|
Pazar Anneler Günü’ydü malûm.
Anneme gittim, elini öptüm.
Aday olacağımı duyunca ağlamış.
Sevinçten, heyecandan filan değil, “Oraya gidenlerin haramı helale karıştırdıkları söyleniyor. Oğlum da öyle oluverirse…” diye.
İlahi anne !
Senin oğlun 37 yıldır gazeteci olarak toplumun içinde.
İyi-kötü her şeyi de biliyor, görüyor…
Toplumsal dejenerasyon doruğa çıkmışken, bunca yıl temiz kalmayı başarabilmişse, bundan sonra niye bozulsun ki !..
Hem, hastalıktan çalışamadığı ve bu yüzden büyük mağduriyet yaşadığı bir dönemde, yolda bulduğu, kendisine adeta “ilaç” gibi gelecek yüklüce bir parayı, hiç tereddüt etmeden götürüp zabıtaya teslim eden bir babanın evlâdı değil mi senin oğlun?..
Sen ağlama anne…
Hele de o anlamda hiç korkma !
* * *
Çok duygulandım da, onun için yazıyorum.
Zaten gazetecilik yaşamım boyunca, sevinçlerimi, üzüntülerimi, kaygılarımı, coşkularımı hep paylaşmadım mı hemşehrilerimle?...
Günü gününe…Sıcağı sıcağına…
Çok yanlışlarım oldu, farkedince hemen özür diledim. Hatayı kabul etmeyi erdem saydığım için “Hatalarıyla övünen adam” diye de nitelendim.
Ama emin olduğum bir şey var:
Bilerek, isteyerek kimseye kötülük etmedim.
Yine bilgim içinde kursağımdan haram lokma geçmedi.
Adaylık için yola çıkarken de, “iddialıyım” ama hiç “ihtiras” taşımıyorum.
Kısmetse olur; başka bir kulvarda ve daha etkin biçimde topluma hizmete devam ederim. Olmazsa, zaten halisane “soylu” bir hizmetin ve toplumsal uğraşının içindeyim.
Gücümün yettiği yere kadar Çorum için çabalarımı sürdürürüm.
* * *
Yer yer bunaldığım olur, değer bilmezliğinden yakınırım toplumun.
Umudun tükenir gibi olduğu noktada, birkaç can dostum yetişir, teselli eder.
Ve onlar derler ki, “Tam da senin düşündüğüm gibi değil…Bu toplum insana değerini verir, ama pek belli etmez.”
Aday adaylığımın duyulmasıyla birlikte öyle güzel karşılıklar almaya başladım ki, dostlarımın bu değerlendirmelerinin ne kadar isabetli olduğunu anladım. Ve biraz da sabırsızlığımdan utandım.
Toplumun her kesiminden sevgi yağdığını söylersem, lütfen abartı saymayın.
“Hayatımda ilk defa CHP’ye oy vereceğim” diyenlerin sayısı, daha şimdiden yüzlerle ifade edilebilir düzeyde.
Bunca yıl, sevgiyle, saygıyla, ardniyetsiz ve hesapsız, bu topluma elimden geleni vermeye çalıştım.
Demek ki, sandığım gibi boşa gitmemiş.
İçim şimdi çok daha rahat…
Ve sonucu ne olursa olsun, iyi ki adaylığa karar vermişim de bunu görme fırsatını bulmuşum…
Sağolun can dostlarım, sevgili hemşehrilerim.
* * *
Çorum’un yerlisi, mütevazı-muhafazakâr bir aileden geliyorum.
Çocukluk yıllarım, pek çok akranım gibi yokluklar, yoksunluklar içinde geçti.
Yokluklar içinde, ama mutlu…
O yılların Çorum’unu, insan ilişkilerini, güzelliklerini anlatırken, hep içim titrer.
Çok okuduğum ve özellikle yakın tarihe meraklı olduğum için olsa gerek, Atatürk’ü, ilkelerini, devrimlerini öylesine sindirdim ki, ilkgençlik yıllarımda kendi bilincimle sosyal demokrasiyi seçmem bir sürecin doğal sonucuydu sanki.
Ve hep öyle de kaldım bütün içtenliğimle.
Ama, benim sosyal demokrat olmam, merkez sağcısını da, milliyetçisini de, muhafazakârını da rahatsız etmedi.
Beni tanımaları koşuluyla.
Onun için, çoğu dostum “Seni sevmeyen, seni tanımayandır” demiştir.
Onun için, esnafla, iş dünyasıyla, kentin tüm kesimleriyle CHP arasında köprü olabileceğime inandıklarından, CHP dışından da nice önemli insanlar adaylığımı destekliyorlar.
Benim gibi utangaç bir insan, bugün tevazu sınırlarını da aşarak bunları yazabiliyorsa, anlayınız ki, bunun böyle olduğuna iyice inandırılmıştır, yüreklendirilmiştir.
Bu onurlu görevi elbette istiyorum, ama emin olunuz ki, nasip değilse de hiç gam yemeyeceğim.
Gördüğüm ilgi, sevgi, destek ömrüm boyunca yetecek.
Mehmet YOLYAPAR
|