Anasayfa arrow YAZARLAR arrow GÜNAY ERTUĞ arrow EY YÜCE KAZIK!..
EY YÜCE KAZIK!.. Yazdır E-posta
30 04 2007
Türk dil kurumunun hazırladığı Türkçe sözlüğe göre kazık, “Toprağa çakılmak için hazırlanmış, ucu sivri çubuk” demektir.
İki türlü olur. Birincisi, inşaat ve çeşitli yapılarda kullanılan metal kazık ( konumuz inşaat falan yapmak olmadığından bu türlü kazık şekli şimdilik kenardadır) ikincisi, hayatımızın her alanında kullanabildiğimiz ve erişilmesi en kolay olan AĞAÇ kazıktır…
Günümüzde dilimizin tespihidir kazık. Nerdeyse iki cümlenin içerisinde muhakkak kullanırız kendisini. Hele de Alman usulü yaşamaya başladığımız son yirmi yıl içerisinde sadece sözcük olarak kullanmak bir tarafa yaşamın kendisi olmuştur kazık…
Güzelim AĞACIN yan ürünü olan kazığın çekmediği yoktur bizden. Nedense birbirimizi kandırmayı, arkadan numara çevirmeyi, bir köşede sakin sessiz beklemeyi, dimdik yürümeyi veya oturup kalkmayı hep ona benzetiriz.
Bu konuda türetilmiş o kadar çok terimimiz var ki, “Kazık atmak… Kazık dikmek… Kazık gibi… Kazık kadar… Kazık yemek,… Kazık yutmuş gibi…”   bunlardan bazıları. Fakat bunların en kullanılanı ve uygulananı KAZIK YEMEK ve KAZIK ATMAKTIR!..
Kazık yediğiniz an; hiç beklenmedik zamanda beklemediğiniz kişiler tarafından kandırıldığınızı hissettiğiniz andır. Sonundaki YEMEK kelimesi sakın aldatmasın sizi. Bunun midenin açlığı-tokluğu ile alakası olmadığı gibi, “hadi bu gün öğlen karnım çok acıktı bir kazık yaptıralım da yiyelim” deme şansınız da yoktur.
Bundan farklı olarak kazığın, Eflak kralı  VOYVODA tarafından keşfedilen yenme şekli vardır.Voyvoda türü kazık yemek, insanda yaşama şansı yada intikam alma durumu bırakmadığından ve acısı kısa sürdüğünden pekte tercih edilen şekil değildir.
 Eskiden farklı olarak şimdilerde kazık genellikle cana olmayıp mala olduğundan yeseniz bile hem yaşama şansınız hem de yediğiniz kazığı aynı ile karşı tarafa yedirme şansınız vardır…
Ki, buna da kazık atmak diyoruz…
Kazık atmak, insanları kendi çıkarları için kandırmak anlamı da taşıdığından, hoş olmayan, tasvip edilmeyen bir durumdur. Beklide taa kazıklı Voyvodo’dan bu tarafa insan canı yakan da demek olduğundan kimse kendisini topluma “Can yakan” olarak tanıtmak istemez. O nedenle insan oğlu yediği kazığın çapını boyunu bunun yanı sıra kendi masumiyetini anlatırken, attığı kazığı dillendirmek istemez.
Ama her ne hikmet ise, doğduğumuz günden itibaren ömrümüz bir kazık etrafında geçip gider…
Kimdir bu meşhur kazığın mucidi? Bilinmez…
Arşimet bile suyun kaldırma kuvvetini keşfettiği hamamdan BULDUM BULDUM diye anadan üryan pazarın içine dalarken, KAZIĞIN mucidi asırlardır ortaya çıkarılamamıştır.
 Belki de evrenseldir kendisi!..
Medeniyetin beşiği Anadolu olduğuna ve ilk uygarlık bu topraklar da kurulduğuna göre, kuvvetle muhtemel kazıkta burada icat olmuştur diye düşünüyorum!..
Gerek yerken, gerekse atarken canımızın, canlarımızın yandığını bilmemize rağmen, hiç bir icadımıza sahip çıkmadığımız kadar sahip çıkarız kazığa.
Hem de kötülüğünü bile bile..
Derler ki soğuk Erzurum’da doğar, Sivas’ta büyür, Gerede’de dağılırmış.
Her ne kadar coğrafya Anadolu olsa da, Anadolu’nun pek çok bölgesi olduğundan bir yere maal etmemekle birlikte tıpkı soğuk gibi Kazığın da Elazığ’ın sert meşe palamutlarından doğduğu, Tunceli’nin yamaçlarında serpildiği ve dağıtımın olduğu söylenir!
İsteyen inanıp inanmamakta serbest. 
Bana göre o yörenin meşesi kırılgan olmayıp gayet yumuşaktır. En ufak rüzgarda bile rahatlıkla el etek öper gibi eğildiğinden, eğil gen, yumuşak ve kıvrılman ağaçtan KAZIK OLMAZ.
Olsa bile bir yere kadar üstlendiği misyonu sırtında taşıyabilir…
Sonrası malum!..
Kısaca KAZIK, hayatımızın her alanını işgal etmiştir. Dilimizde tespih, yaşantımızda yön verendir…
Bazen karşınıza alıp konuşmak geçer içinizden kendisi ile…
Fakat söz bilmediğinden ve her kalıba rahatlıkla girebildiğinden çabuk körelir bu isteğiniz. Ama yine de bir şekilde söylenirsiniz karşınızdakinin insan olmadığını bile bile…
Ey yüce KAZIK!..
“Toprağa çakılı sabit yerinde durur iken hayat iksiri özelliğin çıkarıldığında, çekilmez oldun. Kendini vazgeçilmez sandın dı ama senden o kadar çabuk vazgeçtiler ki artık sofrada KÜRDAN olarak bile kullanılmıyorsun…
Sen ancak bir MASA da ayak onun kenarındaki sandalyede KERTİKSİN…
Nerde doğdun? Nerde semirdin? Bilinmez ama bu memleketten asla dağıtım olamayacaksın.
Hem haberin var mı bilmem.?
Burgulu, her kalıba girip çıkan ağaç kazıklara alternatif icat edilen metal kazıklar çıkalı beri sana EŞEK bile bağlanmıyor...
Her Gününüz Güzel Olsun.
 
< Önceki   Sonraki >
 

SİTE İÇİ ARAMA

 
 

ÜYE GİRİŞ / ÇIKIŞ






Kayıp Parola?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol

 

Gazete Oku

Son Eklenen 5 İlan

ELEMAN
İş Verenler (28.08.2008)
RADYO FREKANSI
Satmak Istiyorum (28.08.2008)
BAYAN AŞÇI
İş Verenler (28.08.2008)
SATILIK DAİRE
Satmak Istiyorum (27.08.2008)

 
= Fotoğraf Var

SİTE ZİYARETÇİLERİMİZ

Şuanda 34 misafir bağlı

SİTE SAYFA SAYACI


Başlangıç 01.01.2007

RSS / XML

   Basın ve Yayın   Free Page Rank Tool

             

Ip Adresiniz: 38.103.63.61