Anasayfa arrow YAZARLAR arrow A.MÜMTAZ İDİL arrow İŞİN KOLAYINI BULDUM
 
İŞİN KOLAYINI BULDUM Yazdır E-posta
03 07 2007
Eskiden misafirlerim geldiği zaman, kendilerine anlatacak konuları seçmekte zorluk çekerdim. Hangi konuyu seçmeliyim ki, misafir konuşmama müdahele etmeden dinlesin. Tıp konularını dinleyenlere ve zevk alanlara hemen hiç rastlamamışımdır. Edebi konulara da benim aşinalığım azdır. İşte görüyorsunuz ki, bir konu bulacaksınız ki misafirleriniz zevkle dinlesinler; ama, bildikleri bir konu da olmasın. Herkesin bildiği konu üzerinde konuşursanız, bazan bazan müdahele olduğu gibi, yanlış söylediğiniz noktalara bile işaret edenlere rastlıyorsunuz.
Şimdi keşfettiğim bir noktayı size anlatmak istiyorum. İkinci Cihan Savaşından bahsettiğim zaman, konuşmama artık pek te karışanlara rastlamıyorum. İkinci Dünya Savaşı’nı bilenlerin çoğu öldüler. En azından benim tanıdıklarımın çoğu ölmüştür. Bana misafir gelenlerin hiç biri, bu savaşın mahiyetini bilecek kadar yaşlı değiller. O zaman, benim anlattıklarımı zevkle dinliyorlar. Ben de, bu anlattıklarımı kitaplardan okuyarak öğrenmiş değilim. İkinci Cihan Savaşının bütün facialarını bizzat yaşamış bir insanım. Bu konular ve yaşantılar içime işlemiş olacak ki, fırsat bolunca ben de anlatmaktan kendimi alamıyorum.
Mesela, tam altı yıl İstanbul’da sokak lambalarının yanmadığını ve pencerelerden ışık sızdırılmasının da yasak olduğunu söylediğim zaman, dinleyenlerimin göz bebekleri genişliyor. Altı yıl, İstanbul gibi bir şehir nasıl karanlıkta yaşıyabilir. Halbuki biz bu durumu yaşadık.
Savaşın son iki senesinde ben evli bulunuyordum. Fatih’te bir daire kiralamıştık. Akşamları patolojik anatomi çalışmalarını Morfoloji Enstitüsünde yapar, ibrahim ağanın da bir iki kuruş bahşişini eline tutuşturduktan sonra, saat gece yarısını geçe, Beyazıt’dan Fatih Zülali Çeşme Sokağına kadar yürürdüm. Bazan arkadaşsız bile bu işi yapardım. Sadece ben değil ki, bütün arkadaşlarımız bu çalışmaları yapardı. Gece, kaldırım çukuruna ayağı takılıp incinenler, hatta yaralananlar bile olurdu. Bunları bilmeyen insanlar için anlatılması ilgi çekici olmaz olur mu?
İlgi çeken bir nokta da, o zaman çektiğimiz yiyecek sıkıntısıdır. Şekere hasret çekiyorduk. Çayı kuru üzümle içmeye alışmıştık ama, kuru üzümün de karaborsa satıldığını anlattığım zaman, yine dinleyicilerimin ilgisi artıyor. Kuru üzüm karaborsaya çıkar mı? Sorusu bile fazla; kuru üzüm karaborsaya çıkmıştır ve ben, daha bir çokları, çayı içebilmek için, kuru üzümü karaborsadan almışızdır.
Biz savaşa girmedik. Evlerimiz, barajlarımız, yollarımız tahrip olmadı. Savaş sonu bol ekmeğe kavuştuğumuz zaman da, yine Allah’a şükretmeye devam ettik. Millet her şeyi unuttu. Unuttu unutmasına da, şekerin beş liraya satılmış olmasını unutmadı da, affetmedi de. İsmet Paşa’yı iktidardan uzaklaştıran bu şeker fiyatı oldu dersem, büyük bir hata işlemiş sayılmam. Bursa’da da, beş yaşında bir çocuğu süsleyip İsmet Paşa’ya çiçek sundurarak, bu şeker meselesi kendisine hatırlatılmıştır. Koca İsmet Paşa, bu çocuk karşısında aciz kalmış ve ağlamıştır.
Ben, bu olayları tarih anlatır gibi misafirlerime anlatıyorum. Onlar da, beni kıymetli şeyler anlatıyormuşum gibi dinliyorlar. Bana, çok şey bildiğimi bile söyleyenlerim oluyor. Benim anlattıklarım da, hep karanlık ve açlık üzerine olmuyor. Yaşanılmış bazı güzel ve ilgi çekici meseleler de aklıma geliyor. Hatta, bunlardan bir kısmı basına bile intikal etmiş değildir. Basın değil, hatıratlara bile girmemiş şeyler aklıma gelebiliyor. Bunları ilgi ile izleyenlerim de çoktur.
Artık isim fazlaca kullanılmıyor ama, Mazhar Osman ismi, hala anlamı olan bir isimdir. İşte, bizim Mazhar Osman hocamızın oğlu ile hem sınıf ve hem de grup arkadaşı idim. Onun bizim üzerimizde ilgisi çok olmuştur. Anadolu utangaçlığından kendimizi kurtaramadığımız için, Mazhar Osman hocanın evine yapılan davetleri kabul edemedik. Davetleri kabul etsek, gördüklerimizi, duyduklarımızı ve hatta yeyip içtiklerimizi kıymetlendirmiş olsak, bu gün pek ilgi çeken tesbitlerimiz olurdu. Bunları kitaplaştırıp para bile kazanabilirdik. Yapmadım, başkaları da yapmadı. Anadolu kabuğunu yırtıp ta dışarı çıkmak öyle düşünüldüğü gibi kolay olmuyor. Bizim yapamadıklarımızı bu günün Anadolu insanı da yapar durumda değil. Ne yapalım, hem şikayet eder ve hem de yine Anadolu insanı kalmayı ben şahsen tercih ederim...
 
< Önceki   Sonraki >
 

SİTE İÇİ ARAMA

 
 

ÜYE GİRİŞ / ÇIKIŞ






Kayıp Parola?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol

 

Gazete Oku

Son Eklenen 5 İlan

İŞ ARIYORUM
İş Arayanlar (21.08.2008)
SATILIK BAĞ
Satmak Istiyorum (21.08.2008)
SATILIK MERCEDES
Satmak Istiyorum (20.08.2008)
ORMAN ENDÜSTRİ MÜHENDİSİ
İş Arayanlar (18.08.2008)

 
= Fotoğraf Var

SİTE ZİYARETÇİLERİMİZ

Şuanda 5 misafir bağlı

SİTE SAYFA SAYACI


Başlangıç 01.01.2007

RSS / XML

   Basın ve Yayın   Free Page Rank Tool

             

Ip Adresiniz: 38.103.63.61