise, yüzde 24’ü de üniversite mezunu; CHP’ye oy vereceğini söyleyenlerin eğitim düzeyi ise bu tablonun tam tersiydi. Yani yüzde 14’ü ortaokul altı, yüzde 25’i lise, yüzde 42’si de üniversite mezunuydu.
Saptanan veriler, böyle bir bilgiyle desteklenince; “tamam” demiştim, “Sormaca doğru bir tabana oturtulmuş. AKP, yüzde 40’ın üzerinde oy alır.”
Nitekim de öyle oldu.
Bu tablo, bu sonuçlar, bu ülke insanının asırlardır süregelen yazgısı.
Bu yazgıyı hazırlayanlar, bu yazgıyı yazanlar belli. Onlar bu tablonun değişmemesi için son derece derin, son derece organize, son derece bilimsel çalışıyor.
Bu insanların inançlarını, tutkularını, heyecanlarını, zayıf noktalarını, korkularını, beklentilerini, kültürel düzeylerini, sosyal yapılarını çok iyi biliyorlar. İyi bildikleri için de; bu özelliklerini, kendi çıkarları doğrultusunda çok iyi kullanıyorlar.
Onun için “Allah ne verdiyse doğurun” diyorlar. (Biliyorlar ki bu çağrıya(!), yoksul ve cahil aileler daha çok uyuyor. Yoksul bir ailede dünyaya gelen her çocuk, günü geldiğinde onlara bir oy olarak dönüyor.)
Onun için eğitime, yeterince ağırlık vermiyorlar. Onun için “eğitim” diye verdikleri safsatalarla gençlerimizin kafalarını karıştırıyorlar.
Onun için dini siyasete alet ediyorlar.
Onun için yardıma muhtaç insanları kullanıyorlar. (Sadece 2006 yılında gıda, kömür, eğitim... yardımı adı altında dağıtılan tutar 1.183.719.000.- YTL. Rüşvet mi yardım mı olduğu tartışılan bu yolla 10 milyon kişiye ulaşılmış.)
Bu durum (lar), bu sonuç (lar) bilinmeyen, beklenilmeyen yeni bir şey (ler) değil kısacası.
AKP, bu düzenin en önemli aktörü.
Batılı ve Güneyli dostları tarafından açık ve net bir biçimde desteklenen AKP, bu seçimlerde, düzenin diğer partilerinin lidercikleriyle, deyim yerindeyse kedinin fareyle oynadığı gibi oynadı ve 46,8’i buldu.
Bu kadar basit.
Şimdi Cumhurbaşkanlığı makamına da bilinen o kişiyi oturtacaklar.
Dilerim ülkemiz için hayırlı olur.
Ama ben hayırlı olacağı kanısında değilim. Dün de çok ciddi endişelerim ve korkularım vardı, bugün de var. Dün de güvenmiyordum bu kadroya, bugün de güvenmiyorum.
Bu yalan demeçlerin, çizilen hayali pembe tabloların, yaratılan yapay ekonomik rahatlığın, izlenen yanlış dış politikaların, yok edilen kırmızı çizgilerin kokusu önümüzdeki günlerde çıkacak. Ama o zaman da iş işten geçmiş olacak.
Geleceğimizden yiye yiye, varımızı yoğumuzu sata sata, el aleme avuç aça aça, borçlana borçlana bugünlere geldik. Bu ülke hiçbir dönemde bu denli kötü yönetilmedi.
Ama tüm içtenliğimle söylüyorum, yanılmış olmayı çok istiyorum.
* * *
Evet... 22 Temmuz Genel Milletvekili seçimleriyle ilgili düşüncelerim böyle...
Şimdi izin verir misiniz, “hiçbir şey olmamış yazılarıma” devam edeyim?!...
31 Temmuz 2007 Çarşamba
|