|
Sandık başına gitmek için, önümüzde kalan zaman parçası bir aydan daha azdır. Kısa zaman sonra, kendimizi sandık başında bulacağız. Oy verme hakkı olanlarımızın hepsi, hem de temiz elbiselerimizi giyerek, çok sıcak değilse, kravatlarını da takarak, sandık başında hazır olmalıdırlar.
Seçimler, milli iradenin güven tazeleme vasıtalarıdır. Demokratik rejimlerin ötekilerden farkı da budur. İngiltere Kraliçesi’nin güven tazelemeye hakkı yoktur, ihtiyacı da... Eskiden, bizim Osmanlı padişahının da böyle bir ihtiyacı ve hakkı yoktu. Siz, milli iradeyi ortaya getirince, bu sisteme ayak uydurmak zorunda olacaksınızdır. Dünyanın her ülkesinde de, böyle oluyor. Hemen bütün ülkelerde, güven tazeleme 4 yılda bir yapılıyor. Bizde de bu yol kullanılıp gelmiştir. 1980’den beri kanunlarımızda, seçimler beş senede bir yapılır kaydı vardır da, yine de iktidarlarımız eski alışkanlıklarımızı ve Dünyaya uyumluluğumuzu bozmak istememişler ve 4 sene bitiminde seçime gitmişlerdir.
Bizim AKP iktidarı bu alışkanlığımızı bozmuştur. Kanundaki maddeyi öne sürmüş, dayatmasını da buna yaslamıştır. Allahtandır ki, Cumhurbaşkanı seçimindeki başarısızlığından dolayı hesaplar ters dönmüş ve AKP iktidarı daha büyük bozmalar yapmaya muktedir olmadan seçime gitme zorunluluğu ortaya gelmiştir.
İşte, bu, önümüzdeki seçimler için, her sorumlu bazı emirler vermektedir. Sorumlular, emirlerindeki insanlara kanunlar içinde hareket etmelerini tavsiye etmiyorlar, kanunlar içinde kalmaları için emirler veriyorlar. Emirler, tavsiye veya nasihatlar demek değildirler. Emirlere uymayanlara ceza yaptırımları kanunlarımızda vardır. Şimdiye kadar bu savsaklamalar görmemezlikten gelinerek geçiştirilmiş iseler, bundan sonra da böyle hareket edileceği sanılmamalıdır.
Sayın Diyanet İşleri Başkanımız bu görevi pek açık ve seçik yapanlardandır. İbadethanelerde görevli olanların, tarafsız kalmaları gerektiğini tamimle bildirmiştir. Yalnız görev yapmalarını istemiş ve ima yoluyla dahi olsa, her hangi bir partiyi tutan hareketlerden kaçınmalarını söylemiştir.
Bütün demokratik ülkelerde, ibadethanelerin, okulların ve kışlaların kapılarından siyasetin içeri girmesine izin verilmez. Buraların temsilcileri de, siyasetin kendi kapılarından içeri girmemesine dikkat gösterirler. Bütün demokratik ülkelerde bu prensip benimsenmiştir. Kurumların yöneticileri ve çalışanları da namuslu insanlardır ve aldıkları talimata uyum sağlarlar.
Biz, din görevlilerimizin, başka dinlerin görevlilerinden daha az duygulu ve daha az namuslu olduklarını görmek istemiyoruz. Bu kurumlar millete aittirler. Bu kurumlar bozulursa, bu rejimin esasları da bozulmuş olur. Eğer bu söylenenlere bizim sorumlularımız inanıyorlarsa, Diyanet İşleri Başkanımızın verdiği emre uymalıdırlar. Saygılı da olmalıdırlar. Bazı zamanlar, kıssadan hisse kapılmalıdır. İnsanın bütün aklına gelenleri bir yazı içinde sıralamasına imkan bulunmaz ki!
Görevlilerin, ayrıca ters bir gayretin içine girmelerine sebep te yoktur. Bugün Türkiye’deki din adamları, tıpkı Hıristiyanlardaki din adamları gibi bir sınıf oluşturur duruma gelmişlerdir. Aslında, biz, parasız olması gereken din hizmetlerinin böyle devam etmesini de istiyor değiliz. Dünyada şartlar değişmiştir. Din görevlilerine insanca geçinebilecekleri bir paranın verilmesini tasvip ediyoruz.
Yazdıklarımızdan anlaşılıyor ki, din adamlarımızın maaşları vergilerimizden veriliyor. Din adamlarımızın hizmet ettikleri zihniyetin adamları yalnız vergi veriyor da değil. Hatta biz, hangi partiye oy kullandıklarına da karışmayı asla düşünmedik ve düşünmeyeceğiz de. Bunları biz kabul edince, din görevlilerimizin de akıl içinde olmalarını istemek hakkımız doğuyor. Bu akıl sorununu da, en açık şekilde sayın Başkan ifade etmişlerdir. Başkanın emrini tutacak din görevlileri, sözcüğün tam anlamı içinde olacaklardır. Eğer kendilerini vatandaşlarımızdan kontrol edenlere rastlarlarsa, buna da kızmamalıdırlar. Tarafsızlık kendileri için görevdir. Biz böyle görüyoruz. Sayın Diyanet İşleri Başkanı da böyle düşünmüştür.
|