|
Son günlerde “komplo teorisi” ya da “paranoya” sözcükleri dillere yapıştı.
Kim, kimin, düşüncesini ya da yazısını beğenmezse; o kişiyi anında “komplo teorileri üreten bir paranoyak” olmakla suçluyor.
İşin daha da ilginci, bu işi kraldan fazla, kralcılar yapıyor.
Örneğin siz de benim gibi; AKP hükümetinin gizli ajandasının olduğuna inanlardansanız ya da AKP iktidarının, ulusal eğitim politikalarıyla yazboz tahtası gibi oynamasından rahatsızsanız; bunu sıkça dillendiriyor, bu konudaki korku ve endişelerinizi her fırsatsa yazıyor ve söylüyorsanız; demokrasi yobazı bu kardeşlerimize göre, siz (de) komplo teorileri üreten bir paranoyaksınız.
Ve... Ve özde değil, sözde demokratsınız.
* * *
Atatürk’ün konuşma metinlerinin içerisinden, bazı tümcelerini cımbızla çekip, çıkarıp; konuşmalarının ya da yazılarının başına ya da satır aralarına sokuşturan bu tür muhteremlere sizler ne diyorsunuz bilmiyorum?
Ama ben onlara, “ Eğer siz demokratsanız, ben değilim” diyorum.
“Benim 85 yıllık kazanımlarımı, benim demokrasimi, benim bilimgüderliğimi, benim özgürlüğümü, benim özgür ve çağdaş eğitim ve hukuk sistemimi; senin, ‘demokrasinin gereğidir, dilediklerini yaparlar...’ dediğin bu zihniyet; içten içe, alttan alta oyuyor...” diyorum.
“Sen belki(!) ayırdında değilsin ama ben ayırdındayım. Görüyor ve seziyorum. 5 yaşındaki bebeleri bile türbanlayarak, onlara ilahiler söyletilmesini doğru bulmuyorum...” diyorum.
..........
Meclis Başkanının; “Laikliği yeniden tanımlamamız gerekir” söylemleri beni rahatsız ediyor.
Başbakanının, külhanbeyi üslubuyla, “Onların eline çelik çomak verdim. Onlar çelik çomak oynarken, biz dilediğimiz kişiyi Çankaya’ya oturturuz” söylemlerini itici ve iğrenç buluyorum.
Yüzde 34 (ki bana göre yüzde 25) oyla; ülkenin tüm sistemlerinin alaşağı edilmek istenmesi kanıma dokunuyor.
Çünkü bu kişilerin çok değil; bundan beş yıl önce açık açık, şimdilerde de kapalı kapılar ardında ne söylediklerini, beyinlerinin kıvrımlarının arasında neler dolaştırdıklarını çok iyi biliyorum.
“Tutturmuşlar bir ‘laiklik elden gidiyor, laiklik elden gidiyor...’ Millet istedikten sonra tabii gidecek yahu!” diyen ses, hâlâ kulaklarımda çınlıyor.
Bu hükümete Batı’dan ve Güney’den gelen desteklerin ne amaçla, nasıl ve niye geldiğini biliyorum.
Bu hükümetin nasıl kadrolaştığını, ne amaçla kadrolaştığını, kadrolaşırken aradığı ölçütleri biliyorum.
Bildiğim için de güvenmiyorum bunlara. Güvenmediğim için de rahat uyuyamıyorum. Çocuklarımın, torunlarımın geleceği için endişe ediyorum.
En aymaz, en gevşek bir anımızda, İranlaştırılacağımızdan korkuyorum.
Yazıma konu resimleri gördünüz mü?
O resimlerden ilki, 1975 İran Hükümetinin resmi. Çok değil, bundan 32 yıl önce çekilmiş bir resim.
Bundan 32 yıl öncesine kadar, İran halkı da özgür ve mutluydu. Demokrasi yeni yeni filizleniyor, yeşeriyordu. Hukuk vardı, adalet vardı. Özel yaşam vardı. İçten sevgiler, içten duygular da yaşanırdı o toplumda...
Şimdi İran Cumhurbaşkanı Ahmedinejad, 70 küsur yaşındaki ilkokul öğretmeninin elini öpemiyor. 70 yaşındaki (üstelik eli de eldivenli) kadının eli öpülmesi, olay oluyor. Erkek öğretmenler, çarşaflı kız öğrencilere paravan arkasından ders veriyor. Öz baba, öz kızına sarılamıyor. O hale gelmekten korkuyorum.
Bu ülke öyle kolay kurulmadı Bay Demokrasi Yobazları.
Bugünlere kolay gelinmedi.
“Darbe, muhtıra” mavallarıyla, hiç kimse gerçekleri çarpıtmasın.
Demokrasiyi koruma kollama görevi hepimizindir. “Hepimiz” kavramı içersinde, tüm Türkiye Cumhuriyeti yurttaşları kadar tüm anayasal kurumlar da vardır. O kurumların başında da Türk Silahlı Kuvvetleri gelir.
* * *
Yazılara fıkrayla başlamak ya da fıkrayla bitirmek de moda oldu; biz de uyalım.
İki öküz otluyormuş...
Biri demiş ki, “Bu insanlar var ya bu insanlar... Bunlar, bizi yedirip, içirip besliyorlar ama sonunda kesip salam, sosis, sucuk yapacaklarmış. Bizlere onun için böyle sevecen yaklaşıyor, onun için taze otlar sunuyor, onun için vitamin iğneleri yapıyorlarmış.”
Öteki öküz ters ters bakmış söylenmiş. “Önündeki yemi yemeye bak lan paranoyak öküz, bırak bu komplo teorilerini...”
|