|
2 Haziran 2007 tarihli Çorum Haber gazetesinde Çorum Belediye Başkanı sayın Turan Atlamaz, “730 yıl önce Türkçe’yi resmi dil olarak kabul eden Karamanoğlu Mehmet Bey bu girişimiyle Türkçe’nin gelişerek günümüze ulaşmasını sağlayan süreci başlatmıştır. Toplumların tarih boyunca ürettikleri, kültürlerini oluşturan tüm değerler dil aracılığıyla biçimlenir, yaşatılır ve geleceğe aktarılır. Dil bir topluluğu millet yapan en temel unsurlardan birisidir. Milli kültürün ve kimliğin ayrılmaz bir parçası olan dil bu yönüyle toplumsal yapıyı güçlendirmekte, gelişmenin süreklilik kazanmasında belirleyici rol oynamaktadır.
Aynı toplumda yaşayan insanlar arasında, bir iletişim aracı olarak duygu, düşünce ve inanç birliği sağlayan dilin geçmişle gelecek arasında köprü görevi üstlenen ortak bir bağ olduğunu vurgulayarak, her yerde Türkçe kullanmalıyız. Bundan böyle Çorum Belediyesi olarak Türkçe dil kullanımını özendirmek amacıyla yeni açılacak işyerleri adlarının Türkçe olması sağlanacak ve bu konuda yapılacak her türlü çalışmalara gerekli destek verilecektir.” diyordu. Bugüne kadar Çorum Haber gazetesinde okuduğum en güzel haber budur. Sağolasınız sevgili Başkan Turan Atlamaz ve Çorum Belediye meclisinin saygıdeğer üyeleri. Türkçe’nin böylesine yozlaştırıldığı ve yabancı sözcüklerle kirletildiği bir dönemde Karamanoğlu Mehmet gibi bir ilke imza attınız. Sizleri alkışlıyorum.
Sıra, her şeye boş vererek, sömürge insanları gibi konuşan, giyinen ve davranan insanlarımızın bir an evvel dildeki yozlaşmaya yaptıkları katkılardan vazgeçmelerine geldi. Öncelikle, konuşma dillerinden yabancı sözcükleri çıkarsınlar. Telefonlarda “bye, bye” yerine “hoşcakal” diyerek, veda etsinler sevdiklerine. Yerel medya, basın ve radyolarda çalışan insanlar Türkçe kullanmaya özen göstersinler. İnsanlarımız yabancı sözcük kullanarak aydın olduklarını kanıtlamaya kalkmasınlar.
Türkçe’yi kirleten işyerleri dışında, yabancı sözcükler içeren giysileri giymekte sakınca görmeyen gençlerimizi de eğitmek gerekiyor. Genci yaşlısı herkes, mutlaka yabancı, garip ve uçuk sözcükler içeren giysilerle dolaşıyorlar.
Burada tekstilci işverenlere büyük bir görev düşüyor. Yabacı sözcükler içeren giysiler yanında birkaç tane de “Çorum, Osmancık, Antalya, Mevlana, Atatürk, Fatih, İstanbul, Ankara, Osmanlı, Selçuklu, Çağrı, Tuğrul, Alpaslan, Göktürk, Hunlar, Uygurlar gibi Türkçe isimler yazan giysiler yapsalar, kıyamet mi kopar?
İstanbul’un Bağdat caddesinde gezerken kendinizi sömürge bir ülkenin caddesinde gibi hissedersiniz. Türkçe isimli bir işyeri nadir görürsünüz. Özellikle, genç kızlarımızın kulaklarında telefon, plaj kıyafetleriyle caddede aygın, baygın dolaşmaları insanın içini sızlatıyor. Belden sonra göğüsler de alabildiğine açıldı. İlkokul çocukları bile yakalarını açmaya başladı. Sonu neye varacak bu yozlaşmanın çok merak ediyorum.
Toplumun aynası televizyonlarda aşk, meşk, magazin, dedikodu, bazı mankenlerimizin düzeyli beraberlikleri (benim bu tür beraberliği kafam bir türlü almıyor. Anadolu’da düzeyli beraberlik diye bir kavram var mı ?. Başka bir şey diyorlar o tür yaşayanlara) ve aptal dizilerden geçilmiyor.
Fazla söze hacet var mı ?
Türkçe aşığı bir eğitimci olarak Çorum Belediye’sinin Türkçe fermanından duyduğum mutluluğu aşağıdaki rubaimle dile getirmek istedim.
Türkçe konuşur, Türkçe yazar, Türkçe severim,
Türkçe özümdür benim, Türkçe, Türk’ü söylerim,
Türkçe’mi yozlaştıran Türkçe düşmanlarına,
Aman vermez, tavır koyar, dünyayı dar ederim…
(Mehmet Özata)
|