|
13 Haziran tarihli Çorum Haber gazetemizi okurken, pek uzun iki yazı gözüme ilişti. Aynı sayfanın sağ tarafını, üç sütun halinde sayın Dr. Fatih Tuncel, sol tarafını da yine üç sütun halinde sayın Müftümüz Dursun Kaplan işgal etmişler. Bu işgal sözcüğü yakışık almış değil ama, bir kere tuşlara dokunmuş oldum. Yoksa, acele yazmamış olsam, daha yakışık alacak bir sözcük bulabilirdim.
Önce meslektaşımın uzun yazısını, sonra da Müftümüzün uzun yazısını okudum. “Bu yaşta nasıl okuyabildin?” gibi bir tereddüte düşmeyesiniz. Yaşım da, başım da iyidir. Bu günlerde de, işim yalnız okumaktır. Yazı hoşuma giden cinsten ise, yazı biince yoruluyor değilim; tam aksi, kafam dinleniyor. Daha okumak için iştahım da artıyor.
Sayın meslektaşım, Amasya’yı sevmişler. Ben de Amasya’ya sıkca gitmişimdir. Amasya, tarihimizin parçalarını kendisinde saklar. Şehzadelerin hazırlandığı illerimizdendir. Üzülerek söyleyim ki, bizim Çorum’dan ayrıcalıkları vardır. Önce sürgün yeri değildir. Sonra Amasya’da kadınlar toplumun içine girmişlerdir. Eski belediye başkanlarımızdan Kemal Demirer, birlikte gittiğimiz Amasya’da Çorum’u methederken, bir cümle ile onun önünü kesmiştim. Yemekten sonra çay içtiğimiz bahçede kadın –erkek insanların ve çocukların hoş olan görüntülerini gösterip, “Şu anzara Çorum’da var mı?” dediğimde, çok üzgün olarak “yok” demişti. Bir şehrin büyüklüğü ve nüfusunun çokluğu, onun gelişmişliğinin işareti olamaz. Vichy, 15 bin nüfuslu idi de, yıllarca Fransa’ya ve Petain’e baş şehirlik yapmıştı.
Bizde, sayın Dr. Fatih Tuncel’e yediklerini, içtiklerini, hoş sohbetlerini bırakıp, bize getirdiği iyi düşüncenin üzerinde durmak istiyoruz. Koca Çorum, bir konservatuvara sahip değil.
Çok önceleri, Ankara’da iyi bir tiyatro binası yokken de, Türkiye’de az rastlanan bir tiyatro binasını Çorum halkı yaptırmış olduğu halde, hala Çorum yerleşik bir tiyatroya sahip olamamıştır. Van’ı görmüş olanlar, Van’daki yapılanları görünce, hayretlerini saklıyamıyacaklardır. Bunlar bu memleketin parasıyla yapılmışlardır. Bu paraları temin edenler de, Van’dan Ankara’ya seçilip gönderilenlerdir. Devletin bir ihtiyaç planı olmayınca, bal tası tutanlar parmaklarını yalama hakkını kendilerinde bulmaktadırlar.
Bu hatırlatması için, ben de sayın Dr. Tuncel meslektaşıma teşekkürler ederim. Daha öncelerden de, aynı işi düşünenler olduğu kendisine bildirmek isterim. O zat da bir doktordur. Hani, diyorlar ya, Tıbbiyeden her şey çıkar; hatta bazan doktor bile çıkar”. Bu sözde bir doğruluk payı olmalıdır. Bu bahsettiğim meslektaşımız da Dr. Rifat Patır’dır.
Dr. Rifat Patır arkadaşımız da, musikiye aşinadır. Konserleri takip ettiğini biliyorum. Zaman zaman yazılarını da okurum. İşte bu yazılarından birini, Çorum konservatuarı için ayırmıştı. Yalnız, teklifi hoş karşılanmadı idi. Sayın Patır, çok büyük bulduğu, herkesin de çok büyük bulduğu Vali evini, konservatuvar için teklif etmişti.
Biz, Devleti tanıyan insanlar ve hekimler olarak, Valilerimizden bir güzel evi esirgeyecek değilizdir. Dışarda gördüklerimiz de bizi teyid eder mahiyettedirler. Her ülkede Vali evleri, makamın anlamına yakışır şekilde muhteşemdir. Ama, abes sayılacak kadar da büyük değildirler. Dedik ki, büyüklük ve genişlik; incelik, güzellik işareti olamaz. Hani “zarif” sözcüğümüz var ya, o sözcük, bütün düşüncelerimizi izah eder.
İşi edebiyata dökmenin anlamı da yoktur. Teklifinizi şükranla karşılıyorum. Sanıyorum ki, Dr. Rifat Patır da benim duygularıma katılır. Bu duygulara asıl katılmaları gereken ise, başta Belediye Başkanı ve Belediye Meclis üyeleridir.
İşe başlamak demek, yarı yarıya başarıya ulaşmak demektir. Ben, bir gün yerleşik tiyatro göreceğimi düşünüyorum. Belediye Başkanımız ve Belediye Meclis üyelerimiz, ellerinde olan fırsatı, bir konservatuvar binasının yapılması için kullanırlarsa, ilerde, zevki ince Çorumlu insanlarımız kendilerine şükran borçlu olurlar. Buraya ayrılan paranın eksilteceği hizmeti, bizim Çorumlular kabullenirler. Umarım ki sayın doktorun teklifi bir hayırlı işe vesile olmuş olur.
|