|
TBMM’nin Anayasal değişiklik paketi üzerinde çıkardığı kanun, iki yetkili makam tarafından Anayasa Mahkemesi’ne götürülmüş idi.
Sayın Cumhurbaşkanı ve anamuhalefet partisi CHP milletvekillerinin ayrı ayrı yaptıkları Anayasa başvurusu, Anayasa Mahkemesince birleştirilerek bakılmış ve karar da verilmiştir. Anayasa Mahkemesi, meclis kararlarını mevcut Anayasaya aykırı bulmamıştır. Böylece, halkın anladığı bir tabirle sorunu ifade etmek istersek, iki başvuru da reddedilmiştir.
Şimdi nerede bulunuyoruz?
Yetkili ilim adamlarımızın beyanlarına göre, Anayasa değişikliği yolu açılmıştır. Anayasal değişiklik kabul edilmiş değildir. Yürüyüş devam edecektir.
Halen, eski Anayasamız yürürlüktedir. Seçimler biter bitmez, Anayasanın ihtiva ettiği hükümlerin tatbikine devam edilecektir. Yeni meclis, başkanlık divanı teşekkül ettikten sonra, ilk iş olarak Cumhurbaşkanı’nı seçecektir.
Cumhurbaşkanını seçme imkanı bulunmazsa, yeniden meclis feshedilerek, yeni bir seçimin hazırlıklarına başlanacaktır. Cumhurbaşkanı, bir ay zarfında, başkanlık divanı seçiminden sonra bir ay zarfında, seçilmiş olması gerekir. Böylece, eğer bunlar olur ise, biz de Anayasamızın işleyiş şeklini bizzat tatbik sahasına koyarak, tamamiyle öğrenmiş bulunacağız.
Anayasa değişikliği, referandumdan müsbet karar alarak tamamlanırsa, artık tatbikatı 12. Cumhurbaşkanından sonrakilere tatbik edilecektir. İşler karışık gibi gözüküyorsa da, yazılanlar ağır ağır okunur ve okunurken düşünülürse, işin anlaşılmayacak tarafının olmadığı da ortaya çıkıyor.
Biz, düşüncelerimizde sebat gösteriyoruz.
Demokratik parlamenter sistem, bütün Avrupa ülkelerinde tatbik edilmektedir. Biz, bu sistemi zaten Avrupa’dan almışız. Avrupa ülkelerinde Cumhurbaşkanları meclisler tarafından seçiliyor. Bizde de, 10 cumhurbaşkanı böyle seçildi, kimsenin şikayeti de görülmedi. 11’inci Cumhurbaşkanının anlaşarak seçilmesinin AKP tarafından kabul edilmemesi ve işin içine, dindar bir Cumhurbaşkanı seçme niyetinin sokulmuş olması bir dayatma olarak meydana çıkmıştır. Bu günkü yaşantılarımızın sebebi de bu dayatmalardır. Biz, şimdiye kadar seçilen Cumhurbaşkanlarımızın hepsini, belki birisi hariç, dindar insanlar olarak biliyoruz. En dindarının da, hiç şüphe yok, Atatürk olduğuna inanıyoruz. Atatürk, dinin hiç bir yönünü, siyasi çıkar için kullanmamıştır. Bize göre, Mustafa Kemal, hem büyük müslümandır ve hem de, dine en çok hizmet eden insandır. Mustafa Kemal olmasa, Anadolu da, tıpkı Balkan devletlerinde olduğu gibi, artık islam ülkesi olmayacaktı. Mustafa Kemal, Türkiye müslümanlığını, hurafelerden, yalanlardan, tasallutlardan temizlemiş ve islamın özünü ortaya çıkarma basiretini göstermiştir. Mustafa Kemal’in din hakkında tek olumsuz sözünü göstermek imkanı yoktur. Çünki, bu söz, Mustafa Kemal tarafından söylenmemiştir. Kimse iftira etmek zorunda değildir. Namuslu olmanın zevkini, herkes, hiç olmazsa hayatında bir defa, tatma zevkini denemelidir.
Avrupa’da, yalnız Fransa’da, General De Gaull’den beri, ikinci defadan beri demek istiyorum, Cumhurbaşkanları halk tarafından seçilmektedir. Henüz Fransa’da bütün insanların mutlu oldukları neticesine varılmış değildir.
Avrupalıları görmemezlikten gelip te, yalnız Fransa’yı ve ABD’ni taklit etmek nereden aklınıza geliyor ve bunu niçin dayatma şekline sokuyorsunuz? Bizim şimdiye kadar bir şikayetimiz olmadı. Neden anlaşma yolunu terkedip te, nasıl olacağını bilmediğimiz, nasıl bir netice vereceği hakkında fikrimizin olmadığı bir yolu denemek istiyorsunuz?
Bizim, milletimize itimadımız ve inancımız hiç bir kimseden veya partiden, partininkinden eksik değildir.Bizim, sizin gibi, bu sistem hakkında hiç bir fikrimiz yoktur. İşler kötüye gider de demiyoruz. Bilgi sahibi olmayınca, işlerin kötüye gideceğini nasıl bileceğiz? Veya, işlerin iyiye gideceğini siz nereden biliyorsunuz? AKP, henüz kongresini bile yapmadan iktidar olmuş bir partidir. İnsanların ekserisinin yetişme yolu da imam okullarıdır. Bu bilgisizlikle, bu rahat hareket etme hislerini nasıl duyabiliyorsunuz? Sorumluluk duysanız, böyle büyük karar alırken, bu kadar rahat olabilir misiniz? Cesaretinizin hudutsuz olmasının sebepleri açık seçik ortada bulunuyor da, sizden bunları kavrayan niçin ortaya çıkıp seslenmiyor?
|