|
Hayat şartları zorlaştıkça insanımız da geçinmek adına yeni sektörler oluşturmakta.
Son yılların en güncel, en kolay para kazanan sektörü ise DİLENCİLİK. Gittikçe artan sayıları artık rahatsız etmeye başlayan görüntüleri ile bu sektörde çalışanları her yerde görmek mümkün artık.
Hatırlayalım…
Fitre, zekat veya herhangi bir isim altında yardım yapacağımız zaman inceler ve karşımızdakini rencide etmeden kendisine verirdik.
Şimdi böyle bir hassasiyet kaldı mı?
Etraf bu yardım isteyenlerle dolup taştı.
Türlü bahaneler, her çeşit yalan söyleyenler avuçlarını açıyor karşımızda.
Saat, zaman, mekan, utanma, kaçma hiç fark etmiyor onlar için.
Çok sık taktik değiştirerek iş hacmini de geliştiriyorlar.
Son zamanlarda her dilenci kucağında, kolunda bir küçük bebekle dolaşıyor. Arabada olmanız, yürümeniz onlar için fark etmiyor. Trafiği bile tehlikeye sokacak kadar gözü dönmüş, ar damarları çatlamış bu insanların taleplerine cevap vermezsek onlar da bu işi bırakırlar.
Bebekleri de iyi eğitildiklerinden mi yoksa uyku ilacı verdiklerinden mi bilinmez, boyunları bükülmüş, gözleri kapalı taş gibi duruyorlar.
Kucaklarında bebekleri ile arabaların arasından koşup ellerini açarak yardım istiyorlar.
Hele bir deneyin bakalım;
“Ayıp değil mi? Bu çocuğa yazık değil mi? Bu soğukta ona işkence çektiriyorsun. Sapasağlam insansın, çalışsana” demeyi.
Ya hiç duymadığınız kelimeler gelir kulağınıza,
Ya da arabanızın camına okkalı bir tükürük,
Yada kuvvetlice bir tekme kapıya.
Kimin gerçekten yardıma muhtaç olup olmadığını tespit etmek de güçleşti.
Eskiden cami avlusunda dilenenler artık evlere, iş yerlerine, kurumlara kadar girerek dilenmeye başladılar.
Son günlerde hepiniz mutlaka görmüş, şahit olmuş, birebir yaşamışsınızdır. Sokaklara, ana caddelere yayılmışlar, kimisinin kendisi, bazılarının çocukları, anaları, babaları amansız bir hastalığa tutulmuştur mutlaka.
“Allah rızası için, çoluğunuz çocuğunuzun başı için bir yardım” diyerek başlıyorlar konuşmaya…
Kutsal kelimeleri istismar ederek, duygu sömürüsü yaparak her gün değişik güzergahlarda karşımıza çıkıyorlar.
Bu dilenmeyi artık bir yaşam biçimi olarak seçenlere bakıyorsunuz tamamı turp gibi ve sağlıklı insanlar. Hani derler ya, “Taşı sıksa suyunu çıkarır” cinsten.
Hele bazılarını üstü başı gayet iyi, temiz, kurdukları cümleler ise tam bir profesyonel işi. Geçen bir arkadaşımı iş yerinde ziyarete gittiğimde içeri iyi giyimli bir genç girdi. Cebinden daktiloda yazılmış, naylon poşet içine konmuş ama imzasız ve mühürsüz bir kağıt çıkarttı Üstünde, kanser olduğu ve tedavi gördüğü yazılı kağıdı bize okudu. Arkadaşım, yetkili olmadığı için yardım yapamayacağını söyledi. Sessiz sedasız ve bir hasta yürüyüşü ile gelen genç, koşar adımlarla yanımızdan ayrıldı. O ayrılır ayrılmaz da yan masada oturan eleman bağırmaya başladı. “ Telefonum, cep telefonum yok!”
Kimi nerede nasıl bulacaksın ki?
Ara da bul…
Verdikleri görüntü ise pis ve iğrenç. Çevre kirliliği için de utanç verici.
Polis mi zabıta mı kim ilgilenecek ise artık bu görüntü ile mücadele bir an önce hızlandırmalı.
Bu ucube görüntüler, verdikleri zararlar arap saçına dönmeden kalıcı ve akılcı tedbirlerle çözülmelidir.
İstendikten sonra hiçbir şey imkansız ve çözümsüz değildir.
Her Gününüz Güzel Olsun.
|