|
İnsanlar, bir ülkede sorumsuzluğu meslek edinince, o ülkede kaos ortaya çıkar. Kargaşa bir defa başlayınca, artık insanlar, kendi çıkarları dışında düşünme yeteneğini bulamazlar.
Bir rejimin içinde yönetimde yer alan insanlar, hangi seviyede olurlarsa olsunlar, o rejimin gereklerine uymak zorundadırlar. Yönetime talip olmada esas istek te budur. Rejimi değiştirme imkanlarını hazırlamak için, o rejimin içinde göreve talip olunamaz. Her rejim, cinsi ne olursa olsun, kendisini korumak zorundadır.
Demokratik rejimde de, yönetime talip olan insanların hareket tarzları aynı olacaktır. Demokratik haklar, demokrasiyi yok etmek için kullanılamaz. Demokratik rejim, kendisini koruma vasıtalarına da sahiptir.
Bunların hepsi, hemen herkes tarafından biliniyor da, yine biz, usulen hatırlatmış olmaktan fayda bekliyoruz.
Cumhuriyetin tehlikede olduğu tartışması artık kapanmalıdır. Cumhuriyet tehlikededir. Her seviyeden bu kadar insan ve kurum yanılmış olamaz. İnsanları meydanlara çeken amil de, herhangi bir şahıs, kurum ve siyasi parti değildir. Meydanlar, Cumhuriyetin tehlikede olduğu inancı yaygın olduğu için, bizzat vatandaşlar tarafından doldurulmaktadır. Türkiye, tarihte görmediğimiz bir durum gösteriyor.
Meydanların kendiliğinden doldurulmuş olması ve azameti, bütün Dünyayı ilgilendirmiştir. Bir veya iki milyon insanı bir araya getirmek, daha doğrusu, bu kadar insanın bir araya geldiğini görmek, aklı olan her insanı heyecanlandırır ve biraz da ürpertir.
Ben, böyle benzer bir durumu aşıyan Fransa’da, halkın sokaklara dökülüş halini ve neticelerini gözlerimle gördüm. Orada da Cumhuriyetin tehlikede olduğu açıklamaları vardı. General De Gaull’e de heyetler gönderilmişti. Fransa’da, Devletin bütün kurumları da işlerinin başında bulunuyorlardı.
Hiç düşünülmeyen bir günde, De Gaull’ün malikanesinde basına açıklamalarını dinlemiştik. De Gaull, tehlikeye işaret ettikten sonra, millet istiyorsa, sorumluluğu kabul edeceğini açıklayıverdi.
Fethiye’nin operatörü sayın Dr. Orhan Günel ile, küçük motosikletimizin üzerinde, orman içinde bulunan bu malikaneye girmiş ve şato sanarak gezmek istemiştik. De Gaull, eşi ile birlikte geziniyordu. Ben, bu olayı daha önceleri makaleleştirmiştim. De Gaull tarafından birazcık azarlanmış, sayın eşleri tarafından da iltifatlara mazhar olmuştuk. Evi gezmeden ayrılmıştık.
İşte, De Gaull, sorumluluğu alabileceğini bildirdiği an, televizyonlarda gördüğümüz bu yerin De Gaull’ün malikanesi olduğunu da öğrenmiştik. Yoksa, ilk karşılaşmada De Gaull’le karşılaşmış olduğumuzun farkına varmış değildik.
İşte De Gaull, bir beyanatla bütün Fransa’yı sarsmış, Parlamentonun ve hükümetin çekilmesiyle, bütün sorumluluğu üzerine alıvermişti. General De Gaull, bu sorumluluğun altından kalkmasını bildi.
Başbakan ve AKP teşkilatı hariç, her kurum ve her yetki sahibi insan, Türkiye Cumhuriyeti’nin ve laiklik anlayışının tehlikede olduğunu söylüyor. Türk ordusu da, bu tehlike söylemlerine iştirak ediyor.
Meydanları dolduran aydın insanlar da, partilere birleşmelerini anlatıyorlar. Demokratik sistemden ayrılmak isteyen yok. Demokrasiyi, laikliği ve Cumhuriyeti korumak için, Cumhuriyet’le hesaplaşmayacak partilerin birleşmeleri isteniyor. Sağ kesimde başarı adımları da atılmıştır.
Sol bir türlü karar alamıyor. Herkes meclise girmek istiyor da, müşterek seçime girmiş olmalarına rağmen, istiklallerini ellerinden bırakmak istemiyorlar. Her sol parti, bir gün hakim olacağı hayali içinde yaşıyor. Programlarında bir ayrıcalık ta pek yok.
Sevgili ve muhterem Çorum halkı, bu düşünceyi taşıyan insanlara sorumluluktan bahsedilebilinir mi? Acaba, bunların indinde “Tehlike” sözcüğü anlam mı değiştirdi? İlla, De Gaull gibi birisinin mi çıkması gerekiyor? 61 senedir, bu dağınıklık ve bu sorumsuzluk yüzünden Türk solu Devlet yönetiminden uzakta kalmıştır. Meydanları dolduran insanların birleşin çağrısından, sola oy vericeği anlamını bile çıkarmak mümkündür. Bu kadar vurdumduymaz insanlara ve partilere “sorumsuzsunuz!” dersek, hatalı mı olmuş oluruz?
|