|
İnsan fazla içmeyip, vücudunu ve beynini tahrip etmeyip, tek kadehle yetinince, bazan uzun yaşam bulabiliyor. O zaman da çok şey görüyor, çok şey duyuyor. Bir de, Avrupalı olmuşlar gibi, bu görüp duyduklarımızı not defterlerimize geçirme alışkanlıklarımız olsa, pek çok kalıcı güzel şeyler bırakma imkanımız olurdu. Mabut vermeyince, Mahmut’un yapacağı bir şey kalmıyor. Bu Mahmut, bizim ilerici padişahımız II. Mahmut’tur. Biliyorsunuz ki, ikinci Mahmut, o zaman, Osmanlının tek erkek varisi kalmıştı. Ağabeysi de çok iğrenç tabiatlı birisi idi. Bir siyah kadın zalimlerin önünü kızgın mangal külü ile kesmemiş olsa, Osmanlının erkek evladı kalmıyordu. Mustafa, Osmanlı’nın erkeği olmaya layık değildi. Hakim olanlar, Osmanlı erkeksiz de kalsa, Mustafa’yı yaşatmazlardı.
Osmanlı erkeksiz kalsa, padişah kadın olabilirdi. Osmanlı da, erkeklerin olduğundan daha kötüye gitmezdi. İşte insanın kafası karışık olunca, bazan konu dışına da sürüklenebiliyor.
Ben, melanette mahir olanlardan bahsedecektim. Hepsini bulup ta sıralamak imkanına sahip değilim ki. Size iki tane göze gelen olayı nakletmek istiyorum.
Şu meşhur “Ortanın Solu” olayını biliyorsunuz. Bunu Türkiye’de İsmet Paşa bir basın toplantısında söylemişti. Asıl patenti Amerikan Cumhurbaşkanı Roozwelt’e aittir. O da bunu bir basın toplantısında söylemiştir. Sayın Erdal İnönü, “kim söylerse söylesin” demiştir. Kim söylerse söylesin değil. Söyleniş benim yazdığım gibidir. İki söyleyenin de birbirinden haberi yoktur. Ben böyle olduğunu kitapta okudum. Onun için, benim söylediğim gibi, diyorum. Bu söz bizim İsmet Paşa’yı ne büyültür ve ne de küçültür. İsmet Paşa’nın bu sözlerden daha ehemmiyetli sözleri de vardır.
İşte, bizim İsmet Paşa, Ortanın solu deyince, Demirel ve partisi de, hemen, belki aynı gün, “Moskova yolu”ndan bahsettiler. Bu söz tuttu da. Ahengi de iyi idi. Herkesin ağzından düşmedi. Moskova yolu, bizi kızıl komünist yaptı çıktı idi.
Bunu yapan sağ partilerin maharetine, kızmış olsanız bile, hayran kalmaz mısınız?
Bu seçimlerde de buna yakın bir olay yine oldu. Bir solcunun veya bir CHP’linin kafasından çıkacak değil di tabii. Cumhuriyet mitinglerini hatırlıyorsunuz. İki kadının daveti üzerine, milyonları geçen kalabalıklar bir araya gelmişlerdi. Dünyanın bu kadar kalabalık mitingler görmediği yazılmıştı. Dış basından da böyle duyumlarımız oldu. “Cumhuriyet tehlikededir, haberiniz var mı?” deniyordu. Halkın bağırdığı da işitiliyordu: “Haberimiz var!” Allah var ya, bizler de, yaşımıza, başımıza bakmadan heyecanlanmıştık. Bizim de zaman zaman, Cumhuriyetin tehlikelerine, yani, Cumhuriyete yönelik tehlikelere işaret ettiğimiz oluyordu.
Bir de gördük ki, sağın bu mahir adamlarından bazıları yeni bir şey uydurmuşlardı. Bu mitingler, Cumhuriyeti değil, CHP’yi kurtaracak mitinglerdir.
Bu mitinglere Cumhuriyet Halk Partililer gitmişlerdir. Onların içinde de Cumhuriyet için görülen tehlikelere inananlar vardır. Böyle olmasa bile, muhalefet partisinin insanlarının mitinglere gitme hakları vardır. Gitmişlerdir de! Fakat, iştirak edenlerin büyük bir kısmının muhalefetle bir ilgisi yoktur. Bunlar, genel olarak genç insanlardır. Büyük bir kısmı da genç kızlardır. Kadın hakları için bir tehlike düşünme hakları olmaz mı? Türkiye’de Cumhuriyet tehlikede ise, kadın hakları çoktan tehlikededir. Zaten kadınlarımızın büyük bir kısmı, mevcut kadın haklarının bile gereksiz olduğu inancını taşımaktadır.
Bu söylemleri televizyonlardan izledim ve ben şahsen üzüldüm. Bu mitinglerin CHP ile bir ilgisi olmamıştır, yoktur. CHP’nin bu mitingleri kendisinin yapma hakkı da vardır. Başka perdelerin gölgesine sığınmanın ne anlamı olabilir ki? Ve gördük ki, bu mitinglerin zararını CHP görmüştür. CHP neyin zararını görmemiştir ki!
|