Anasayfa arrow YAZARLAR arrow A.MÜMTAZ İDİL arrow ZİHNİYETLER DEĞİŞİR DE
ZİHNİYETLER DEĞİŞİR DE Yazdır E-posta
21 06 2007
Hiç şüphe etmiyoruz ki, zaman içinde zihniyetler değişecektir. Ancak, bir zihniyetin değişmesi için, nesillerin değişmiş olması gerekir. İkide bir zihniyet değişikliğini insanlar kabul ederlerse, bunlara, bu gün olduğu gibi, reformcular denmez, bunlara dense dense dönekler denir. Dönek, iyi bir Türkçe sözcüktür. Hem de öztürkçe bir sözcüktür.
Siz Selahattin beyi tanımazsınız. Selahattin beyin soyadı yoktu. Yani, ben Selahattin tarih hocamızı tanıdığımda, daha soyadı kanunu çıkmamıştı. Onun için, o zamanlar, tam bir kargaşa yaşıyorduk. İnsanlar babalarının adı ile veya lakaplarıyla anılırdı. Mesela, bir köydeki Süleymanları birbirinden ayırmak için, “Kel Süleyman”, “Kör Süleyman” gibi lakaplar kullanılırdı. Bunlara öyle alışılmıştı ki, bu küçültücü lakapları, Süleymanların kendileri bile kullanırlardı. Kimsenin bundan rahatsızlık duyduğunu da işitmedik idi. İşte Selahattin hocamız da bunlara arasında bulunuyordu. Bunu bile bir millete benimsetmek, her aklın kabul edeceği bir şey değildir.
İşte Selahattin bey hocamız, bize, bir derste, “Vagon Lit” olayını anlatmıştı. Üniversite öğrencileri Karaköy’ü doldurmuşlar ve orada bulunan Vagon Lig şirketi protesto edilmişti. Bunları yapanlar, birer vatansever kabul ediliyordu. Hocamız da bunlardandı. Bizlerden de özenenler çoktu.
İşte, Vagon Lit olayından sonra, Tünel başta olmak üzere, yabancıların elinde bulunan kurumlar, birer birer, millileştirildi. Her kurum millileştirildikçe, bir bayram havası yaşardık. Pek çok yabancı çiftlikleri de bunlar arasında bulunuyordu. Lozan’da da kapitülasyonlar kaldırılmış olduğundan, kimseden itiraz sesi gelmiyordu. Hemen bütün kurumlar bir cins Türkleştirildi ve artık kendi vatanımızın ve yönetimimizin sahibi olmuş bulunuyorduk.
Bizde öyle nesil nesil değişmedi. 1950’de yönetim değişti. Tek partiden çok partili yönetime, demokrasiye geçildi. İşte böylece, yabancı hayranlığı da yeniden başladı. O günden itibaren, “küçük Amerika” fikri benliğimize işledi. Avrupa’yı unutmuş olmasak bile, ilişkilerimizi yavaşlatıp, Amerikan hayranlığı içinde kendimizi sürüklemiştik. Bu günkü Amerikan isteksizliği gibi, o zaman da Amerikan sevgisi bir cins “İdol”ümüz olmuştu. Bu sevgiyi duymayanlara ihanet kelimesi bile yakıştırılıyordu.
Şimdi, bu günlerde, bilhassa AKP iktidarı zamanında, satma sevdası içine tam olarak sürüklenmiş bulunuyoruz. Satmak bir meziyetimiz oldu. Ne varsa satmak, bir milletin gayesi oldu bile denebilir. Satacaksınız, elde edilen paralarla, siz daha büyük kurumları ortaya getireceksiniz. Bu edebiyatı ben uzun yıllar dinleyenlerdenim. Hem de, Devletin en yüksek makamlarını işgal edenlerden dinleyip geldim. Ben, asla bu safsatalara inanmadım. Ben inanmadım ama, milletin ekserisi inandı. Bu gün, ülkenin bütün kurumları, İktisadi Devlet teşekkülleri başta olmak üzere, bütün kurumları satıldı. Bankaların satışı da tamamlanmak üzere.
Son olara, TV ekranlarından, “Oyak Bank” ın bir yabancıya, iyi bir paraya satılmış olduğunu öğreniyoruz. Oyak Bank’ın ekonomik bir buhrandan dolayı satılmış olacağına inanmak mümkün değil. Bizden askerlikte kesilen bazı paraların da, küçük miktarda da olsa, oraya karışmış olduğunu bildiğimiz için, bu kurumu uzaktan da olsa kendimize yakın hissediyorduk. Galiba bu düşüncede de yanılmış olduğumuzu görmüş oluyoruz.
Bu yabancı hayranlığı, bu satış tutkusu demokrasinin veya serbest ekonominin gereği sayılamaz. Bizden çok öncelerden beri demokrasi ile yönetilen ülkelerin hiç birinde bu yöntem oluyor değil. Hatta, bu ülkelere biz satış yapıyoruz. Bu ülkelerden bir kısmı, yabancılara satılmaması gereken bazı konularda, mesela toprak veya mesken konusunda kanunlar bile çıkarıyorlar. Bunlarda rejim demokratik olduğu gibi, ticarette tamamen serbesttir. Buna rağmen, bazı konularda, ülkelerinin çıkarları öne sürülerek, yabancı satışlarından kaçınıyorlar. Biz bunun tam tersini yaşıyor ve ayrıca da müdafaasını yapıyoruz. Bu bir ters görüştür. Bunun hiç bir ekonomi kitabında yeri yoktur.
Eski yazılarımızda, ben sizlere Avrupa’nın içinde bulunduğu açlık ve perişanlığı anlatmışımdır. Bu gün Avrupa kalkınmıştır. Başlangıçta sadece Amerika yabancılardan kurum satın alırken veya, hiç olmazsa ortak olurken, bu gün Avrupa’da alıyor veya ortak oluyor. Şu anlaşılıyor ki, zenginler alıyor, ortak oluyor, zenginleşiyor. Halbuki satanlar daha da fakirleşiyor. Satıştan edinilen para ile alınan borçların faizleri ödeniyor. Bunun ilim ve akıl neresindedir?
 
< Önceki   Sonraki >
 

SİTE İÇİ ARAMA

 
 

ÜYE GİRİŞ / ÇIKIŞ






Kayıp Parola?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol

 

Gazete Oku

Son Eklenen 5 İlan

ELEMAN
İş Verenler (28.08.2008)
RADYO FREKANSI
Satmak Istiyorum (28.08.2008)
BAYAN AŞÇI
İş Verenler (28.08.2008)
SATILIK DAİRE
Satmak Istiyorum (27.08.2008)

 
= Fotoğraf Var

SİTE ZİYARETÇİLERİMİZ

Şuanda 33 misafir bağlı

SİTE SAYFA SAYACI


Başlangıç 01.01.2007

RSS / XML

   Basın ve Yayın   Free Page Rank Tool

             

Ip Adresiniz: 38.103.63.61