|
Palabıyık adıyla onur duyan balıkçının melodili cep telefonu çaldı. Söz aldı:
-Buyurun efendim. Balık mı istiyorsunuz? Dedi.
Karşıdaki kişi:
-Efendim, yaralı bir martı yavrusu buldum. Telefonunuzu onun bacağına bağlanan halkadan öğrendim. Ben şu anda, Anadolu’ya geçişteki ilk petrol istasyonundayım. Onun için sizi rahatsız ettim, dedi.
Balıkçı Palabıyık, hemen söylenilen yere ulaştı. Yaralı martı yavrusunu avucu içine aldı. Martının kanadının birisinin yaralandığını gördü. Martıyı göğsüne bastırdı. Petrol istasyonuna girdi. İlk yardım dolabından aldığı maddelerle martının yarasını temizledi, sardı sarmaladı. Martı yavrusu balıkçı Palabıyık’ın gözlerine içtenlikle baktı. Bir takım sesler çıkardı. Palabıyık bu sesleri şöyle yorumladı. Kamyoncuya şöyle söyledi:
-Siz beni en iyi anlayan insansınız. Daima sizin teknenizde oldum. Onun üzerinde uçtum. Siz kayıkta iki gün hasta yatınca, kuş kafalılığım tuttu. Anadolu’ya balıkçı kasaları götüren bir kamyonun üzerine kondum. Karnımda doymuştu. Kasalar üzerinde sevinçten yuvarlanmaya başladım. Kendimi yaralanmış olarak yerde buldum. Dostluğumuzu anımsadım. Bir kamyon durdu. Beni aldı. Ayağımdaki halkaya baktı, size telefon etti.
Ne olur beni bağışlayın. Bir daha kuş kafalılık yapmayacağım, diyor dedi. Palabıyık, martı yavursunu bırakmadı! Dostluğunu sürdürmeyi bildi.
|