|
Yaşam hiç de adil değil bir çoklarımız için. Bu söz elbette yeni bir söz değil. Ama duyduklarımı ifade edecek en güzel söz olduğunu düşündüğüm için ilk aklıma gelen bu oldu.
Günümüzün gençlerini düşündükçe ve haksızlığa uğrayanları gördükçe, elinde keskin kılıcıyla bulutların üstünde durup, haksızlığa ve kötülüğe karşı savaşan birisi olmayı çoğu kez hepimiz düşünmüşüzdür.
“Ah….Benim elimde imkan olacaktı ki…” diye başlayan sözlerle bu düşüncelerimizi dile getirmişizdir.
Hiçbir denge, hiçbir benzerlik taşımayan yaşam süreci içinde en çok yorulan ve kırılan gençlerimiz oluyor.
Terminalden annemleri yolcu ederken gördüm onları. Zaten görmemek ve duymamak olanaksızdı. Çünkü öylesine yüksek sesle konuşuyorlardı ki, benim gibi birçok insanın da dikkatini çektiğine emindim.
Onlar ergenlik çağına henüz girmiş kalabalık, kızlı erkekli gençlik grubuydu. Bu çocukların haftalıkla bir yerlerde çalıştıkları gün gibi açık iken, onlar yine olmak istedikleri, ya da itibar göreceklerini sandıkları, imrendikleri yaşamın bireyleri gibiymiş gibi konuşuyorlardı.
Özenerek ve geldikleri başkentin havasına uyum sağlayabilmek için kazandıklarının büyük bölümünü giyimlerine, bol jöleli saçlarına harcayarak, süslenerek gelmişlerdi bir arkadaşlarını yolcu etmek için oraya.
Birbirlerine yakın durdukları halde seslerini en yüksek perdeye kadar açmışlardı. Belli ki herkesin duymasını istiyorlardı. Birbirleriyle aralarında konuştukları şöyleydi;
-Önce bizim köşke gidelim. Orda havuza gireriz.
- Oğlum benim Mersedese sığmayız. Sen BMV’ni nereye park ettin.
- Ya…Babam BMV’yi kendi aldı bugün. Bana 4x4 cipini verdi.
- Olsun ona daha çok insan sığar.
- Yok ya arkadaşlar. Bu gün bize gidelim. İtalya’dan yeni gelen ahçımız çok güzel yemekler yapıyor. Yemek yer sonra da sinema salonunda film izleriz.
Konuşmalar hep varlık ve rahat yaşamı olan insanların diliyle yapılıyorken, aslında sahip olmak isteyip de olamadıkları ve hep imrenerek izledikleri “BAŞKALARI” oluyor ve çevreden onları dinleyenleri de öyle olduklarına inandıracakları düşüncesi ile kendilerine SAHTE MUTLULUKLAR yaratıyorlardı. Aralarında önceden düşünerek kurguladıkları role kendilerini öylesine kaptırmışlardı ki…bu oyun o yüzden belki de epeyce sürdü.
Gözlerinde büyüterek, imrenerek baktıkları bir yaşamın içine girerken “BİZ DE SİZDENİZ…BİZ DE SİZİN GİBİ OLABİLİRİZ… sizin aranızda geçerli olan dil buysa BİZ DE BUNU KONUŞABİLİRİZ. Bize de saygı duyun, bizi de sevin” mesajıydı yalnızca verdikleri.
Herkesin payına düşen dilim belli değil miydi aslında,
Yoksulluğun acıttığı gençler ile varlığın şımarttığı gençler arasında, birbirlerini tanıma ve anlama, ortak konuşulan bir dil ve paylaşılan yaşam alanları asla olmayacaktı.
Önyargılar, bir tarafta nefret diğer tarafta aşağılama duygularını aşılayıp, aynı çağı farklı şekillerde yaşayan insanlar yaratacaktı.
Benim onlardan çoktan uzaklaşmama rağmen, onların özenti dolu seslerini duyabilmem belki de içimin sızlamasından olmuştu.
Asla elde edemeyecekleri bir yaşamın, taklitçileri olarak kalacaklarıydı içimi sızlatan.
Bunu ben de biliyordum, onlar da biliyordu.
Şimdi “Yaşam bir çoklarımız için adil değil” sözünü hatırlamamın haklı bir hatırlama olduğuna daha çok inandım.
Evet,
Yaşam hiç de adil değil!
Her Gününüz Güzel Olsun
|