|
Saklamaya artık bir sebep görmüyorum. Cumhuriyet mitinglerini izlerken, kadınların ve gençlerin çokluğunu görünce, Mustafa Kemal’in Bursa Nutku aklıma geliveriyor.
Eskiden, bu nutkun mevcut olmadığı, sonradan uydurulduğu söylenir ve Bursa nutkunun üzerine bir şal örtülmek istenirdi.
Daha sonraları, bu nutkun olduğu, bu nutkun meydanlarda söylenmediği, yalnız, Bursa Belediyesi’nin verdiği bir yemek ziyafetinde, yemekten sonra konuşulduğu ortaya çıkarıldı. Nutukta hazır bulunanlardan bir kısmı bu açıklamayı yaparak işin doğruluğunu ortaya koydular. Kısaca tekrar edilmek istenirse, bu nutuk bizzat Mustafa Kemal tarafından söylenmiştir.
Mustafa Kemal, yaptığı devrimlerin bir gün tehlikeye girebileceğini düşünmüştür. Cumhuriyetin ve Devrimlerin korunmasını da, ülkenin gençliğine bırakmıştır. Bu düşünce bir cins vasiyet olarak ta kabul edilebilir.
Mustafa Kemal’e göre, bir gün Cumhuriyet ve devriler tehlikeye girebilir. İç düşmanlar da, dış düşmanlarla birlik olabilirler. Memleket, Kurtuluş Savaşı’nda olduğu gibi, bütün imkanlardan yoksun duruma getirilmiş olabilir. Bütün bunlara insanlar da, sorumlular da kayıtsız kalabilirler.
İşte, bu şartlarda dahi, hiç bir şey düşünmeden, Türk gençliği, her türlü fedakarlığı göze alarak, Cumhuriyetin ve Devrimlerin kurtarılması için harekete geçecektir. Onun muhtaç olduğu kudret, damarlarındaki asil kanda bulunacaktır.
İşte Bursa nutku budur ve istenilen de ortadadır. Bunun anlaşılmayacak bir tarafı yoktur.
Cumhuriyet ve Devrimlerin tehlikede olduğunu, başta Cumhurbaşkanı olmak üzere, Ordu mensupları da dahil, bütün sorumlu kurumlar ve kurum başındakiler açıklamışlardır. Muhalefetin görüşü de bu tehlike istikametindedir.
Tehlikenin bir tarifini iktidar partisi de yapmış olmadığına göre, biz söylenenlere inanmak zorundayız. Hayır diyenler kadar, evet diyenlerin de akıl ve izanları vardır. İlla kafalarımızın tehlikeye konmasının beklenmesi de beklenemez!
Cumhuriyet mitinglerine bakınca, milletin gençliği ve kadınları, en önde olmak üzere, tehlikeyi görmekte ve kabul etmektedirler. Bu tehlikeyi karşılamak için de, toptan, büyük bir organizasyon dahi olmadan, meydanları doldurmaktadırlar. Radyo ve televizyonlarının başındaki izleyenler de, meydanları dolduranlar kadar heyecanlıdırlar.
Meydanları dolduran insanların istedikleri bütün dünya ülkelerinde makes bulmaktadır. Fransa’nın kadın Cumhurbaşkanı adayı, laikliğin korunması için milyonların sokaklara döküldüğü Türkiye diye söz etmektedir. Her ülkede ilgi gösterildiği halde, yalnız memleketimizin iktidarı, bu asil hareketi bindirilmiş kıtalar olarak tavsif ederek küçükseme yoluna gitmiştir.
Biz, bilhassa ben, geçmişte bu cins hareketleri ve küçümsenmelerini gördüm. Küçümsenmeler, o devrin yetkilileri gibi algılanmaktadırlar. Demek oluyor ki, geçmiş olayı görmeyenler, yazılanları da okumayanlar, okumaya alışkın olmayanlar, tıpa tıp aynı cümleleri kullanarak duygularını ortaya getirebilmektedirler. Bir gün pişman olacakları anın da geldiğini görünce, belki de onların pişmanlıkta kullandıkları kelimeleri ve cümleleri de bulup ortaya çıkaracaklardır.
Biz böyle şeyler konuşup ve yazınca, düşünme yoksunu olan insanlar, hemen orduya davetiye çıkarıldığını söylemeye yelteniyorlar. Cumhuriyet tehlikede ise, elbette ki Ordu da üzerine düşen görevleri yapacaktır. Ordunun silah çatıp olayları seyretmesi, tarafsızlık anlayışının gereği olarak görülemez. Bizim ordu, Cumhuriyet ordusudur. Cumhuriyet tehlikeye girince, ordunun görevi olmaz olur mu?
Yalnız, orduya davetiye falan çıkaran yok. Ülkenin gençleri, bütün kadın teşekküllerini de içine alarak, tehlikeyi karşılamak üzere meydanlara dökülmüşlerdir.
Burada, olayları bilgisizlik içinde küçümseyerek hareket etmek tehlikelidir. Devlet adamı, olayları gören ve anlamını kavrayabilenlerdir. Marifet olayların önlenmesidir. Bu olayların topunun ortaya getirilmesinin amili iktidar partisidir. İktidar partisi, anlaşma yolunu seçmiş olsa, yine bir AKP’li insanın aday olması üzerinde, muhalefetle anlaşmaya varabilirdi. Muhalefeti adam yerine koymayan bir iktidar, başına gelenleri kendisi karşılamak zorundadır.
|