|
Kahvenin bile eski tadı kalmadığına göre “Hatırı da hiç kalmamıştır” diye düşünmek yanlış olmaz herhalde…
Hele de yapılan iyilikler sonrasında hatır gönül aramak çooktaaan bittiğine göre kahvenin eski tadını kıvamını inatla hala aramak da bizim gibi hatır- gönül arayanların işi olsa gerek!..
Gönlü eskide kendisi günümüzde yaşayıp hala kahvenin eski tadını arayanların tarifi ise sadece hikayelerde kalmıştır bilirsiniz…
Ama hepimizin anlatacak bir hikayesi vardır sevgili dostumuz iyilik üzerine…
Hele de son günlerde ortalığın seyran yeri gibi olduğu bu ortamda anlatacak o kadar çok şey var ki!
Eskinin hatır gönül üzerine kurulu dostluklarının bir şekilde bitirilip, bütün ilişkilerin “tamamen duygusal ekonomi” üzerine kurulduğu günümüzde ve 1980 ihtilali sonrası iş başına gelen Turgut Özal iktidarı ile Alman usulü yaşama alıştırılması neticesinde, iki nesil arasında kalmış olanların yanından ayrılmaz oldu dostumuz iyilik!..
Fırsatı eline geçiren, geçmişte kendisine onlarca kere iyiliği dokunmuş olanların yaptıklarını görmezden gelip anında kafasına satırı çalabiliyor.
Ve arkasından “iş bilenin kılıç kullananın” diye çalım satıp gezebiliyor ortalıkta.
Ne uğruna?
Üç kuruşluk menfaat için!..
Bir zamanlar kendi kendine yeten ender ülkelerdeniz diye övünür, komşumuz aç yatarken soframızın dolu olmasını utanma sebebi sayardık.
Çok değil daha bir nesil önce “Mertliğin, yiğitliğin en büyüğü düşkün olana yardım etmektir” derken,
“Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı var” diye tüm dünya milletlerini kıskandıracak ölçüde bir birimize bağlıyken, bu gün üç otuz menfaate aldanıp dost dediğimiz insanların gırtlağına saldırıyoruz…
Oysa ki bizler, bulunduğumuz her ortamda garip gurebanın daha iyi bir yaşam sürmesi için bütün servetini paylaşan Şeyh Bedrettin’in, hiçbir kişisel menfaat gözetmeden Bolu beyine kafa tutan Köroğlu’nun torunları olmakla övünüyorduk…
Şimdi öyle mi ya!..
Nerde varsa, kıyıda köşede, işimize yarar yaramaz ama ne varsa hepsi bizim olmalı…
Dostluk,mostluk…
Hatır, gönül.
Arkadaşlık, yarenlik hak getire…
İlla ki kayda değer-değmez ne varsa hepsi bizim olmalı!..
Daha dün yedikleri içtikleri ayrı gitmeyen, hatta bir birbirlerinin evine çat kapı gidip gelen arkadaşlıkları yaşayan bizler değil miydik?
Sonra da o arkadaşlarımızdan yediğimiz kazıkları bile sineye çeken yine bizler değil miyiz? Aynı arkadaşlarımız durumlarını düzelttikten sonra bizi tanımamazlıktan gelmediler mi?
Veya yıllarca yanında çalıştığı, evine ekmek götürmesine vesile olan insanlara karşı YALANCI ŞAHİTLİK yapmaktan çekinmeyen ve bunu da “ne yapayım ağabey çok para verdiler” diye savunana ne demeli!..
BEN BÜTÜN BUNLARI ÇORUM KIZILAY BAŞKANLIĞI YAPTIĞIM DÖNEMLERDE yaşadığım için çok iyi biliyorum.
Öylelerine;
İnsan denemez elbette…
Ya da zor günler geçirdiğinde atıyla, arabasıyla, parasıyla en önemlisi dostluğu ve insanlığıyla yardımına koşan insana, sonra dirsek gösterene “o da bir insanın evladı” diyebilir misiniz!...
Doğru ya onlar için,
Zaman “duygusal ekonomi zamanı…”
İyilik, dostluk ahde- vefa Milattan Öncelerde kaldı…
Her Gününüz Güzel Olsun
|